Ben oldukça olmak istiyorum

Ana sayfa » Gebelik » Anne olmak istiyorum. Doğurganlık Tahmini Yöntemi İle Hamile Kalmak. 13 Eylül, 2020. Bu doğal yöntem, kadınların hamile kalma ihtimalini arttırmasının yanı sıra ne zaman yumurtlama döneminde olduklarını anlamalarını sağlayarak cinsel ilişki için en uygun zamanı belirlemelerine yardımcı oluyor. ... Ben de CEO Olmak İstiyorum Son dönemlerde, başarılı ve hırslı öğrencilerden en çok duyulan cümlelerden biri haline geldi “CEO olmak istiyorum!” cümlesi. Yeni nesil şirketlerin yaptıkları gençleri oldukça heyecanlandırmaya başladı ve ortalığı bir CEO(Chief Executive Officer) olma sevdası sardı. Ben polis olmak istiyorum çünkü :insanlara yardım etmeyi çok seviyorum ve çok mutlu oluyorum vatanını korumak istiyorum polis üniformasını giydiğimi hayal bile edince çok mutlu oluyorum polis olmak benim tek ve en büyük hayalim insan sevdiği mesleği yapmalı bence inşallah polis olmayı gönülden isteyen herkese Allah nasip eder Merhaba. Bugün oldukça farklı bir konuda meraklıları bilgilendirmeye ve en doğru şekilde yönlendirmeye çalışacağız. Mit ajanı olmak isteyenler için hazırladığımız bu yazıda, bilinen ve bilinmeyen yönleriyle ajan olmak isteyenleri bilgi kirliliğinden uzak bir şekilde bu işe girmeden önce ve girdikten sonra dikkat etmesi gereken özellikleri, işin niteliklerini ve iş ... Ben dj'likten çok para kazanıyorum. 😍 Eve ben dj olmak istiyorum dediniz ve oldunuz dj'lik yaparak çok para kazanabilirsiniz ama sizin çok para kazanmanız aslında bir şeylerden ödün verdiğiniz anlamına da gelir çünkü dj olarak çok iyi bir aile hayatı kurmanız zordur eğer bu işi yapıyorsanız gece hayatının risklerini de göz önüne almalısınız. Tutkuyla ... Küba vatandaşı olmak için şartlar oldukça ağır. Ben sizin ülkenizin vatandaşı olmak istiyorum diyerek vatandaşlık almanız mümkün değil. Ancak Küba vatandaşı olmasanız dahi oturma izininiz varsa hemen hemen vatandaşlarla aynı haklara sahip olursunuz. Küba’nın en çok bilinen özelliklerinden birisi olan ücretsiz ... İNTERNETTEN YATIRIMI ŞİMDİ KEŞFET!100.000 TL SANAL PARA İLE NELER YAPABİLECEĞİNİ HEMEN GÖR!(Ücretsiz Deneme Hesabı Açmak için Tıklayın) Dünya’da 7,44 milyar insan yaşıyor. Bunların 15 milyon tanesi milyoner, yaklaşık 1,810 tanesi ise milyarder. Peki ya geri kalanı? Çoğunluğu boğazına kadar borca batmış, kendilerini bu acımasız ve tiksinç durumun ... Pek çok kadın hem anne olmak ister hem de bundan korkar. Bu, oldukça sık rastlanan bir durumdur. Bu nedenle sizin için bazı önerilerimiz var. Hamilelik beklenmeyen bir haber olmasa bile, hamile olduklarını öğrendiklerinde kadınlar son derece duygusal olabiliyor. Bununla birlikte bazıları da korkuyor ve gergin hissediyor. ben mutlu olmak istiyorum bir ilişkide güven oldukça gerisi gelir ben romantik biriyim düzenli sporu ve gezmeyi seviyorum güvenilir bir ilişki istiyorum hayatımda ben hayatıma giren biriyle bir ömür mutlu olmak istiyorum kocam olacak kişi ile her günüm her anım onun güzel olsun istiyorum birlikte güzel günler geçirmek ve gezmek eğlenmek gezmek istiyorum.

Düşüncelerinizi merak ediyorum

2020.09.18 13:02 Grenslas Düşüncelerinizi merak ediyorum

Merhabalar,ben 16 yaşında bir bireyim ve aklımı günlerdir çelen bir sorunu sizlerle paylaşmak istedim.Fen lisesi öğrencisiyim doğal olarak sayısal bölümden önümüzdeki sene sınava gireceğim fakat sayısal alanındaki rekabet çok fazla .İyi bir üniversite kazanmak için günde 7-8 saat çalışmak gerekiyor.İyi bir üniversite kazansam bile mezun olmam 5 yıl sonra gerçekleşecek .Ki işsizliğin patladığı şu zamanlarda bile iş bulmak bir hayli zorken 5 sene sonra ne olur kim bilir .Kendimi farklı alanlarda geliştirmek istiyorum fakat ailem güzel bir üniversitede okumam için baskı yapıyor ve bu durumdan dolayı kendimi geliştiremiyorum.Sadece ders çalışmamı istiyorlar.İlerleyen zamanlarda emeklerimin karşılığını alamamaktan korkuyorum.5 sene boyunca boşu boşuna çalışmış olmak hissi beni mahvediyor ayrıyeten moral ve motivasyon olarak bitiriyor.Ders çalışırken bile ilerde yaşama olasılığımın bir hayli olduğu işsizlik sorunu aklıma geldikçe soğuyorum dersten. İyi üniversitelerde okuyan tanıdıklarım işsiz bende onlar gibi olmak istemiyorum. Üniversiteye gideceğim elbette ama sırf üniversite sınavı için günde 9-10 saat çalışmanın mantık dışı olduğuna inanıyorum .Kendimi hangi alanlarda geliştirebilirim ilerde faydasını görebileceğim.Ne yaparsam faydasını görebilirim? İyi bir üniversite kazanmak için 7-8 saat ders mi çalışmalıyım? Kafam oldukça karışık. Saçmaladıysam özür dilerim İyi günler ...
submitted by Grenslas to Turkey [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.19 02:40 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

https://preview.redd.it/bwzck3g5uuh51.png?width=854&format=png&auto=webp&s=1fafe6187a0c586b939eb4c4a049739b01cd5096

Marksizm

7.1

İçinde bulunduğumuz zaman Proudhon’un 1848’de tarif ettiğinden farklı bir hal almıştır. Mülksüzleştirme her bakımdan artmıştır. Sosyalizmden altmış yıl öncesine göre daha uzağız.
Altmış yıl önce Proudhon, bir devrim anında, bütünü yeniden şekillendirme arzusu anında halkına o an için ne yapılması gerektiğini söyleyebilirdi.
Bugün halk ayaklansa bile, o zaman çok önemli olan bir husus artık tek başına belirleyici olmaz. Ayrıca iki bakımdan tam bir halk artık yoktur: adına proleterya denilenler kendiliğinden bir halkın cisimleşmiş hali hiçbir zaman olamayacaktır, öte yandan uluslar, üretim ve ticarette birbirlerine o kadar bağımlıdırlar ki tek bir halk artık halk değildir. Fakat insanoğlu birlikten uzaktır ve yeni küçük birimler, topluluklar ve halklar tekrar vücut bulana kadar da birlik olamayacaktır.
Proudhon, özellikle ruhsal ve psikolojik yaşamın yükselme anında ve de her devrime eşlik eden bireylerin orjinalliği ve kararlığı anında ve dönemin Fransa’ya has koşullarında (ki önemli bir parasal ve iştirak kapitalizmi ülkesi olmasına rağmen halen daha büyük sanayi kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin ülkesi değildi) tamamen haklıydı. Faiz ile zenginleşmenin devri daimini ve ortadan kaldırılmasını her reformun köşetaşı ve en hızlı, adamakıllı ve acısız bir başlangıç yapılabilecek nokta olduğunu dikkate almakta haklıydı.
Gerçekten de haksız zenginleşmenin, sömürünün, kendileri için değil de başkaları için çalışan insanların ortaya çıktığı koşullarımızın üç noktası bulunmaktadır. Tıpkı fizik, kimya ya da astronomideki hareketlerde olduğu gibi toplumsal süreçlerin hareketinin her noktasında önemli olan işte bu tür bir sabit kaynak ve daimi sebeptir. Özgün bir sebebi her hangi bir geçmişte ya da ilkel koşulda soruşturmak her zaman yanlış ve verimsizdir: Hiçbir şey sadece bir kez meydana gelmez, her şey daimi bir oluş içerisindedir ve hiçbir orijinal şey yoktur, sadece sabit hareketler ve sabit ilişkiler vardır.
Ekonomik köleliğin üç ana özelliği aşağıdadır:
Birincisi, toprağın özel mülkiyetidir. Bu, mülksüzleştirilmiş, yaşamak isteyen şahsın, kendisini toprağı sürme ve dolaylı ya da dolaysız toprağın ürünlerini kullanma olanağından yoksun bırakan kişiye karşı izin isteyici, bağımlı bir tavır sergilemesi ile sonuçlanır. Toprağın özel mülkiyetinden ve onun doğal sonucu olan mülkiyetsizlikten kölelik, itaat, haraç, faiz, proletarya çıkar.
her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır
İkincisi, her ihtiyaca süre tahdidi olmaksızın ve değiştirilmeksizin hizmet eden bir takas aracı ile takas ekonomisinde malların dolaşımıdır. Altın bir taş, yüzyıllar boyunca değişmeden durmasına rağmen sadece ona sahip olmayı kıymetli gören, mücevher ya da gösteriş ihtiyacını tatmin etmek adına ona sahip olmak için emeğinin ürünlerinden vazgeçmeye istekli olan kişi açısından bir değere sahiptir. Malların çoğu atıl kalarak ya da kullanılarak maddi değerini de kaybeder ve tüketimde hızlıca yok edilir. Bu mallar takas amacıyla, karşılığında aynı amaçla üretilmiş eşyanın kullanımını elde etmek için üretilir. Para çok önemli bir istisnadır, zira takas edildiği halde gerçekte kullanılmaz. Para teorisyenleri tarafından bunun aksini söyleyen açıklamalar aksine kötü bir vicdanı yansıtır. Buna göre bir ürünün eşit değere sahip bir ürünle takas edilmesinin beklendiği adil bir takas ekonomisinde paramıza mütekabil bir dolaşım aracı gerekecektir ve muhtemelen buna “para” denecektir. Ancak bu, paramızın belirleyici niteliğine – mutlak değere sahip olma ve de başkalarının aleyhine onu kazanmayan kişilere hizmet etme niteliğine – sahip olmayacaktır. Burada konu dışında tutulacak olan, hırsızlık ihtimali değildir; her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır ve serbest ticaretin bürokratik otoriteyle ikame edileceği ve kimin ne kadar çalışmak ve tüketmek zorunda olduğunun belirlendiği devlet köleliğinde bir anlam taşır. Fakat aksine serbest takas ekonomisinde para diğer tüm emtialar gibi olmalıdır ki bugün esasen emtiadan farklıdır ve hala genel bir takas aracı olarak durmaktadır: diğer tüm emtialar gibi çifte takas ve tüketim niteliği taşımaktadır. Adil bir takas toplumunda bile takas aracı tüketilemezse ve zamanla değerini kaybetmezse zararlı büyük miktar sahipliğini ve dolayısıyla yan hakları elde etme ihtimali düşünülmeden reddedilemez. Gerçi bilinen tarihte, büyük toprak sahipliği ve sonuç olarak tüm sömürü biçimlerinde veraset ve benzeri (aygıtlar) iktidar ve devlet koruması ile kıyaslandığında yalnızca tali bir rol oynadı. Bu bakımdan Silvio Gesell’in önerisi (yani günümüzde olduğu gibi yıllar geçtikçe değer kazanmayan, aksine başından itibaren gittikçe değer kaybeden, böylelikle kişinin bir malı karşılığında elde ettiği bir miktar paranın mümkün olan en kısa zamanda tekrar bir ürün için takas etmenin haricinde hiçbir baskılayıcı bir çıkarının olmayacağı bir para çeşidi bulmak) değerlidir. Silvio Gesell, Proudhon’dan bir şeyler öğrenmiş, onun büyüklüğünü tanımış ve onu temel alarak bağımsız bir şekilde daha ileri fikirlere ulaşmış çok az kişiden biridir. Bu yeni paranın dolaşım akışına nasıl canlı bir hareketlilik getireceğine dair, nasıl üretim ve takas aracını elde ederken hiç kimsenin tüketim harici bir çıkarının olmayacağına ilişkin tarifi, tamamen, hızlı para dolaşımının kamusal ve özel yaşamda nasıl neşe ve canlılık getirdiğini, öte yandan piyasadaki bir tıkanmanın ve daimi paranın yavaş dolaşımının da enerjimizin durmasına ve ruhumuzun durağanlaşmasına sebep olduğunu öğreten Proudhon’un ruhundan kaynaklanmaktadır. Yağma tehlikesi barındırmayan objektif bir takas aracının bulunup bulunmayacağı – bu sorunun sorulmasıyla ilgili en önemli şey sadece sorulabilmiş olmasıdır – geleceğe ait bir mesele değildir. Aksine mesele para dolaşımının diğer iki noktayı belirleyici bir şekilde etkileyen kalkış noktası olup olmadığı ya da olup olamayacağıdır. Ancak burada şunun söylenmesi gerekir: eğer tarihin belirli bir noktasında, ki 1848’de Fransa’da olan buydu, mütekabiliyet takas ekonomisine sokulduysa, bu, büyük toprak sahipliği ve artı-değerin sonunu imlemiş olmalıdır.
Ekonomik köleliğin üçüncü kilit özelliği, buna göre, artı değerdir. İlk olarak söylenmesi gereken şey şudur: eğer kişi bununla ne demek istediğini net olarak ortaya koyup bu tanımına sıkıca bağlı kalmazsa değer kavramı ile pek çok fitne çıkarılabilir. Değer ifadesi anlamında bir talep taşır; bu anlam, kişi potansiyel alıcının cevabının fiyatın söylenmesini, ardından oluştuğunu düşündüğünde netleşir. Bu bakımdan değer öncelikle keyfilikten kaçınır. Fiyatı doğru değer, gerçek değer bağlamında gördüğümüz zaman kavramı biraz daha fazla daraltırız. Değer, fiyat ne olması gerekiyorsa odur, fakat öyle değildir. Bu ilişki her malın fiyat-ilişkisinde bulunur. Bu anlamda “değer” ifadesi, bu sözcüğün kullanımına dikkat eden herkesin fark ettiği gibi, fiyatın değere eşit olduğu, ya da diğer bir deyişle tüm gerçek iş ücretlerinin toplamının malların nihai hallerinin fiyatlarının toplamına eşit olduğu ideal, ya da toplumsalı talebi içerir. Elbette bireyler olarak karşıt duran insanlar her avantajı, sadece malın değil arzu edilen ürünlerin ender bulunurluğunu, özel sebeplerle artan talebin, tüketicinin cehaletinin vs. avantajını da sömürdüğünden hakikatte söylenen fiyatın toplamı ücretlerin toplamından daha fazladır. Belirli kategorilerdeki işçiler bazı koşullar altında bu muayyen avantajların bir kısmından, daha yüksek “maaş” biçiminde yararlanırlar. Eşit derecede yorucu işte çalışan kardeşlerinin maaşları ile kıyaslandığında bu yüksek maaşla çalışan işçilerin avantajı sadece ücret olmaz. Kâr da avantajlıdır. Kompleks ekonomik yaşamın hiçbir detayı, çalışmanın ürettiği her şeyi sadece ücretiyle satın alamayacağı gerçeği ile ilgili hiçbir şeyi değiştiremez. Aksine, kârın satın alım gücü için dikkate değer bir bölüm bırakılmıştır. Yukarıda da önerildiği üzere, hâlihazırda piyasaya mal olarak girmiş üretimin ara aşamaları burada ele alınmamıştır. Çünkü kişi meseleye yakından bakacak olursa malların kapitalist bir üretici tarafından ücretlerle ya da kârla değil sermaye ile (ki bunu yakında daha detaylı göreceğiz), itibar ya da mütekabiliyet yerine sızan bir şeylerle, başka bir kapitalist üreticiden satın alındığını görür. Elbette çalışma (iş), nihayetinde bu sermaye için faizi sağlamak zorunda olandır. Fiyatlarda saklanmıştır ve hâlihazırda yukarda mülkiyetten kaynaklanan kâr şeklindeki bir başka biçim olarak adlandırılmıştır. Zira sermaye akışkan ve hareketli kılınan mülk-sahipliğinin dolaşım ve emek üzerinden elde edilen ürünlerinin biçimidir. Sermaye, görünüşte mülk sahibi olmayanlar açısından bile hala oluşum sürecinde olan bir ürün için maaşları artırma veya bir ürünün bir işleme sürecinden diğerine geçişi sırasında maaşları emeğe ödeme yahut bu ürünlerin ticaretini yapma ve bu ürünleri depoda tutma yoluyla ürünleri edinme aracıdır. Yakında sermayenin bu farklı biçimlerini ve sermayenin şey-gerçeklik, hakiki ruh gerçekliği ve sahte sermaye şeklindeki ayrımlarını ele alacağız.
Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz?
Bu bakımdan değer dediğimiz şey sadece toprağı iyileştirmek ve yeryüzünün ürünlerini çıkarıp işlemek için çalışma yoluyla ortaya çıkar. Fakat işçiler kendilerini kiralamaya, kendi iş kazanımlarının sonuçlarını başkalarına ticari kullanım için belli bir tazminat karşılığında teslim etmeye zorlanırlarsa ürettikleri ürünlerin değeri ile kendi kullanımları için satın aldıkları ürünlerin fiyatı arasında bir orantısızlık hâsıl olur. Burada, ister işçilerin kendilerine yapılan ödemelerde – maaşları çok düşüktür – isterse satın alımlarında – mallar çok pahalıdır – tam olarak soyuldukları nokta göz ardı edilebilir. Ana mesele, mutlak miktarları değil ilişkiyi düşünmektir – ki bu örnekte ilişki orantısızlıktır – ve kapitalistlerin tüm kârının zorlu koşulları nedeniyle işçileri kabul etmeye zorladıkları indirimden, hangi noktada olurlarsa olsunlar, işçilerin çalışmasının veriminden kaynaklandığını, diğer bir deyişle, işçilerin ücretlerinde yapılan indirimin ya da azaltılmış değerlerinin kapitalistlerin kârlarına veyahut artı değere eşit olduğunu hatırlamaktır. Burada hangi noktada kârın kapitalistlere aktığı da incelenmemiştir. Ne de bu sorunun yanlış bir şekilde sorulup sorulmadığına yakından bakan bir araştırmadır bu. Çünkü bu soru da bir kez daha karşılıklı ilişki yerine mutlak olanı koymaya kalkışmaktadır. Yalnızca kârın mülk-sahiplerine, para-kapitalistlerine, müteşebbislere, tüccarlara ve onların tüm yardımcılarına, memurlara, “aklî” (mental) işçilere ve kapitalizmde ayrıcalıklı bir pozisyonda bulunan başkalarına çeşitli oranlarda dağıtıldığına dikkat çekilmiştir. Ve ayrıca bunun inşa meselesi olduğu da vurgulanmalıdır. Gerçi bu inşaalar tümüyle gereklidir: kapitalizmde rolü olan kişilerin gelirlerinin tamamı kar değildir, onlar da iş yaparlar. Ve “işçilerin” tükettiği her şey emek ücreti değildir; onlar da, genellikle çok az oranlarda da olsa kâr ekonomisine katılırlar. Çalışmayı (işi) verimli ve verimsiz olarak ve – aynı olmasa da – üretilen malları gerekli ve lüks mallar olarak ayırmak çok ileri gitmek olur. Burada, kapitalizm içerisinde yer alan pek çok ayrıcalıklı kişinin sadece biraz iş yapmakla kalmayıp şüphesiz verimli iş de yaptığına işaret edilmelidir, tıpkı işçilerin de tam ya da kısmen verimsiz iş görmesi gibi. İkinci olarak, işçilerin tüketimine sadece gerekli olan mallar değil lüks mallar da girer. Tüm bu detaylar, ki hepsi zamanımızın gerçek yaşamı için büyük önem taşır, burada zikredilebilir. Burada mesele, işçilerin ve işçilerin sendikalarının ücret meselesi üzerindeki tek taraflı vurgusunun Marksistlerin yanlış artı değer kavramı ile ilişkili olduğunu gösterme meselesidir. Yukarıda maaş ve fiyatın nasıl birbiri ile bağlantılı olduğunu gördük; şimdi de sözde artı değerin teşebbüsten doğan mutlak bir miktar olduğu ve buradan sermayenin diğer kategorilerine aktığı [iddiasının] tümüyle yanlış olduğunu gösterdik. Artı değer, maaş ve fiyat gibi bir ilişkidir ve belli bir noktada değil, ekonomik sürecin tüm akışlarında meydana gelir. Marksizm’in teşebbüs üzerindeki, özellikle sanayi teşebbüsleri üzerindeki çok önemli odağı burada tartışılan yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Marksistler bu konuda kapitalizmin Arşimedik noktasını keşfettiklerine inanmaktadırlar. Hakikat ise basitçe şudur: kârların cem-i cümlesi çalışmadan çıkartılır ya da diğer bir deyişle mülkün hiçbir verimliliği ve kapitalin hiçbir verimliliği yoktur, sadece çalışmanın verimliliği vardır. Bu bilgi aslında sosyalizmin bilgisinin temel bir noktasıdır ve Marksistler sırf bu bilgi yüzünden ki bu bilgiyi diğer tüm sosyalistlerle paylaşırlar, – Proudhon, Bastiat ile gerçekleştirdiği muhteşem polemiklerinde ve diğer pek çok yerde bunun klasik ifadesini ortaya koymuştur – kelimenin en geniş anlamıyla kendilerine sosyalist diyebilirler. Şunu da bilirler: mülk ve sermayenin kârlılığı, gerçekte emeğin verimliliğine karşı hırsızlık olan bir şey için sadece aldatıcı bir biçimdir. Fakat bu temel bilgiden yola çıkarak Marksistler kendi teorilerinde ve sendikacılar da kendi eylemlerinde, bu en cüretkâr yanlıştan sonuçlar çıkarmıştır. Marksistler bir davaları olduğu için, esas, mutlak bir davaları olduğu için buna inanmıştı. Onlar açısından iş, iş koşulları ve üretim süreçleri o andan itibaren her şeyi ve dolayısıyla materyalist tarih kavramlarının, gelişme yasalarının, sabit temerküz ve büyük kriz ve çöküş beklentilerinin, vs. kaba yanlışlığını açıklayan son işti. Sadece çok daha fazla araştırmaları gerekecekti – o halde işçilerin sıkıntıları nereden kaynaklanmaktaydı? – ve toprak sahipliği ve paranın süresinin dolmaması ve tüketilemezliği meselesi ile karşılaşacaklardı. Ve ardından sıra devlete ve ruha ve iniş çıkışlara gelecek ve devlet ve sermaye ve özel mülkiyeti de kapsayan koşulların kendi davranış biçimimizde mevcut olduğunu ve nihayetinde her şeyin bireylerin ilişkilerine ve bu bireylerin kurumlarla olan enerjilerine bağlı olduğunu bulacaklardı. Bu da enerjinin ve genellikle eski nesillerin bireylerinin güçsüzlüğünün katılaşmış kalıntıları zaman üzerine ağır bir yük olarak biner. Bakış açısına ve tasvire (imagery) istinaden kişi, ekonomik koşullar, siyasi ilişkiler, din, vesaireye bir bütün olarak, ya ağır üst yapı ya da bir dönemin bireyleri için yaşamın temeli adını verebilir. Fakat ekonomik ya da toplumsal “koşullar”ı bir zamanın “maddi” temeli ve ruh ve biçimlerini de sadece “ideolojik üstyapı” ya da kopyalama ve ayna-imgesi olarak ele alırsa bu görüş asla yanlış olmaktan öte bir şey olamaz. Artı değer bilgisi olarak bu tür bir önem verişin, yani özel mülkiyetin ve para-kapitalin emeğin yağmacısı olarak teşhirinin bu denli yıkıcı oluşu artı değerin “kaynaklandığı” yeri keşfettiklerine dair duyulan yanlış inançtı. Artı değer dolaşımda bulunur; artı değer bir malın satın alınımında, bir işçinin az ya da çok tüketimdeki ödemesin kadar meydana gelmektedir. Yine de bir başka şekilde ifade edilerek – sadece imgelerle konuşabileceğimiz için hakikat, çeşitli bakış açılarına göre tarif yapma girişimleri ile çevrelenmelidir ve bu yaklaşımdan daha çok yararlanmamız gerekmektedir; daha karmaşık ve parçalanmış olanlar kapsayıcı genellemelerimizde yakalamak istediğimiz fenomenlerdir – : Artı değerin sebebi çalışma değil, işçilerin zorluklarıdır. Yukarıda da söylendiği üzere çalışan insanların zorluğu, üretim sürecinin dışında bulunmaktadır. Hepsinden daha çok bu zorluğun vesairenin sebebi daha ziyade tüm kâr ve toprak sahipliği ekonomisinin dolaşımında yatmaktadır. Buna göre bu kabuklardan sebeplerine doğru, buralarda hareket eden ve bunlar tarafından hareket ettirilen veya kendilerinin bunların hareketlerinde engellenmesine izin veren insanların niteliğinde ve sonra bunlardan önceki nesillerin insanlarına giden dolaşımda bulunmaktadır. Artı değerin kökeninin nihai sebebi kapitalist üretim süreci değildir; insan ilişkileri için nihai bir sebebe ihtiyaç duyan bilim adamları kesin olarak şunu kaydetmelidir: Adem sondan bir önceki ve en sondur ve muhteşem güzellikteki mutlak olan Tanrı’nın kendisidir. Ve Tanrı, altı tam gün boyunca, kendi mutlaklığına karşı dahi sadakatsizleşir zira gerçek bir mutlakçı, çalışmak için kendisinin fazlasıyla iyi olduğunu düşünür. Tahtının yani kendisinin üzerine oturur ve kendisine ve kendi kendine ben dünyayım der!
Kapitalist üretim süreci, çalışmanın özgürleşmesi için sadece olumsuz anlamda kilit noktasıdır. Kapitalist üretim süreci daha fazla gelişme göstererek ve kendisine içkin yasalarıyla sosyalizme yol açmaz; işçilerin üreticiler olarak rollerindeki mücadeleleri üzerinden emek lehine kararlı bir şekilde dönüştürülemez. Bu, ancak ve ancak işçiler kapitalist üreticiler olarak rollerini oynamaktan vazgeçerlerse mümkün olacaktır. Herhangi bir insan hatta işçi bile kapitalizm yapısı içerisinde ne yaparsa yapsın her şey onu kapitalizm engelinin daha da derinlerine çeker. Bu rolde işçiler de kapitalizmin katılımcılarıdır. Gerçi işçilerin çıkarları kendileri tarafından seçilmiş değildir fakat bu çıkarlar kendilerine kapitalistler tarafından aşılanmıştır ancak her elzem şeyde, konumlandırıldıkları yerin adaletsizliğinin sırf avantajlarını değil dezavantajlarını da alırlar. Özgürlük sadece aklen ve fiziken kapitalizmden çıkabilen, kapitalizm içerisinde rol oynamaya son veren ve insan olmaya başlayan kişiler için mümkündür. Kişi bundan böyle gerçek olmayan kâr ve piyasası için çalışmayarak, ihtiyaç ve çalışma, açlık ve eller arasındaki bastırılmış gerçek ilişkiyi sağaltarak (restore) adam olmaya başlar. Yapılması gereken, temel sosyalist anlayıştan – yalnızca çalışma değer üretir – doğru sonucu çıkarmaktır ve sonuç: faiz piyasasından uzaktadır! Çalışma piyasası ve ruhu, çalışma ile tüketim arasındaki ilişki ve çalışma nedeni yine de tesis edilmek zorundadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir.
Bugün sosyalizm çağrısı herkese gitmektedir. Bu herkesin bu çağrıya cevap vereceği ya da verebileceği inancıyla değil bazılarına, herkesin yeni başlayanlar cemiyetine ait oldukları bilincine sahip olmaları için yardım etme temennisi ile yapılmaktadır.
Böyle yaşamaya artık katlanamayan ve katlanmayacak olanlar burada çağrının yapıldığı kişilerdir. Kitlelere, insanoğlunun halklarına, yöneticilerine ve tebaalarına, varislerine ve ıskat edilmiş olanlara, imtiyaz sahiplerine ve aldatılmışlara şu söylenmelidir: ekonominin topluluklarda birleşmiş insanların ihtiyaçlarını karşılamak yerine kâr için yürütülmesi zamanımızın devasa, bastırılamaz utancıdır. Tüm militarizminiz, tüm devlet sisteminiz, tüm bu özgürlükleri bastırmalarınız, tüm sınıfsal nefretiniz sizi yöneten acımasız ruhtan gelmektedir. Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz? Sadece en temel ihtiyaçlardan konuşmak için! Ve devrim ya sadece tek bir ülkede patlak verseydi? Ne işe yarayabilirdi? Hangi hedefi amaçlayabilirdi?
İşler artık kişinin bir ulusun insanlarına seslenebileceği gibi değildir: Toprağınız ihtiyaç duyduğunuz yiyeceği ve sanayi ham maddelerini yani çalışmayı ve takası üretir! Birleşin, siz yoksul insanlar, birbirinize itibar edin; mütekabiliyet sermayedir; para-kapitalistlerine ve müteşebbis patronlara ihtiyacınız yoktur; şehirde ve ülkede çalışın: çalışın ve takas edin!
Büyük, kapsayıcı tedbirlerin bütünü etkileyeceği bir an beklenilse bile işler artık öyle değildir.
Devrim anında muazzam bir kafa karışıklığı, hakiki bir vahşi kaos, çocuksu bir acizlik hasıl olabilir. İnsanoğlu kapitalizmin tepe noktasına – dünya kr piyasasına ve proleteryaya- ulaştığı bu zamanın haricinde hiçbir zaman daha fazla bağımlı ve zayıf olmamıştı!
Hiçbir dünya istatistiği ve hiçbir dünya cumhuriyeti bize yardım edemez. Kurtuluş sadece halkların topluluk ruhundan yeniden doğması ile gelebilir!
Sosyalist kültürün en temel biçimi bağımsız ekonomileri ve takas sistemi ile birlikte topluluklar cemiyetidir. Bizim insan refahımız, varlığımız şimdilerde hayatta kalmış tek doğal grup olan bireyin birliği ile aile birliğinin her toplumun temel biçimi olan topluluklar birliğine bir kez daha yoğunlaştırılması olgusuna dayanır.
Bir toplum istiyorsak o zaman onu inşa etmeliyiz, onu uygulamalıyız.
Toplum, toplumların toplumlarının toplumudur; cemiyetlerin cemiyetlerinin cemiyetidir; milletler topluluklarının milletler topluluklarının milletler topluluğudur; cumhuriyetlerin cumhuriyetlerinin cumhuriyetidir. Sadece özgürlük ve düzen vardır, sadece ruh, öz-yeterlilik ve toplum olan bir ruh ve birlik ve bağımsızlık vardır.
Hiç kimsenin işine karışmasına izin vermeyen bağımsız birey, dünyası ev ve işyeri ile birlikte ailenin ev topluluğu olan kişi; otonom yerel topluluk; gelmiş geçmiş en az görev sayısına sahip olan, daha kapsayıcı gruplarla birlikte hiç olmadığı kadar geniş ilçe ya da topluluklar grubu vs. – işte bir toplum böyle görünür; bu tek başına, uğruna çalışmaya değer, hepimizi sefaletimizden kurtarabilecek olan sosyalizmdir. Günümüzde var olmayan özgür-ruh birliği için vekil olarak baskıcı hükümet sistemini devletlerde ve devlet gruplarında daha da genişletme ve bunların alanlarını daha önceden gerçekleşmiş ekonomi sahasına doğru yeniden uzatma girişimleri faydasız ve yanlıştır. Her orijinal niteliği ve faaliyeti boğan bu polis sosyalizmi halklarımızın topyekûn mahvına mühür vuracak ve tamamen dağılmış atomları mekanik bir demir halka ile bir arada tutacaktır. Doğal bir birlik biz insanlar tarafından sadece yerel ölçekte yakın olduğumuz yerlerde, gerçek temas halinde elde edilebilir. Aile içinde, ortak bir görev ve ortak bir amaç için birçok insanın birliği olan birleştirici ruhun, komünal yaşam için çok dar ve yetersiz bir formu bulunmaktadır. Aile sadece özel çıkarlarla alakalıdır. Kamusal yaşam için ortak ruhun doğal özüne ihtiyacımız vardır. Bu şekilde kamusal yaşam artık devlet ve soğukluk tarafından şimdiye kadar olduğu gibi münhasıran doldurulup yönetilmeyecek, aile ilgisine benzer bir sıcaklık ile yönetilecektir. Hakiki komünal yaşamın işbu özü, yerel topluluktur, ekonomik topluluktur: bu özü, onu yargılamak isteyen hiç kimse, mesela kendisine günümüzde “topluluk” diyenler, hayal bile edemez.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma;
Fabrikalar için, ham maddelerin işlenmesi için, malların ve yolcuların taşınması için kullanılan sermaye gerçekte ortak ruhtan başka bir şey değildir. Açlık, eller ve yeryüzü -üçü de ordadır, doğallığıyla ordadır; eller açlık için çalışkan bir biçimde ihtiyaç duyulan malları yeryüzünden temin eder. Ek olarak, asırlık ticarette belli başlı bölgelerin özel tecrübeleri, belirli ham maddelerin sadece belirli yerlerde olmasını sağlayan toprağın özel bileşimi, gereksinimi ve ticaret elverişliliği bulunmaktadır. İnsanların yerel ölçekte üretilemeyecek ya da üretilmemesi gereken şeyleri toplumdan topluma takas etmesine müsaade edin, tıpkı topluluklar içerisinde bireyden bireye takas ettikleri gibi. İnsanların bir ürünü denk bir ürünle takas etmesine müsaade edin. Her toplumda bu kişilerin her biri tüketmek istediği kadarına, yani çalıştığı kadarına sahip olacaktır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir. Her bir kişi alım satım sistemi altında bile sadece kendisi için çalışsın, insanlar bin misli bir birlikte birbirinin yerini alsın ve buna rağmen bu birlikte hiçbir şey hiç kimseden alınmasın, dahası her şey her birine verilsin diye takas ekonomisini düzenlemek – işte bu sosyalizmin görevidir. Şeyler, bir kişiden diğerine hediye olarak verilmeyecektir; sosyalizm ne feragattir ne de hırsızlık; her kişi kendi çalışmasının sonucunu alır ve doğanın ürünlerini çıkarırken iş bölümü, takas ve çalışan bir komünallik vasıtasıyla herkesin güçlenmesinin keyfini çıkarır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır: üçü de doğası gereği mevcuttur. Günümüzde şehirdeki ve ülkedeki insanlara tüketimimize giren her şeyin, hava hariç, yeryüzünden ve yeryüzündeki bitkiler ve hayvanlardan kaynaklandığını yeni bir şeymiş gibi söylemek zorunda olmak tuhaf.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Açlığı günlük olarak hissederiz ve satın alma ve bu açlığı giderme vasıtası olan parayı almak için ceplerimize uzanırız. Burada açlık denen, gerçek olan her ihtiyaçtır; bu ihtiyaçların her birini gidermek amacıyla para almak için kasalarımıza uzanırız.
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma; haz ve talimat için çalışma; gençliği eğitmek için çalışma; zararlı, faydasız ve değersiz şeyler üreten çalışma; hiçbir şey üretmeyen çalışma ve sırf izleyicilerin seyretmesi için yapılan çalışma. Bugün pek çok şeye çalışma denmektedir; bugün para getiren her şeye çalışma denmektedir.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzü nerededir? Ellerimizin açlığımızı yatıştırmak için ihtiyaç duyduğu yeryüzü.
Bir kaç insan yeryüzüne sahiptir ve bunların sayısı giderek azalmaktadır.
Söylediğimiz gibi sermaye bir şey değil aramızdaki ruhtur. Sanayi ve ticaret için araçlara sahibiz, keşke kendimizi ve insan doğamızı yeniden bir keşfedebilseydik. Yeryüzü dışsal doğanın bir parçasıdır. Hava ve ışık gibi doğanın bir parçasıdır; yeryüzü devredilemez bir şekilde tüm insanlara aittir; yeryüzü sadece birkaç kişi tarafından sahiplenilen özel mülkiyete dönüşmüştür!
Eşya ile ilgili tüm sahiplikler, tüm toprak-sahipliği hakikatte insanların sahipliğidir. Kim yeryüzünü diğerlerinden, kitlelerden saklarsa, bu kişi diğerlerini kendisi için çalışmaya zorlar. Özel mülkiyet hırsızlıktır ve köle sahipliğidir.
Bu sahiplik türü, para-ekonomisi üzerinden, öyle görünmeyen bir toprak sahipliğine dönüşmüştür. Adil takas ekonomisinde aslına bakılırsa benim toprakta bir hissem vardır, ben toprak sahibi olmasam bile; kâr, tefecilik, faiz diyarındaki para-ekonomisinde, toprağa sahip olmasanız bile, sadece para ve hisselerine sahipseniz gerçekte siz bir toprak hırsızısınız. Bir ürünün denk ürünle takas edildiği adil ekonomide, yaptığım hiçbir şey kendi kullanımıma girmese dahi, kendim için günlük çalışırım; kar diyarındaki para ekonomisinde tek bir işçiyi istihdam ediyor olmasanız bile, çalışmanızın sonuçları dışında başka herhangi bir şey ile yaşadığınız müddetçe siz bir kölenin efendisisiniz. Kişi sadece çalışmasının getirileriyle yaşıyor olsa bile, eğer işi tekelleşmiş ve imtiyazlı ise ve ederinden fazlasını elde ediyorsa insanların sömürülmesine katılmaktadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzüne yeniden sahip olmalıyız. Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Yeryüzü hiç kimsenin özel mülkü değildir. Yeryüzünde hiçbir efendi kalmasın ve biz insanlar özgür olalım.
Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Mülkiyet bu münasebetle gene gelebilir mi?
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum. Bu dünyada işler, şimdi ve her zaman, kararsız ve süresiz yürümeyecektir; sosyalizm elimizdedir ve görevdir. Her kim sosyalizmi gerçekleştirmek isterse, ne istediğini bilmelidir. Şimdi ve her zaman radikal dönüştürücü olan, orada olanın dışında dönüştürecek hiçbir şey bulamayacaktır. O halde şimdi ve her zaman yerel topluluğun kendi ortak mülkünü – bunun bir kısmı ortak toprak, diğer kısmı ev, avlu, bahçe ve tarla için aile mülkü olsun – sahiplenmesi iyi olacaktır.
Özel mülkiyetin kaldırılması bile özünde ruhumuzun dönüşümü olacaktır. Bu yeni doğumu mülkün güçlü bir yeniden dağılımı takip edecek ve söz konusu yeniden dağılım ile bağlantılı olarak gelecek zamanlarda belirli ve belirsiz aralıklarda tekrar tekrar yeniden dağıtım yapmak için daimi bir niyet olacaktır.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5537
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.25 12:27 Asusnur GRRM - 2002 Söyleşileri - 3

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır.
1 Haziran 2020
Bu bölümle birlikte 2002 yılının son söyleşileri de eklendi.
Tyrion’un yarı Targaryen olup olmadığı konusunda bir soru sorulmuş, soruyu soran buna katılmasa da bir bir ipucu falan olup olmadığını söylüyor doğru ise… GRRM de güzel bir deneme olduğunu ama ipuçlarını kitaplarda vermeyi tercih ettiğini söylüyor, mektuplarda değil. (Sanırım bir mektup soru-cevabı şeklinde olmuş bu)
Sık sık karakterlerinizi öldürüyorsunuz, neden?
Ben sık sık kurduğum oyunu pekiştirmek için ana karakterlerden birini öldürmek isterim (cümleyi net çeviremedim ama aşağı yukarı bahsetmek istediği şey bu). Kimse güvende değil! İlk defa yapmadım. Tolkien’e hayranım ama bence Gandalf’ı hayata döndürek bir hata yaptı.
Karakterleriniz özellikle iyi çizilmiş ve insanlar onları çok fazla önemsiyor. En çok hangi karakteri seviyorsunuz ve hangisi daha az?
En sevdiğim karakter Tyrion. Belki de bana en çok benzeyeni ve bölümleri yazması en kolay olanı. Karakterlerimden sevmediğim yok. Yazdığımda, bir dereceye kadar onlar oluyorum ve onları hor görmem mümkün değil.
Senden daha az akıllı olan karakterin bakış açızıyla yazmak çok zor değil mi? Yani, kendinize şunu sormalısınız: Bu karakter gerçekten ne kadar aptal olabilir?
Benim hiçbir karakterimin gerçekten çok aptal olduğunu düşünmüyorum. Hodor gibi birinin bakış açısından yazmak kesinlikle zor olurdu.
Okumaları için arkadaşlarınıza kitaplarınız veriyor musunuz? Ve “bu mantıklı değil” dediği yerlerde değiştirdiğiniz kısımlar oluyor mu?
Yapıyorum. Özellikle onların tutarsızlıkları araştırmasını istiyorum. Yapıyorlar da ama yine de bazı hatalar geçiyor. Bir kralın erkek kardeşini amcaya dönüştürmek zorunda kaldığım Targaryen hanedanı olayı vardı çünkü bir hayran bana tarihlerin tutarlı olmadığını yazdı. Haklıydı. Bazen bir karakterin gözleri renk değişir ve Hollandalı çevirmenim bana AGOT ve ACOK arasında cinsiyeti değişen atlardan birini içeren bir e-mektup yazdı.
Hikayenin nasıl biteceğini biliyor musun, yoksa hepsini hazırlıyor musun?
Evet, sonu biliyorum. Hikayenin temel hatlarını biliyorum ama mutlaka tüm detayları değil, çünkü bu, yazmanın tüm eğlencesini alır.
Bir soru üstüne Hot Pie’yı sonraki kitaplarda (bir ihtimal) görebileceğimizi söylemiş.
Rhaegar hakkında daha fazla şey öğrenecek miyiz? Bu bir paragraftan daha fazlası mı olacak sorusuna kısaca “evet” demiş.
Sabah Kılıcı hakkında daha fazla şey öğrenecek miyiz? Ve bana Ashara Dayne’den herhangi bir şeyin R&L grubuna(Rhaegar-Lyanna meselesi sanırım) girip girmediğini söyleyebilir misin?
Evet (Sabah Kılıcı ile ilgili); Ashara hakkında yorum yok ve “Biraz daha cheetos al.” * GRRM sırıtır.
Cinsiyetine, rütbesine ve medeni durumuna bakılmaksızın herhangi bir soylu metres/ aşık olabilir mi? Sorusuna “yorum yok” diye geçiştirmiş.
Bir evlilikte her iki tarafında kendi metresi olup olamayacağı sorusuna “olabileceğini ama eşlerin seviyesine bağlı” olduğunu belirtmiş. Kadınlar için de erkekler gibi kendi cinsiyetinden olup olmayacağına sorusuna “olabilir” demiş.
Nehir topraklarının şu anki azam lordunun kim olduğu sorusuna “Serçe parmak” diye cevaplamış ama onun başının derde gireceğini de eklemiş. Yine bu adamın Eyrie ve Nehir topraklarını ele geçirdiği için çok güçlü biri olduğu söylendiğinde gülmüş ve “bir ordusunun vs. olmadığını” hatırlatmış ve ayrıca “Nehirova kalesini alan Frey’in bu toprakların azam lordu olmak istediğini ve babasının da onun vassalı olmasını istediğini” ifade etmiş (muhtemelen 6. kitapta Freyler, LF’ye bela olacak 😜).
Hisar’ın gelir kaynağı nedir? sorusuna; Lordların, üstatlara servislerinin bedelini ödediğini ve Eskişehir vergilerinin bir kısmının Hisar’a gittiğini açıkladı.
Bolton, Karstark adamlarının Duskendale’ye gönderildiğini ve daha sonra İkizlerde onunla olduğunu söylediğinde yalan söylemiyordu. Bolton, Karstark güçlerini ikiye bölmüştü.
Kuzgunu kazana kim koydu? Sorusuna “Bunu sana söylemeyeceğim” cevabı verilmiş(Parris cevaplamış); Mormont’un ölmeden önce kendisini kuzgunun içine wargladığı kuramına “ilginç bir kuram” cevabı verilmiş; Illyrio, Dany’nin Vaat Edilmiş Prens’in annesi olacağını düşündüğü için mi ejderha yumurtalarını verdi? Sorusuna da “Biraz daha peynir al” cevabı almış. Yedi, yedi krallıktan şampiyon seçiyor mu? Sorusuna da aynı cevabı vermiş (Bence çoğu soruyu daha önce hiç düşünmedi, ilki hariç.)
( Oooo şimdiki soru-cevap genelde bizi ama özelde Stanniscilerin çok ilgisini çekecek. 6. kitapta/yılda ifşa olan bir olayı, 2002 yılında birileri yakalamış gözüküyor. :D) Melisandre, Shireen’i feda etmeye karar verdiğinde Stannis’in tepkisi ne olacak?
Biraz şaşırmış ve “evet, o kral kanı” diyerek biraz daha peynir kasesi uzatmış. (Resmen 12’den vurmuşlar, pekala…)
Büyü, ejderhalar olduğu için mi dünyaya dönüyor, yoksa ejderhalar büyü olduğu için dünyaya mı dönüyor?
“Evet. Hmm.Bu pizzada harika peynirler var.” (O sabahki konuşmaları sırasında mevsimlerin; kışların ve yazların, doğada büyülü olduğunu ve daha sonra bunu açıklayacağını söylemiş)
Duskandele olayının Aersy’in saltanatı için bir dönüm noktası olduğunu, o zamana kadar Tywin ile hep birlikte çalıştığını ama o olaydan itibaren bu durumun tersine döndüğünü ifade etti. Aerys bu isyan meselesini kendisinin de en az Tywin kadar iyi, başarılı olduğunu göstermek için kullanmak istediğini ve onu kurtaran kişinin Tywin olmasının onun açısından utandırıcı olduğunu söylemiş söyleşilerinde. Aerys, Kral Muhafızları ve küçük bir grup ile Duskendele Lordunu yakalayıp öldürdüğünü ve olanların karşılığı olarak bu haneye ciddi misillemeler yaptığını söyledi.
Howland Reed, İsyan sırasında savaşta bulunan tek Crannoglu muydu? O Ned’in yanında mıydı ya da Neşe Kulesine eşlik etti mi?
Hayır, o savaş boyunca kuzey ordusunun bir parçasıydı. Bozgözcü, Kışyarı’na yeminli.
Howland Reed, Jon’un annesinin kim olduğunu biliyor mu?
Gölge biliyor.
Bir FM kiralamak ne kadara mal olur?
Karşılayabileceğinden daha fazlasına.
Soruyu soranın Dany’nin Batı’ya Asshai üzerinden giderek batıdan saldıracağına dair bir izlenim edinmiş ama çevresindekiler “zamanın uymaması” ile ilgili bir şeyler yüzünden karşı çıkmış. Bran’ın orada ejderhalar gördüğünü ve bunun belki de Dany’nin gelecekteki ejderhaları olduğunu ve Quaithe’nin tanıtım şekli ve şu sözleri gibi etkenlerin bu izlenimleri verdiğini ifade etmiş ve GRRM’e bunları sormuş (Cidden ha Bran’ın koma rüyası özünde geleceği de gösteriyordu muhtemelen; Jon, Cat gibi olaylar… biz şimdiki zamana odaklandık hep. Evet, gayet mümkün bir şey). Neyse GRRM her zaman ki cevabı vermiş, geçmiş.
Sansa’nın Sandor ve öpücük sahnesi sorulmuş. “Aslında her tutarsızlık bir hata değildir. Bazıları oldukça kasıtlı. Bunu “güvenilir olmayan anlatıcı” altında listeleyin ve anlamını düşünmekten çekinmeyin . . .”
Fantezi kurgunun ana unsurlarından biri, beklentilerin yıkılmasıdır. Bu sizin tarafınızdan bilinçli bir çaba mı?
Oh, kesinlikle bilinçli olan belli bir miktar var. Okuyucu beklentileriyle biraz uğraşmayı seviyorum. Hem yazar hem de okuyucu olarak kitapları tahmin edilemez olmasını seviyorum ve bugünlerde pek çok sıradan fantezinin sorununun çok öngörülebilir hale gelmesi diye düşünüyorum. Bu şeyleri değiştirerek, onları tersine çevirerek, insanları onlar hakkında biraz daha düşünmelerini sağlamak hem benim hem de okuyucular için eğlenceli olduğunu düşünüyorum.
Bu seriyi okuyan bazı okuyucuların serinin, yeterince fantastik olmadığı konusunda şikayetler ettiğini gördüm. Bazı okuyucuların fantezileri, gerçekliğin ölümünden kaçmak için okuduğunu düşünüyor musunuz?
Bu ilginç bir soru. Bilmiyorum - Bence insanlar hayatlarından uzaklaşmak için fantezi okuyor ve kitap okuyorlar. Bu bazen kaçış olarak ortaya çıkıyor ama hayır, bunda yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bence tüm edebiyat temelde kaçış. Bizi farklı yerlere götürür; bizi sıradan varlığımızdan çıkarır. Bizi başka yerlere götürür ve başka yaşamlara öncülük etmemize, kendi yaşamımızda asla deneyimleyemeyeceğimiz şeyleri deneyimlememize izin verir - savaşa gitmek, dağlara tırmanmak, tutkulu aşk ilişkilerine sahip olmak, neyin varsa. Bunu taklit kurgu bile yapar. Bize cömert bir deneyim yaşatarak hayatımızı genişletiyor. Fantezi buna sihir unsurunu ekleyerek ana akım kurgudan daha geniş bir tuval oluşturur.
Yakın zamanda Ejderhaların Dansı ismi Kargaların Ziyafetine dönüştü. Bunun sebebi planlarınızda değişim olması mı?
Evet, esas değişti. Aslında, daha önceki birçok röportajda açıkladığım gibi, planım, üçüncü kitabın sonu ile dördüncü sınıfın başlangıcı arasında, bazı genç karakterlerin bir şekilde büyüyeceği ve geri geleceğim için beş yıllık bir boşluğa sahip olmaktı. O beş yıllık aradan sonra o noktada eyleme geçecektim. Dördüncü kitabı yazmaya başladığım temel buydu, bu noktada Ejderhalarla Dans deniyordu. Bu kitapların yapısı son derece karmaşıktır. Sekiz ya da dokuz farklı bakış açısı karakterle çalışıyorum, aslında bu kitapların her biri için her biri hakkında bir roman yazıyorum ve sonra bunları birlikte dokuyorum. Bulduğum şey, beş yıllık boşluğun bu karakterlerden bazıları için takdire şayan bir şekilde çalışırken, diğerleri için hiç işe yaramadığıydı ve birçok olayı atlıyordum ya da yalnızca özet ya da flashback ile ilişkilendiriyordum, çok etkili bir şekilde dramatize edilebileceğini ve dramatize edilirse daha iyi çalışacağını düşündüğüm birçok olay. Böylece, bununla adil bir güreşten sonra beş yıllık atlamayı hurdaya çıkarmaya karar verdim. Bu noktada Ejderhalarla Dans beşinci kitap olur ve şu anda üzerinde çalıştığım kitap, Kargaların Ziyafeti, aslında daha önce atlayacağım beş yıllık boşluğu kapsayan kitaptır. Bu, bir ölçüde aşırı basitleştirme çünkü belirli bir yeniden yapılanma gerektiriyor ve dördüncü kitapta olacak bazı olaylar beşinci kitaba itilirken, diğerleri kalıyor. Tabii ki bu, bu beş yıllık atlamada neler yapabileceğimi etkiledi, ancak şimdi dramatize edeceğim için daha ilginç şeyler olacak.
Son.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 11:15 Asusnur GRRM - 2001 Söyleşileri - 4

Bu çeviri @
7 Haziran 2020
Üstad Aemon hisar ve Gece gözcüleri için ayrı ayrı yemin etti. Diğerleri için de geçerli bir durum.
Dorne kadınları savaşır mı? Bazıları, evet. Örneğin KumYılanları. Ama bu bir kural değil. Nymeria bir savaş lideriydi ama bir savaşçı değildi - yani bir askerden çok bir komutandı.-
Yoksa Dorn’un“eşitliği” sadece en büyük oğul yerine en büyük çocuğun mirasçı olmasından ibaret mi? Bu en büyük olanı; ancak gelenekleri farklı, kadınlara başka şekillerde de daha fazla hak veriyorlar. Dorne’nin eşitlikçi bir toplum olmadığını söylemek… Ne münasebet?
Westerling’lerin Robb’a karşı komploya katılımları hakkında bir şeyler duydum. Sadece Tywin Lannister tarafından affedilmeleri değil, Jeyne’nin amcasına Castamere’in verildiği, Jeyne’nin annesinin Robb’a karşı komplo kuran Lannisterlar Boltonlar ve Freyler ile el ele tutuştukları oldukça açık. Her sabah Jeyne’nin hamile kalma şansı olmadığından emin olmak istediği için bir şeyler koyuyordu. Göreceğiz. Ama bence “Batılılar” hakkında genelleme yapmak bir hatadır, tıpkı “Lannisterlar” hakkında genelleme yapmak gibi. Aynı ailenin üyeleri çok farklı karakterlere, arzulara ve dünyaya bakış yollarına sahiptir … ve ailelerde de sırlar vardır.
Stannis ile anlaşmaya varmak “diz çökmüş” olarak kabul edilir mi? Evet.
Yabanıllar, Gece nöbeti’nden nefret ettikleri gibi kuzeyden de nefret ediyor mu? Hayır.
ACOK’taki Ser Aenys Frey’e göre, “Kale o kadar büyük ki onu elinde tutmak için bir ordu gerekiyor”. Yanılmış mıydı? Yanlış değil, belki de durumu abartıyoruz. Yine de, kale duvarları, gerçek dünya kuşatmalarındaki gerçek ortaçağ kalelerinden çok daha büyük bir garnizon gerektirecek kadar genişti.
BTW, sanırım ADWD (ve sonraki kitaplar?) İçin POV’ları değiştirme fikriniz çok ilginçti. Sanırım yeni eklemeleri değil AGOT’ta başlayan eski POV’ları kastediyorsunuz. Bu sadece bir kavramdı. Tam olarak ne demek istediğime karar veremedim.
Bu soru biraz kişisel. En sevdiğim teorimi çürüttüğü için soruyorum. Tywin, Edmure onu Red Fork’ta durdurduğunda gerçekten de Robb’un tuzağına yürüyor muydu? Onlara güveniyor muydu? Harrenhal son derece güçlü bir kaledir ve üç yüz kişilik bir garnizon ortaçağda oldukça büyüktür. Tywin, muhtemelen Roose Bolton’un kaleyi kuşatacağını düşündü. En az yarım yıl kaleyi elde tutabileceklerdi. Burada en büyük etken Hoat’ın değişen tarafıydı.
Bran’in AGOT’taki Arya ve Sansa ile ilgili görüsünü yazar okuyucunun yorumuna bıraktı.
Jack Vance, Robin Hobb, Guy Gavriel Kay Grrm’in beğendiği bazı kitapların yazarları. (Bakın belki (ç)alıntı yapmıştır. 😅)
Şahsen Robb Stark’ın kendi mezarını kazdığını düşünüyorum ve çok fazla gözyaşı dökmedim.- Eddard ile aynı şekilde- neden bu kadar sert olması gerekiyordu? Eğer başka türlü olsaydı, o adam o olmazdı. Tarih benzer hatalar yapan insanlarla doludur.
Kardeşim seriden pek haz etmiyor. İyilerin hep öldüğünü ve kötülerin kazandığını söylüyor. Ygritte’nin öldüğüne dikkat çekiyor. Ve Yaşlı Ayı (Jon Snow’un Mormont’un ölümü olmadan gece nöbetçilerinin Lordu olamayacağını söylediğimde kardeşim beni görmezden geliyor, lakin bu olmalıydı). Ve Soğan Şövalyesinin oğulları. Soğan Şövalyesinin hayatta kalan üç oğlu var.
Okuyucularınızın çoğu cesur gerçekçiliği ve bu seride her zaman her şeyin olabileceğini takdir ediyor mu? Bazıları… Bazıları bilmiyor… Beni okuyanlar… Onları eğlendirmek için başka kitaplar bulamayanlar…
Ek, Galbart Glover dul ve çocuksuz mu? Emin olmak için notlarıma bakmalıyım, ama Galbart’ın dul ve çocuksuz olduğuna inanıyorum. Bu durum devam ederken kardeşinin oğlunu varis olarak atamış olabilir.
Martin, tahtın Lannisterlara olan borçlarına dikkat çeken bir okuyucuya; Önemli olanın İnanç ve Demir Banka’ya olan borçlar olduğunu söyledi.
Okçular (veya atlı okçular), piyade ve süvari göreli bileşimi nedir? Piyade, süvarileri hatırı sayılır bir farkla geride bıraktı, ancak çoğunlukla feodal güçler ve köylü milisler hakkında konuşuyoruz, az disiplin ve daha az eğitimle. Her ne kadar bazı Lord’lar diğerlerinden daha iyisini yetiştirse de… Tywin Lannister’ın piyadeleri çok iyi ve disiplinliydi Lannisport’un Şehir Saati de iyi eğitilmişti … Oldtown ve King’s Landing’deki meslektaşlarından çok daha iyi.
Dany’nin Westeros’u fethetmek için planladığı işgal, askeri açıdan çok ilginç görünüyor. ASOIAF’ta tarihsel savaşlardan veya seferlerden sonra model savaşları, taktikleri veya seferleri mi değiştiriyorsunuz yoksa farklı savaşlardan / seferlerden fikirleri mi karıştırıyorsunuz?* Ben ilerlerken telafi ederim. Tarihten gelen gerçek savaşları karıştırın ve eşleştirin, ancak belirli bir miktar hayal gücü ve değişiklikler ekleyin
Hannibal, Sezar, Napolyon, Scipio Africanus veya Büyük İskender’in seferlerini incelediniz mi? Bir dereceye kadar, evet. Hiçbir şekilde kendime uzman demem, ama tüm biyografileri okudum, çok sayıda Osprey kitabım var ve Keegan ve Norman Dixon ve Fletcher Pratt’ı okudum.
Dany, daha fazla süvari ve okçu ekleyerek paralı askerlerinin ve Lekesizlerin ‘ordusunu’ güçlendirmeye devam edecek mi? Resmi olarak yayınlanan e-postalarınızdan birinde daha büyük bir asker grubunun ADWD’de görüneceğini okudum. Bu grup Dany ile mi ilgili? (Sanırım bu potansiyel bir spoiler sorusu, bu yüzden bu soruyu cevaplamak istemeyebileceğinizi anlıyorum.) Beklemeli ve görmelisin.
Rus hayranları grubumuz adına sizi selamlamak ve harika kitaplarınız için içtenlikle teşekkür etmek istiyorum. Ortaçağ tarihinin ve irfanın büyük bir hayranı olarak kişisel olarak da teşekkür ederim - Ortaçağ dünyasının bu kadar güzel ve canlı görüntüsünü edebiyatta görmek çok nadir bir şey. Tekrar teşekkürler:). Rica ederim. Nazik sözler için teşekkürler. Kitapları İngilizce mi Rusça mı okuyorsunuz? Her iki durumda da, onları sevdiğinize sevindim. Ama ayrıca size birkaç soru sormak istiyorum - elbette, çok fazla zamanınızı almaz ise… Bu soruların ilkini ve ana kısmını bir süredir tartışıyoruz lakin kendimiz net bir cevap veremedik. Kuzeydeki tarım meselesi. Şu ana kadar kitaplarda gördüğümüz kadarıyla, yazın bile kar Kuzey’deki toprakların çoğunu kaplıyor gibi görünüyor ve kesinlikle kışın hepsini kapsıyor, değil mi? Ben yaz aylarında kar “toprakların çoğunu kapsar” demezdim. Ara sıra yazın kar yağması yerine… Kuzey, yaz aylarında bile gerçekten ısınmaz, ancak her zaman buzlu değil ve sürekli kar da yağmaz. Kış, farklı bir masal.
Ama orada bir sürü insan yaşıyor. Ne yiyorlar? Çok fazla yiyecek saklanır. Füme, tuzlanmış, tahıl ambarlarında paketlenmiş vb. Kıyıdaki nüfusun yiyecekleri büyük ölçüde balıktır, iç kısımlarda bile nehirlerde ve Uzun Göl’de buz balıkçılığı vardır. Ve bazı büyük lordlar kendi kalelerinin yiyeceğini sağlamak için seraları denetlemeye ve korumaya çalışırlar … Winterfell’in “cam bahçeleri” gibi… Ama kısa cevap … eğer kış çok uzun sürerse, yemek biter … ve sonra insanlar güneye gider ya da aç kalır …
Karsız, tarıma elverişli alanlar var mı, yoksa “daha ​​büyük mevsimler” içinde önemli sıcaklık değişiklikleri var mı? Bir hasadı büyütmek için en az birkaç ay ılık sıcaklık (15-20 santigrat derece) gerekir. Kuzeyde mevcut mu? Ara sıra. Mevsimlerin rastgele doğası göz önüne alındığında güvenilebilecek bir şey değildir, ancak sahte ilkbaharlar ve uzun yazlar vardır. Üstadlar, ne zaman ekilecekleri, ne zaman hasat edileceği ve ne kadar yiyecek depolanacağı konusunda tavsiyelerde bulunmak için sıcaklığı yakından izlemeye çalışırlar.
Ve bir kış geldiğinde ne olur - beş, altı yıl uzunluğunda? Kıtlık olur. Kuzey acımasız.
Şüphesiz, sadece Güney’den tahıl ithalatı Kuzey’in ihtiyaçlarını karşılayamaz. Ve bu arada, kış aylarında Güney’de kar yağıyor mu? Evet, bazen, bazı yerlerde. Ay Dağları oldukça fazla kar alır, Vadi ve nehir arazileri batısı daha da az… King’s Landing’e nadiren kar yağar, Fırtına toprakları ve Menzil’e de nadiren, Oldtown ve Dorne’na neredeyse hiç kar yağmaz.
Dany’in köleleri kurtarmaya çalışmasını çok saçma, mantıksız ve boşa çaba olduğunu düşünen okuyucuya Martin; Dany’in küçük, deneyimsiz ve iyi niyetli olduğunu ve bu hamlelerin gelişiminde etkili olacağını söyledi.
Yüzsüz doğulur mu olunur mu? Yani; reflekslerin, dengenin, birini öldürme yeteneğinin üstünde yetenekli bir suikastçının beklediği fiziksel ve zihinsel niteliklere sahip olmaları gerekiyor mu? Gerekli becerilere sahip olan herkes Faceless Man olabilir mi, yoksa ailelerden çocuklara geçen bir miras mı? Kesinlikle miras değil.
Yüzsüzler ne zamandır varlığını sürdürüyor? Binlerce yıl… Braavos’un kendisinden daha uzun.
Rhaegar, Ser Barristan ve Sör Jorah Mormont tarafından melankolik, asil ve şerefli olarak tanımlanır. Bu adam bana, özellikle de Harrenhal’daki turnuva gibi halka açık bir etkinlikte, karısını aldatan türden bir adam gibi görünmüyor. Öyleyse neden güzellik kraliçesi olarak Lyanna’yı seçti? İyi soru.
Bu arada, umarım Jon Snow ASOIAF’ın Frodo’su değildir. Jon benim en sevdiğim karakter ve onun Frodo gibi olmasını istemezdim, hastalığından ve hastalığından dolayı yaralanmış… Jon, Frodo’dan daha uzundur.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.06.19 01:08 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) Gustav Landauer – 7
https://preview.redd.it/ha91pzbh1r551.jpg?width=850&format=pjpg&auto=webp&s=b600e42b2c7732c4a7eb2d2adf205a46b767cca7

Marksizm

Karl Marx, Marksizm’in iki bileşenini, bilimi ve siyasi partiyi, suni bir biçimde birleştirip görünüşe bakılırsa tümüyle yeni, dünyanın daha önce görmediği bir şeyi, yani bilimsel bir temele ve bilimsel bir programa sahip bilimsel siyaseti ve partiyi yarattı. Bu gerçekten de yeni bir şeydi ve üstelik modern ve vakitlice idi ve ayrıca bilimi, aslında en son bilimi temsil ettiklerini duymaları işçilerin gururunu okşadı. Eğer kitleleri kazanmak istiyorsanız, o zaman gururlarını okşayın. Onları ciddi düşünce ve eylem için güçsüz kılmak ve onların temsilcilerini içi boş bir hayranlığın ilk örneği (arketip) yapmak, kendilerinin bile, en iyi ihtimalle yarım anladıkları bir retoriği söylemek isterseniz, o zaman bilimsel bir partiyi temsil ettiklerine inandırın. Onları büsbütün kötücül aptallıkla doldurmak isterseniz, parti okullarında eğitin. Bunun içindir ki bilimsel parti tüm zamanların en gelişmiş insanlarının talebi idi! Yürürken, düşünürken, yazarken veya resim yaparken içgüdü ve ılımlılık ile hareket eden tüm eski politikacılar ne kadar da amatörlermiş. Bu doğal yeteneğin yanı sıra epey vasıf ve teknik gerektirse dahi hiçbir surette bilim değildi. Ve Plato’dan Machiavelli’ye oradan muhteşem Demagog için El Kitabı’nın yazarına bir bilim çeşidi olarak siyasetin temsilcileri ne kadar da mütevazı kişilermiş. Onlar, basitleştirme ve sentez için büyük bir yetenek ve kesif bir gözle bireysel deneyimleri ve kurumları düzenlediler ve sınıflandırdılar, fakat bunu bilimsel olarak yapma fikri akıllarına hiç gelmedi. Sanatsal yaratıcılık için program temeli sağlamak iddiasında olsaydı estetik nasıl olurdu; Marksizm işbu bilimsel sosyalistler içindir.
Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler.
Fakat gerçekte Marksizm’in bilimsel hezeyanı partinin nesnel (practical) politikalarıyla da iyi uyum sağlayamaz. Bu ikisi sadece Marks ve Engels veya profesörle ipleri elinde tutanı şahsında birleştiren Kautsky gibi adamlar açısından uyuşur. Elbette kişi şayet ne istediğini biliyorsa doğru ve faydalı olanı isteyebilir. Fakat – böyle bir bilginin adına bilim denen şeyden uzak olduğu gerçeği dışında – bir yandan doğal hukukun varsayılan gücüne sahip sözde tarihsel gelişme yasalarına, şeylerin nasıl zorunlu ve kaçınılmaz olarak gelmesi gerektiğinin kesin bilgisine dayanıp böylece hiçbir insanın ne iradesinin ne de eyleminin bu ön belirlenimi zerre kadar değiştiremediğini ileri sürmek; diğer yandan dilemek, talep etmek, etki etmek, eyleme geçmek ve detayları değiştirmek dışında bir şey yapamayacak bir siyasi parti olduğunu iddia etmek handiyse çelişkilidir. Bu iki uyuşmazlık arasındaki köprü insan tarihinde kamuoyuna ifşa edilmiş en çılgın kibirdir. Marksistlerin yaptığı veya talep ettiği her şey (kaldı ki talep ettikleri yaptıklarından çoktur) şu anda tam da Tanrı (Providence) tarafından belirlenmiş gelişimin gerekli bağlantısıdır ve sadece doğal hukukun tezahürüdür. Diğerlerinin, Karl Marx tarafından keşfedilen ve sağlama alınan insafsız tarihsel eğilimleri zapt etmek adına yaptığı her şey nafile bir çabadır. Diğer bir deyişle Marksistler, amaçları bakımından gelişim yasasının icrai organlarıdır. Marksistler, üç aşağı beş yukarı bir kişide birleşen doğa ve toplum hükümetinin yasama ve yürütme dalları gibi bu yasanın keşfedicileri ve de uygulayıcılarıdır. Her halükarda diğerleri de istemeyerek de olsa bu yasaların uygulanmasına yardım ederler. Yoksul arkadaşlar her zaman yanlış şeyi isterler fakat tüm çabaları ve eylemleri ancak Marksizm tarafından belirlenmiş ihtiyaca yardımcı olur. Her kibir, her inatçı çılgınlık, hoşgörüsüzlük ve dar kafalılık ve Marksistlerin bilimsel-politik yürekleri ile sürekli sergilenen tüm küçümseyici huylar, saçma ve tuhaf teori karışımları, bilim ve parti pratiklerinden kaynaklanır. Marksizm hükmetmek isteyen profesördür; bu cihetle Karl Marx’ın meşru çocuğudur. Marksizm, babasına benzeyen bir uydurmasyondur ve Marksistler kendi doktrinlerine benzerler. Tek fark şu ki gerçek Profesör Karl Marx’ın entelektüel zekâsı, eksiksiz bilgisi ve çoğunlukla takdire şayan mantıksal birleştirimi ve birlik hediyesi şimdilerde genellikle broşür yazarlarının ilmi, parti-okul bilgeliği ve alt tabakanın papağan gibi tekrarı ile yer değişmiştir. En azından Karl Marx ekonomik yaşamın gerçeklerini, yararlanılan-kaynaklara ilişkin belgeleri ve – çoğu kez oldukça küstahça da olsa – büyük içgüdüsel dehaların keşiflerini çalışmıştı. Onun halefleri ise genellikle Berlin’deki Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile derlenmiş ders kitapları ve özetleri ile yetinmektedir. Ve bizler burada proleteryanın aptal ve hayâsız dalkavukluğuna uymak zorunda olmadığımız için sosyalizm proleteryanın ortadan kalkmasını amaçladığı ve bu sebeple de onu ilgili tüm tarafların yüreğine ve aklına bilhassa faydalı bir kurum olarak görmediği için (büyük ve talihli şahıslar açısından, elbette, tıpkı her zorluk ve engelde olduğu gibi beraberinde pek çok avantajı getirecektir. Bir tür hazır oluş veya açık icra ihtimali ve gerilimi oluşturduğu ölçüde yoksunluğun ve içsel boşluğun bir gün, o büyük anda, birdenbire tüm kitleleri dayanışma ve deha ile hareket etmek üzere zorlayacağına dair her zaman bir umut vardır) burada bir kez daha şu söylenebilir: doğrudur, bir mucize, yani ruhun mucizesi, bir gün proletaryanın başına gelebilir, diğer tüm insanların başına gelebildiği gibi. Fakat Marksizm bu tür bir Pentekostal mucize değildi ve lisana bir hediye getirmedi. Daha çok Babilli bir kafa karışıklığı ve yüksekten atış idi. Proleter Profesör, proleter avukat ve parti lideri, bilim olma iddiasındaki sosyalizm türü olan ve adına Marksizm denilen o karikatürlerin karikatürüdür.
Bu Marksizm bu bilimi ne öğretir? Ne iddia eder? Geleceği bildiğini iddia eder. Sonsuz gelişim yasası ve insanlık tarihinin belirleyici faktörlerine ilişkin derin bir iç görüye sahip olduğunu; neyin gelmekte olduğunu, tarihin nasıl devam edeceğini ve koşullarımızdan ve üretim ve örgüt biçimlerimizden ne çıkacağını bildiğini zanneder.
Bilimin değeri ve anlamı hiç bu kadar saçma bir şekilde yanlış anlaşılmamıştı. İnsanlıkla, özellikle insanlığın en çok ezilen, entelektüel olarak mahrum edilmiş ve geri kalmış kısmı ile çarpık ayna görüntüsü kullanılarak hiç bu kadar alay edilmemişti.
Biz burada henüz bu bilimin içeriğini, Marksistlerin keşfettiklerini iddia ettikleri insanlığın varsayılan gidişatını hesaba katmadık. Bu noktada mesele sadece geçmişin verilerinden ve bilgilerinden ve günümüzün olguları ve koşullarından kesin bir bilgiyle geleceği haber veren, hesaplayan ve belirleyen bir bilimin var olduğuna dair ölçüsüzce aptal varsayımı ortaya çıkarıp, onunla alay etmek ve bu varsayımı reddetmektir.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır.
Buraya kadar inandığım gibi – bildiğim gibi demeye de cüret edebilirim zira ahmaklar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, aslında öyle olmasını ümit ediyorum – nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi – en derin inancım ve hissimle – nereye gitmemiz gerektiğini ve nereye gitmek istememiz gerektiğini konuşmaya da çalıştım. Fakat bu ihtiyaç bize doğal hukuk şeklinde değil ne olması gerektiği ile dayatılır. Desem ki bir şeyler biliyorum, bu bilme matematikteki bilinmeyen bir miktarın bilinenlerden hesaplanması anlamına mı gelir? Ya da bir geometri sorusunun çözülebilmesinde olduğu gibi midir? Ya da yerçekimi ve eylemsizlik yasası yahut enerji sakınımı kanunu her zaman geçerli midir? Veyahut formül için gereken verileri biliyorsam düşen bir nesnenin veya merminin yolunu hesaplayabilmem gibi midir? Veya H2O’nun su olduğunu bilmem gibi midir? Veya pek çok yıldızın hareketlerini hesaplayıp ay ve güneş tutulmalarını öngörebilmem gibi midir? Hayır! Tüm bunlar bilimsel eylemler ve sonuçlardır. Bunlar tabii yasalardır çünkü aklımızın yasalarıdır. Fakat yaşamımızdan ve bedenimizden ne anlam çıkaracağımızı, önceki yaşamımızın devamının, önümüzdeki yolun, sıkışmanın salınmasının, eğilim etkinleşmesinin – tüm bunlara “gelecek” denmektedir – ne olacağını söyleyen bir doğal yasa, aklımızın yasası, büyük enerji sakınımı yasasının bir alt-yasası daha vardır. Bunlar bilim şeklinde sunulamazlar, diğer bir deyişle sadece sınıflandırmaya tabi emrivakiler şeklinde değil bir eğilime eşlik eden his, dışarıdan gelene tamamen münasip arzu ve çabanın iç baskısı, dengenin değişen durumu şeklinde sunulabilirler. Bu; iradeye, göreve, kehanete varan tüm bildirimlere, vizyona ve sanatsal yaratıma işaret eder. Üzerinde durduğumuz yolun hedefi bir matematik sorun ya da olgusal bir rapor, hatta bir gelişim yasası ile benzer değildir. Bu, enerji sakınım yasası ile alay etmek olurdu. Bu yol cesur yürekliliğe tekabül eder. Bilginin anlamı: yaşamış olmak, olan şeylere sahip olmaktır. Yaşamın anlamı: yaşamak, gelecek olanı yaratmak ve bunun acısını çekmektir.
Bu sadece geleceğin bilimi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca halen yaşayan geçmişin yaşayan bilgisinin olduğunu, orada yatan ve ölü olan bir şeylerin etkisiz bilimi olmadığını da ima eder. Marksistler ve onlar gibi tüm ahlakçılar ve gelişim politikacıları, ister Darwin-öncesi Marksistler gibi katastrofik ve çapsal gelişim teorisine bağlı olsunlar, isterse Darwinci revizyonistler gibi yavaş, tedrici çok küçük değişimlerin toplamı yolu ile eşit gelişen ilerlemeyi yerleştirmeyi dilesinler, bunlar ve gelişim biliminin tüm temsilcileri, mutlaka bilimsel faaliyetten vazgeçemiyor iseler, müteakip, görkemli, ilgili kelime gruplarının yani Ben Biliyorum, Ben yapabilirim (buradaki –ebilmek eki yetiyi ima eder. ç.n.), Ben yapabilirim ( buradaki –ebilmek eki olasılığı ifade eder. ç.n.), O yapmalı (buradaki -malı zorunluluk ifade eder. ç.n.), Ben yapmalıyım (buradaki –malı tavsiyeyi imler. ç.n.) ifadelerinin gerçek anlamlarına dair, doğa ve ruhun gerçekliğine ilişkin ne ifade ettikleri ile ilgili bilimsel bir araştırma yürütmelidirler. Bu onları daha mütevazı ve bilimsel, daha insani ve anlayışlı ve daha girişken ve mert yapacaktır.
Bu cihetle tarih ve politik ekonomi, bilim değildir. Tarihteki etkin güçler bilimsel olarak formülleştirilemezler; bunların hükümleri her zaman, içerdiği veya yaydığı insan doğasına bağlı olarak daha yüksek veya daha alçak bir isimle tarif edilebilir bir tahmin – kehanet ya da profesöre ait saçmalık – olacaktır. Bunlar her zaman doğamıza, karakterimize, yaşamımıza ve çıkarlarımıza bağlı bir değerlendirme olacaktır. Ayrıca söz konusu güçler şekilsiz, kararsız, belirsiz ve değişken olarak bizce kesinkes biliniyor olsa dahi bu tür ilkelerin uygulanması için gerekli olan olgular çok az bilinmektedir. Zaten insanın kelimenin tam anlamıyla sonsuz olan geçmişiyle ve dünya ile ilgili bilimsel bir değerlendirme yapmak için elimizde hangi dış bulgular vardır ki? Elbette, her tür şey, fazlasıyla çok, bu sözde bilimin arabalarına taşınmış ve bu arabalardan indirilmiştir. Maalesef bunlar sözde insan ve dünya tarihinin bir saniyesinden palas pandıras atılmış, karışmış, harap olmuş, parçalanmış yıkıntılardır. Hiçbir örnek ne kadar az bildiğimizi açıklığa kavuşturmaya yetecek kadar kaba değildir. Elbette bir örnek, tıpkı muhteşem Goethe’nin dediği gibi, sezgisel deha için genellikle bin kelimeye değerdir ve onları bünyesinde barındırır. Bununla birlikte bu biyolojik oluş ve insanlık tarihinin tüm alanları için güçlerle ve yasalarla ilgili örnek olaylar bulunmaktadır fakat yine Goethe’nin dilini kullanacak olursak, bunlar düpedüz veri-toplayıcılarının, Darwincilerin ve revizyonistlerin deneysel gübrelerine ve Marksistlerin diyalektik gübresine dönüşürler. Ve bu cihetle dahi – ki kendisi için insanların bir arada yaşamış olmaları ile ilgili meselelerde bir olay genellikle bin kelimeye bedeldir- bir bilim dehası değildir; yaratım ve eylem dehasıdır. Yaşamın bilgisi dâhil edilmiştir fakat ne kadar hakiki, büyük bilime dayandırılabilse de bu, bilim değildir.
Ve tanrıya ve dünyaya şükür olsun ki bu böyle! Gelecek olan her şeyi biliyor, gerçekten biliyor olsaydık niçin yaşardık? Yaşamanın anlamı yeni bir şeye dönüşmek değil midir? Yaşamanın anlamı eski, kendine güvenen ve bağımsız birer varlık olarak bizlerin, müstakil bir dünya ve sonsuz oluş olarak, içinde olmadığımız yeni, belirsiz bir başka dünyaya eşit derecede sonsuz, geçitten geçide ve çokluktan çokluğa girmemiz değil midir?
Kendimize canlı dediğimiz zaman, biz okuyucular ya da gözlemleyiciler ya da varlıklar çok iyi bilinen güçler tarafından eskiden eski olana, eşit derecede iyi bilinen bir yere doğru sürüklenenler değil miyiz? Ya da bizler eylem nesneleri olmaktan çok yürüyen ayak ve çalışan el değil miyiz? Ve dünya bize, her sabah kalktığımızda, meçhul, bilinmez ve amorf, kendi doğal kabiliyetlerimizin bir aracı ile oluşturup özümsediğimiz yeni ve sunulan bir şey gibi görünmez mi? Ah siz Marksistler, keşke özel yaşamınızda bereket ve neşenin bolluğuna sahip olsaydınız, o zaman yaşamı bilime döndürmek istemez ve döndüremezdiniz! Ve nasıl yapardınız ki, sosyalist olarak görevinizin, neşe dolu iş biçimleri ve topluluklar ve neşe içinde yaşayan toplum olma durumunu edinmeleri için insanlara yardım etmek olduğunu bilseydiniz.
Bıkmış, şüpheci veya dertli olarak değil, neşe ile kabullenerek insanların ve ulusların çok çeşitli ve anlaşılmaz geçmiş ve gelecek yaşam biçimlerine dair hiçbir şey bilmediğimizi belirtiyorum; binyılın kaderini bilmek, hissetmek ve içeriden yaşamak için yeterince, pek çok insana göre daha fazla, gururlu ve cesurum. Ne olduğuna ve neyin olmakta olduğuna dair bir fikrim var. Kaderimizin gidişatına ilişkin benim de bir hissiyatım var. Nereye gitmek ve nerede başkalarına tavsiyede bulunmak ve onları yönlendirmek istediğimi biliyorum. Ve pek çok kişiye, hem şahıslara hem kitlelere, iç görümü, coşkun hissimi, güçlü irademi aktarmak istiyorum. Fakat bir formülle mi konuşuyorum? Aldatıcı bir biçimde bir matematikçi gibi gizlenen bir gazeteci miyim? Bilim flütüyle toy çocukları saçmalık ve sahtekârlık dağına yönlendiren Fareli Köyün Kavalcısı mıyım? Ben bir Marksist miyim?
Hayır, fakat ne olduğumu söyleyeceğim. Konuştuğum başkaları – Marksistler – bana anlatana kadar beklemek zorunda değilim. Herkes kadar çalıştım, araştırdım ve bilgi topladım ve eğer tarih ve ekonomi diye bir bilim varsa ben kesinlikle onu öğrenecek yeterli beyne sahibim. Gerçekten de sizler, siz Marksistler tuhaf insanlarsınız ve kendinizi merak etmemeniz hayret verici. Mütevazı bir zekâya sahip insanların dahi bilimin sonuçlarını, bu sonuçlar ortada varken öğrenebileceği eski ve kesin bir konu değil midir? O halde tüm tartışmalarınızın, polemiklerinizin ve ajitasyonlarınızın, tüm talepleriniz ve müzakerelerinizin, tüm retoriğinizin ve münakaşalarınızın maksadı nedir? Bir biliminiz varsa eğer, bu yersiz didişmelerinize son verin. Okul müdürünün sopasını elinize alın ve bizi bilgilendirin, bize öğretin, yöntemleri, işleyişleri, yapıları öğrenmemizi ve bunları cansiperane uygulamamızı sağlayın ve tecrübeli, kandırılmamış ve kesin bilenler olarak Bebel’inizin dürüst bir amatör olarak denediğini yapın: nihayet gelecek tarihin kesin verilerini bize anlatın!
Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin
Bu yüzden ben de çalıştım, sizin gibi değil ama sizden daha iyi çalıştım ve yine de şunu söylüyorum: öğrettiğim kesinlikle bilim değildir. Her kişinin kendi doğasını, kendi gerçek yaşamının kendisini aynı yola yöneltip yöneltmediğini incelemesine izin verin ve ancak o zaman onun benimle gelmesine müsaade edin ama müsaade edin. Sizden daha iyi çalıştım çünkü bende sizde bulunmayan bir şey var. Elbette, kibrim, ya da yaygın olarak adına ne deniyorsa, sizinkinden daha fazla değil. Kendime dair mütevazı yani münasip görüşümü kendime saklarım, gayet tabii akranlarım arasında, kimin sosyalist kimin sosyalist olmadığını söyleme zorunluluğu hariç! Çünkü sosyalizmi gasp eden ve Marks’ın Kapitali’ni, Nibelungen hazinesini koruyan cüceler gibi bekleyen Niselheim’ın soğukkanlı insanları küçümsenmeli ve dağıtılmalıdır. Sosyalizm meşru varislerine devredilmeli ki böylece neyse ona, – neşe ve coşkuya, inşa ve yapıma, tüm duyular için ve tüm ilksel yaşamlar için ve şimdilerde eylem halinde bir icraya dönüşmek üzere olan sonuna kadar görülen bir rüyaya – dönüşebilsin. Ve varisler hala uyuduğu ve rüya ve şekilciliğin uzak diyarlarında kaldıkları için ve birilerinin mirasa nihayetinde el koyması gerektiği için bu varisleri bir araya toplamalı ve kendimi de onlardan biri olarak meşrulaştırmalıyım.
O zaman bu Marksistler tüm bu bilimsel hurafelerini nereden edinmektedir? Marksistler, geleneğin ve koşulların çeşitlenmiş, parçalanmış, çetrefil ve karışık detaylarını tek bir düzen ve birlik hattına indirgemek istiyorlar. Onlar dahi basitleştirme, birlik ve evrensellik ihtiyacını hissediyorlar.
Gene sana mı ulaştık, oh sen muhteşem kurtarıcı Bir ve Evrensel Fikir, sen ki gerçek yaşama olduğu kadar gerçek düşünceye de gerekli olan, bir arada varolmayı ve toplumu, anlaşmayı ve içselliği yaratan, düşünürlerin zihninde ve doğa sözleşmesinde yer alan fikir? Sen, ruh ismiyle adlandırılan!
Ama sana sahip değiller ve bu yüzden senin yerine koyuyorlar. Bu yüzden kendi yanıltıcı taklitlerini, kendi tarihsel yamalarının ve kendi bilimsel yasalarının ikame ürünlerini uyduruyorlar: onlar sadece detayları oluşturan, ilişkilendiren ve düzenleyen ve dağınık olguları yani bilimi bağlayan tek bir ikna edici genel ilkeyi tanırlar. Aslında bilim ruhtur, düzendir, birlik ve dayanışmadır; bilimse… Fakat o, dolap ve dalavere olduğunda, sözde bilim adamı sırf kılık değiştirmiş bir gazeteci ve kötü kamufle olmuş başyazar olduğunda, istatistiklere göre formüle edilmiş pek çok olgu ve diyalektikle maskelenmiş basmakalıp sözler, tarihin bir çeşit yüksek matematiği ve gelecek yaşam için şaşmaz bir el kitabı olduğunu iddia ettiğinde bu sözde bilim ruhsuzdur, idrak kabiliyetine engeldir. Argümanlar ve kahkahayla, sinirden kudurarak yok edilmesi gereken bir engeldir.
Ruhun diğer biçimlerini bilmiyorsunuz ve bu yüzden peygamberlik oynamak isteyen gerçek profesörler olduğunuz zamanlar hariç, tıpkı ut çalmak isteyen ama çalamayan diğer profesörünüz, koruyucu aziziniz gibi avukat yüzlerinize profesörlük maskesini giydiniz.
Fakat bizler ruhun ne olduğunu biliyoruz ve bunu burada sık sık söyledik. İnsanlığın akışında tür ve kaynak açısından sizinkinden farklı evrensel bir uyumumuz var. Bilgimiz, büyük asli hislerimizle ve güçlü, geniş kapsamlı irademiz ile doludur: bizler – fakat önce siz zavallı Marksistler, bir sandalye çekin ve oturun ve sıkı durun, zira berbat, küstah bir iddia birazdan öne sürülecek, ki bu eş anlı olarak bana karşı küçültücü bir tonda ileri sürmek isteyeceğiniz suçlamanın önüne geçecektir – bizler şairleriz; ve bilimsel dolandırıcıları, Marksistleri, soğuk, boş, ruhsuzları yok etmek istiyoruz böylelikle şiirsel vizyon, sanatkârane yoğunlaşmış yaratıcılık, heves ve kehanet şu andan itibaren harekete geçmek, çalışmak ve inşa etmek için kendi yerini bulacaktır; yaşamda, insan bedenleriyle birlikte, insicamlı bir hayat, iş ve grupların, toplulukların ve ulusların dayanışması için.
Evet, gerçekten de öyle. Yeterince uzun süredir şiirsel bir rüya ve melodi olan, büyüleyici bir çevre ve parlak bir renk cümbüşü tümüyle hayata geçecek ve gerçek olacaktır. Biz şairler, yaşayan ortamda yaratmak ve kimin daha büyük ve daha güçlü uygulayıcılar olduğunu görmek istiyoruz. Bildiğini iddia eden ve hiçbir şey yapmayan sizler mi, yoksa şu anda içinde canlı bir imge, kesin bir his ve enerjik iradeye sahip bizler mi? Ne yapılabilecekse onu yapmak isteyen biziz, şimdi ve sonsuza kadar. Biziz bıkıp usanmadan sizin yanınızdan kahkaha, sebepler ve öfke ile geçip saldırılarla ve savaşlarla daha yoğun parçaların üstesinden gelen, biteviye ileriye güdümlü, sürekli eylem, inşa ve yıkım bulunan harekette bizlerle birlikte olan insanları örgütlemek isteyen. Bilim de, parti de temin etmiyoruz. Sizin anladığınız şekliyle daha az entelektüel ittifak sunuyoruz, zira siz bu tür bir şeyden bahsettiğinizde kafanızda aydınlanma diye adlandırdığınız ve bizim ise yarı-eğitim ve broşür-yemi dediğimiz şey beliriveriyor. Bizi harekete geçiren ruh yaşamın özüdür ve etkin gerçekliği yaratır. Bu ruhun bir diğer adı daha vardır: dayanışma [Bund]; ve bizlerin güzel bir sunumla şiirselleştirmek istediğimiz şey eylemdir, sosyalizmdir, bir işçi sınıfı cemiyetidir[Bund].
İşte burada Marksistlerin neden ruhu materyalist diye adlandırdıkları ünlü tarih mefhumundan dışladıklarını gözlerimizin önünde net bir şekilde görüyoruz ve ona ellerimizle dokunabiliyoruz. Bizler, bu noktada, diğer mükemmel Marksist muhaliflerin yaparken başardıklarına kıyasla daha iyi bir açıklama sunabiliriz. Marksistler, beyannamelerinde ve görüşlerinde ruhu çok doğal, aslında neredeyse mükemmel bir maddi neden ile dışarıda bırakmıştır, yani çünkü ruhları yoktur.
Fakat bu, onların tarihi tanımlama tavırları, hakkıyla “materyalist” olarak adlandırılabildiğinde doğru olabilirdi sadece. Bu da temsilcilerinin kendilerine ait bir ruhla elde edemeyeceği bir girişim olsa da takdire şayan, hatta devasa bir teşebbüs – tüm insanlık tarihini sırf fiziki olaylar, somut gerçek işlemler, dünyanın geri kalanındaki maddi olaylar arasındaki sonu gelmez etkileşim ve insan bedenlerinin psikolojik süreçleri biçiminde tanımlama girişimi – olurdu. Ancak hâlihazırda belirtmiş olduğum sebeplerden ötürü bu, kati surette yasalara dayanan bir bilim olamaz ancak böyle bir bilimin hayali, neredeyse fantastik bir ön taslağa dönüşebilir. Belki bir gün birileri, bu işi, sırf doğru temeli ve dil olanağını bulmak için bile olsa, bu katı yapıyı eritmek ve onu tamamen bir imgeye indirgemek ve bu büyük ters yöne çevirimi üstlenmek, yani insanlık tarihinin tamamını – tüm maddeselliği hariç tutarak- topyekün ruhsal bir oluşum, akli akımların mübadelesi olarak betimlemek için – üstlenecektir. Materyalizmi nihai sonuçları üzerinden düşünebilen herhangi biri bunun idealizmin diğer yüzü olduğunu bilir. Böylesi hakiki bir materyalist her kim ise O, ancak Spinoza okulundan geliyor olabilir. Ama bu kadarı yeter! Marksistler bundan ne anlamaktadır? Marksistler, Spinoza adını duyduklarında muhtemelen broşürcülerinin ve Darwinci tekçi yazarların Spinoza’dan çıkarttıkları pelüş oyuncağı düşünmektedir.
Yeter artık: burada sadece, Marksistlerin tarihin materyalist anlayışı dedikleri şeyin rasyonel anlaşılan herhangi bir materyalizm ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemek gerekiyor: sonunda Marksistler, materyalizmi rasyonel bir biçimde anlamanın dahi bir çelişki olduğunu düşündüler ve hatta bunda yanılmış bile olmazlardı. Her halükarda öğrettikleri tarihsel anlayış “ekonomik” olmalıdır. Yukarıda da söylendiği üzere onun gerçek adı, ruhsuz tarih anlayışıdır.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır.
Marksistler, tüm politik koşulların, dinlerin, entelektüel hareketlerin hepsinin sadece ekonomik koşulların ve toplumsal kurumların ve işleyişlerin bir tür yan tesiri, ideolojik bir üst yapısı olduğunu keşfettiğini iddia etmektedir. Elbette kendi doktrinlerini ve tüm ajitasyonlarını ve politik eylemlerini bundan hariç tutmazlar. Onların süfli akılları, kendilerinin ekonomik ve toplumsal gerçeklik olarak adlandırdığı şeyle, akli ve ruhi eylemin ayrılmaz bir biçimde birbiriyle ne denli iç içe geçtiği, ekonomik yaşamın toplumsal yaşamın sadece çok küçük bir parçası olduğu, bu toplumsal yaşamın, insanın bir arada yaşama hareketlerinden, büyük ve küçük ruhsal yapılardan tümüyle ayrılamaz olduğu gerçeğinden sadece biraz rahatsız olur? Onlar, umumiyetle tüm beyanlarında kendi sözcüklerini idrak etme ihtiyacını hiç hissetmemiş ağzı laf yapan konuşmacılardır ve laf ebesidirler. Bir an bunu idrak etselerdi derin sessiz adamlar olurlardı. Zira kendi tüm çelişkilerinde ve tutarsızlıklarında boğulurlardı.
Sözcüklerin çelişik yanlış kullanımı Marksistleri, sığ adamları ne kadar rahatsız edilebiliyorsa ancak o kadar rahatsız etmiştir. Bazıları söz konusu çelişkiye absürt bir yarım gerçekle, diğerleri farklı, çarpık bir gerçek dışılıkla uyum göstermiş ve bu şekilde aralarında farklı ekoller ve her türden gerilim ve ayrılık çıkmıştır. Bu doktrinden yola çıkarak bazıları politikayı ekonominin neredeyse alakasız bir yansımasına indirgediği için Marksizm’in apolitik ve handiyse anti-politik bir tavır beyan ettiği sonucuna varmıştır. [Buna göre] politika, yasama ve hükümet biçimleri önemli değildir; sadece ekonomik biçimler ve ekonomik mücadeleler önemlidir (fakat elbette bu mücadeleler de saf doktrine kaçak sokulmuştur zira bir mücadele, hatta ekonomik bir mücadele dahi tümüyle ruhsal bir meseledir, ruhun yaşamıyla güçlü bir biçimde iç içe geçmiştir – bu kadarı yeter, çünkü, yukarıda da söylendiği üzere, Marksizm’in herhangi bir nokta-i nazarını inceleyen biri her zaman imkânsızlık, taviz ve kaçak keşfeder.) Her şeye rağmen diğerleri, politikanın yardımıyla ekonomik meseleleri etkilemek isterler ve kendilerinin profesörlüğe ait mürekkep lekelerinden oldukça farklı görünen tavizlere, bahanelere ve bıktırıcı gerçeklik düzeltmelerine ekleme yaparlar. Kendilerinin tamamının da uygulaması gerektiği bu geçici çarelere ekleme yaparlar. Mesele bu değil ve biz de bu ihtilaflı meselelerle daha fazla uğraşmayacağız. Bunlarla politik Marksistler, kendi kardeşleriyle, sendikacılarla ve son dönemde iki asil ismin acınası bir biçimde yanlış kullanıldığı sözde anarko-anarşistlerle birlikte savaşsınlar.
Tüm doktrin yanlış olduğu ve bu doktrinin iler tutar bir tarafı olmadığı için, geride doğru ve değerli kalan tek şey İngiltere’de ve başka yerlerde Karl Marx’tan çok uzun zaman önce fark edilmiş olan bir gerçektir: insan olayları üzerinde düşünürken ekonomik ve toplumsal koşulların ve değişimlerinin yüksek önemi göz ardı edilmemelidir. Bu husus, özgürlüğe, kültüre, dayanışmaya, halka ve sosyalizme doğru atılmış en erken ve en önemli adımlardan biri olan, devletten ayrı olarak toplumun keşfi şeklinde adlandırılması gereken büyük harekete sebep olmuştur. Pek çok faydalı ve ufuk açıcı fikirler on sekizinci yüzyılın parlak gazetecilerinin ve politik ekonomistlerinin muazzam yazılarında ve on dokuzuncu yüzyılın ilk sosyalistlerinde bulunmaktadır. Ancak Marksizm tüm bunları bir karikatüre, sahteliğe ve yozlaşmaya indirgemiştir. Marksistlerin kavradığı sözde bilim gerçek etkisi bakımından acınası ve feci bir girişimdir (zira hiçbir sözde bilim, demagojik, hatta sadece popüler bir damgaya sahip olsa dahi, eğitimli ve eğitimsiz kitleleri ve de üniversite profesörlerini kendisine çekmeyecek kadar aptal değildir). Dolayısıyla Marksizm devletten uzaklaştıran bu akımı – diğer bir deyişle ortak bir ruh ile kültürsüzlükten birleşmiş gönüllü teşekküllere yönelen, kendisiyle birlikte toplumların toplumunu taşıyan akımı – gerisin geri devlete ve tüm toplumsal kurumlarımızın ruhsuzluğuna doğru, tersine çevirmeye çalışmaktadır ve dahası bu akım hırslı politikacıların çarklarını döndürmek için koşmaktadır.
Buna daha yakından bakmalıyız. Acı Marksist soğanının sadece iki kabuğunu soyduğumuz için gözlerimizi yaşartsa da bu soğanı daha derinden, merkezine doğru kesmeliyiz. Daha sonra bu ucubeyi kesip parçalara ayırmalıyız ve söz veriyorum buna devam ettikçe her zaman biraz burun çekme ve aksırma ve kahkaha olacaktır. Şimdiden bilim ve Marksistlerin materyalizmi açısından durumu gördük. Fakat bunlar geçmiş, günümüz ve geleceğe ilişkin ne tür bir tarihsel gidişat keşfetti? Bunun, maddi gerçeklikten kendi ruhsal üstyapılarına doğru büyüyen bir gidişat olmadığı kesin, bu muhtemelen Kartezyen pineal bezlerinde büyüyen bir tür.
Şimdi, profesörün yaşamı yanlış bilime, insan vücutlarını kâğıda indirgediği noktaya ulaştık. Kendisi de oldukça farklı bir tür profesöre, dönüşüm için başka pek çok yetenekle beraber dönüştü. Ne de olsa profesörler genellikle kendilerine dönüşüm sanatçıları, sihirbazlar, kasaba fuarlarında el çabukluğu marifetiyle ve geveze çeneleri ile üreten hokkabazlar derler. Karl Marx’ın en ünlü ve belirleyici bölümleri bana hep bu tür profesörleri hatırlatmıştır. “Bir, iki, üç. Gördüğünüze inanmayın”.
Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Sonuç olarak, Karl Marx’a göre uluslarımızın Orta Çağlar’dan günümüz kanalıyla geleceğe doğru ilerlemeci kariyeri “doğal bir sürecin gereksinimi ile” (İngilizce metne göre ki hala daha en net olandır: doğal bir yasanın zorunluluğu ile), üstelik de artan bir hızla gerçekleşen bir seyirdir. İlk aşamada küçük esnaf olarak sadece ortalama, sıradan insanlar, küçük burjuvalar vb. acınası kişiler vardı ve pek çok insan kendilerine ait küçük mülklere halen de sahipti. Ondan sonra kapitalizm, ikinci aşama, ilerlemeye doğru yükseliş, gelişimin ve sosyalizme giden yolun birinci aşaması geldi ve dünya tümden farklı bir çehreye büründü. Çok az kişi, her biri çok geniş olan mülklere sahipti, kitlenin hiçbir şeyi yoktu. Bu aşamaya geçiş zordu ve şiddet ve çirkin fiiller olmaksızın gerçekleşemezdi. Ancak bu aşamada vaat edilen toprağa doğru ilerleme çok daha hızlı ve gelişmenin sorunsuz işleyen raylarında kolaylıkla gerçekleşti. Tanrı’ya şükür gitgide daha fazla kitle proleterleşti; Tanrı’ya şükür artık daha az kapitalist bulunuyordu; en son proleter kitleler, deniz kıyısındaki kum gibi yalıtılmış devasa müteşebbislerle yüzleşene kadar bu az sayıdaki kapitalist, birbirinin malına el koydu ve şimdilerde de üçüncü aşamaya, gelişmenin ikinci sürecine sıçradılar; sosyalizme doğru son adım ise sadece bir çocuk oyuncağı: “Kapitalist özel mülkiyetin ölüm çanları çalıyor”. “Üretimin araçlarının merkezileşmesi” ve “emeğin toplumsallaşması” diyor, Karl Marx, kapitalizm ile başarıldı. O, buna “kapital tekeli altında gelişen” üretim biçimi diyor, zira kapitalizmin sosyalizme dönüşmeden hemen önceki son güzelliklerini överken her zamanki gibi kolaylıkla şiirsel bir esrikliğe bürünüyor. Şimdi zamanı geldi: “kapitalist üretim, doğal bir süreçle birlikte kendi değillemesini (negation) üretmektedir:” Sosyalizm. “İşbirliği” ve “yeryüzünün ortak mülkiyeti” için Karl Marx, hâlihazırda “kapitalist çağın bir başarısıdır” diyor. Büyük, muazzam, neredeyse sonsuz proleterleşmiş insan kitleleri aslında sosyalizme neredeyse hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar sadece vaktin gelmesini beklemelidirler.
Yine de doğru değil mi? Kapitalizmin bize işbirliği ve yeryüzünün ortak mülkiyeti ve üretim araçlarını getirmiş olduğu söylenebilirken, siz bilimin beyefendileri, o noktaya ulaşmaktan uzak mıyız? Ortak mülkiyet her ne anlama gelirse gelsin, en azından bu kadarı nettir, gerçi pek çok farklı ortak mülkiyet biçimleri olabilir, fakat gasptan, imtiyazdan, özel mülkten gayri bir şey olsa gerektir. Sözde şimdiden sosyalizme benzeyen bu ortak mülkiyete dair herhangi bir iz şu anda görülebilir mi? Evet mi, hayır mı? Zira bu doğal sürecin daha ne kadar süreceğini bilmeyi çok isteriz. Biliminizi bize gösterin, lütfen!
Fakat kim bilir, kim bilir! Belki de Karl Marx, yeryüzünün ortak mülkiyetinin gözle görünür başlangıçlarını ya da izlerini ve hâlihazırda on dokuzuncu yüzyıl ortalarında tekelci kapitalizmden doğmuş üretim araçlarını gördü. İşbirliğine gelince konu daha yakından inceleme altındadır, şimdiden oldukça nettir. Ancak bana göre işbirliği, birlikte hareket ve ortak çalışma demektir ve bir ineğin ve atın saban önüne müştereken çekilmesine veya pamuk tarlasında veya şeker kamışı tarlasında Zenci (Negro) kölelerin, ortak iş bölümü ile ortak bir mekândaki çalışmasına “işbirliği” ya da “birlikte çalışmak” diyen kişi budala değilse nedir – fakat ne söylüyorum ben? Karl Marx tam da böyle bir budalaya benziyor! Ne geleceği! Kapitalizmin daha fazla gelişmesi de ne! Zeki âlim günümüze sıkışıp kalmıştır. Karl Marx’ın işbirliği dediği şey ki sosyalizmin bir unsuru olması gerekir, kendi zamanındaki kapitalist teşebbüste gördüğü çalışma biçimi, binlerce kişinin bir odada çalıştığı fabrika sistemi, işçinin makinelere adaptasyonu ve kapitalist dünya pazarı için malların üretiminde sonuç olarak ortaya çıkan yaygın iş bölümüdür. Kaldı ki kendisi de sorgulamaksızın kapitalizmin “şimdiden aslında toplumsal üretim teşebbüsüne dayandığını” söylemektedir.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Evet gerçekten de bu tür emsalsiz saçmalıklar eşyanın tabiatına aykırıdır, fakat kapitalizmin sosyalizmi tümüyle kendinden geliştirdiği ve sosyalist üretim biçiminin kapitalizm altında “serpildiğini” söyleyen Karl Marx’ın görüşü kesinlikle doğrudur. Şimdiden işbirliğine sahibiz, şimdiden, en azından yeryüzünün ortak mülkiyetine ve üretim araçlarına giden yol üzerindeyiz. Sonunda geriye kalan çok az mülk sahibini de kovalamaktan başka yapılacak bir şey kalmayacak. Gayri her şey kapitalizmden gelişmiştir. Zira kapitalizm ilerleme, toplum ve hatta sosyalizmle eşitlenmiştir. Gerçek düşman “orta sınıf, küçük sanayici, küçük tüccar, zanaatkâr, çiftçi”dir. Çünkü onlar kendileri çalışırlar ve en fazla birkaç yardımcıya ve çırağa sahiptirler. İşte bu beceriksiz, cüce teşebbüstür, oysa kapitalizm tekbiçimlidir (uniformity), binlerce kişinin tek bir yerde çalışmasıdır, dünya pazarı için çalışmaktır; işte bu toplumsal üretim ve sosyalizmdir.
Karl Marx’ın gerçek doktrini budur: kapitalizm Orta Çağlar’ın kalıntıları üzerinde tam bir zafer kazandığı zaman ilerleme damgasını vurur ve sosyalizm resmen oradadır.
Marksizm’in temelinin, bu tür bir sosyalizm İncili’nin adına Kapital denmesi sembolik olarak önemli değil midir? Sosyalizm, kültür ve dayanışma, yalnızca takas ve neşeli iş, toplumların toplumu, ancak bir ruh uyandığında, örneğin Hristiyan ve Hristiyan-öncesi çağların Cermen uluslarının bildiği gibi gelebilir diyerek, kapitalist sosyalizme kendi sosyalizmimizle karşı çıkıyoruz.
Dolayısıyla iki karşıt, keskin bir zıtlık teşkil etmektedir.
Burada Marksizm – orada sosyalizm!
Marksizm – ruhsuz, sevgili kapitalizm dikeni üzerindeki kâğıt çiçek.
Sosyalizm – çürümeye karşı yeni güç; ruh-suzluk, zorluk ve şiddetin bileşimine karşı, modern devlet ve modern kapitalizme karşı yükselen kültür.
Ve şimdi biri, bu noksansız modern şeye karşı yüzüne ne söylemek istediğimi anlayabilir –Marksizm: zamanımızın vebası ve sosyalist hareketin lanetidir. Şimdi daha da net olarak, bunun böyle olduğu, neden böyle olduğu ve neden sosyalizmin sadece Marksizm’e yönelik ölümcül bir düşmanlık ile ortaya çıkabileceği söylenecektir.
Çünkü Marksizm, her şeyden öte, geçmiş olan her şeye yukarıdan bakan ve onları hakir gören kültürsüz, işine geldiği gibi günümüz veya geleceğin başlangıcı diyen, ilerlemeye inanan, 1908 yılını 1907 yılından daha çok seven, 1909 yılından oldukça özel bir şeyler uman ve 1920 yılı gibi çok uzakta gerçekleşecek bazı şeylerden neredeyse nihai bir eskatolojik mucize bekleyen kimsedir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5516
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.14 12:34 kahramanfurkn Just a random med student :)

Hi,my name is furkan.I’m a random person.I don’t need food or a shelter.I don’t wanna be streamer or youtuber and ı don’t wanna travel any country.So why am ı here?
WELL…Let me explain briefly to you: I am an international medical student who entered the medical school with very good grades...ı admire the higher education of the USA. I want to do apply recidency in USA. For this, I need to make observership in a few hospitals in America before I graduate. I have to prove my English language proficiency with the TOEFL exam. and most importantly, I have to prepare and take the very expensive USMLE(United States Medical Licensing Examination) exams. I also have to pay for ECFMG(Educational Commission For Foreign Medical Graduates) certification.So this is a expensive and very diffucult journey :). but I have no doubt that I will succeed.I need this money in 2 years.
the people who donate here are amazing people and ı know they donate without expecting something in return. but I want to do something different. and I want to make a promise to you: If this campaign is become successful and I become a specialist; I promise that I will try to provide healthcare services to all my patients in the cheapest way and reduce the fee throughout my professional life. I know that the money is hard to earn. I know that the number of donors is limited. So please put me on the second place.Thank you for reading :)
Yours sincerely… https://gogetfunding.com/just-a-random-med-student/
Merhaba benim adım furkan,sıradan bir insanım.Yemeğe ya da kalacak bir yere ihtiyacım yok.Stremer ya da youtuber olmak istemiyorum.Herhangi bir ülkeyi gezmek de istemiyorum.
Size neden burada olduğumu açıklayayım:Ben Türkiye sıralamasında ilk 5000’e girmiş bir tıp öğrencisiyim.ABD’de çeşitli merkezlerde ve tıp alanında verilen eğitimi oldukça önemli görüyorum.Bundan dolayı ABD’de tıpta asistanlık programlarına başvurmak istiyorum.Bunun için öncelikle mezun olmadan önce ABD’de birkaç hastanede observership yapmam gerekecek.İngilizce dil yeterliliğimi TOEFL ile kanıtlamam gerekecek.Ve en önemlisi oldukça pahalı olan USMLE sınavlarına hazırlanmam ve girmem gerekecek.Aynı zamanda ECFMG sertikası için ücret ödemem gerekecek.Yani bu oldukça pahalı ve zor bir yolculuk :) ancak bunu başarabileceğimden şüphem yok ve paraya 2 yıl içinde ihtiyacım var.
Burada bağış yapan insanlar gerçekten mükemmel insanlar ve sizlerin karşılık beklemeden bağış yaptığınızı biliyorum.Ancak ben biraz farklı bir şey yapmak istiyorum.Size bir söz vermek istiyorum:Bu kampanya başarıya ulaşır ve ben uzman doktor olabilirsem;İyi bir doktor olabilmek,Bütün hastalarıma sağlık hizmetini ucuz ve kaliteli götürebilmek için elimden geleni yapacağıma ve gerekirse kendi ücretimden kesinti yapacağıma söz veriyorum.
Paranın zor kazanıldığını ve bağışçı sayısının kısıtlı olduğunu biliyorum.Bundan dolayı lütfen beni ikinci sıraya koyun.Sizleri seviyorum :)
Saygılarımla… https://gogetfunding.com/just-a-random-med-student/
submitted by kahramanfurkn to gogetfunding [link] [comments]


2020.06.12 19:26 karanotlar Max Stirner'in “Saplantısı” Ludger Lütkehaus'un Tamyetkin Hiç'inde Stirner'in Yaratıcı Hiç'i H. İbrahim Türkdoğan

Max Stirner'in “Saplantısı” Ludger Lütkehaus'un Tamyetkin Hiç'inde Stirner'in Yaratıcı Hiç'i H. İbrahim Türkdoğan
https://preview.redd.it/06kx6mfjki451.jpg?width=960&format=pjpg&auto=webp&s=be7955a8cd79b101446f7823a8c3cc621e304f32
Karen Swassjan: “Artistik olmayan bir tarz, kaba, bazen coşkulu – neden olmasın; ama yine de keskin ve tutarlı, Hegel'in eski bir öğrencisine yakışır bu ayrıca. Stirner, iki bin beş yüz yıllık değerlerin görkemli sarayının taşlarını bazen bir köstebek gibi, bazen bir koç gibi, özensiz oluşundan ve estetik gösterişsizliğinden rahatsız bile olmadan teker teker param parça ediyor. Nihai amacı Nietzsche ile tamamen örtüşür; ama Nietzsche zarif aforistik kılıcını çekiç olarak kullandığını sanırken, Stirner'in elinde gerçek bir çekiç var. Nietzsche'nin eserinden son izlenim: Hiç üzerine kuru gürültü.” 1
Giriş
Varlık denilince, hemen ardından onu Hiç takip edecektir; düşünsel olarak ya da sözcüğe dönüşerek. Varlık ve Hiç sonsuza dek ayrılamayan tek çifttir. Ve bu çiftlerden biri “iyi” öteki “kötü”dür, her çiftte olduğu gibi. Varlık iyiliğin sembolü olarak kutsanırken, Hiç'e kötülüğün tüm özellikleri yüklenmiştir. Latince kökenli Hiç sözcüğü (“nihil”), iyi-kötü çatışmasında kısa sürede “nihilizm” (hiççilik) olarak dünya sahnesine çıkmayı başarmış ve insanlığı kökünden sarsmıştır.
Nihilizmle ilgili binlerce kitap mevcut, Batı felsefesinde önemli ama vahim bir yer alan bu konu her düşünürün ilgisi kapsamındadır. Kaçınılmaz bir zorunluluktur onunla ilgilenmek, kimileri için de içli-dışlı olmak. Yine de düşünsel ve psikolojik bir doyum bulmak neredeyse olanaksızdır bu konuda. Ancak Ludger Lütkehaus başyapıtında bambaşka bir yetiyle çıkar okurun karşısına; nihilizmin üstesinden gelme derdi yoktur onun, tersine, üstesinden gelmeye çalışanların felsefesini temel alarak kendi felsefesini yaratır: Nihilizmi tamamlamak; aşmak değil, (tam) yetkinleştirmek. Evet bu kitap tamamlanan nihilizmin düşünsel ve psikolojik hazzını sunar okura. Hiç'e bulaşmış hiçbir filozof, hiçbir düşünür ve şair gözardı edilmez bu eserde.
Adı: Hiç. İlk alt başlık: Varlık'a veda. İkinci alt başlık: Korkunun sonu. 766 sayfalık veda ve bu vedanın getirisi olan korkunun sonu. Demek ki: Vedanın sonu huzurdur. Doğrusu, bu sayfa sayısı çok değil, hatta az bile. Ama kitabın sonuna geldiğinizde, “tamamdır, noktayı koymuş yazar, dahası yok” dedirten bir eser. Ayrıca Lütkehaus'un Giordano Bruno, Schopenhauer, Nietzsche, Mauthner, G. Anders gibi önemli filozoflar üzerine değerli çalışmaları olan ve bu tür çalışmalarından dolayı çeşitli ödüller alan çok yönlü bir edebiyat bilimci ve filozof olduğunu vurgulamak istiyorum.
Metnimin adından anlaşılacağı gibi konumuz gereği yalnızca bir düşünürü ele alacağım bu kısa incelememde, tüm kitabı işlemek hem konumuzun kapsamını aşar hem de neredeyse olanaksız bir uğraş olur. Ayrıca Türkçesi olmayan bir kitap hakkında yazmak da ayrı bir sorun olurdu. Türkçe çevirisi olmadan yıllarca Stirner üzerine yaptığım Türkçe çalışmalarımdan biliyorum. Yine de Lütkehaus'un bir özkıyım felsefesi sunmadığını, tersine, yaşamın Hiçsel heyecanını tatmamızı ve tadarken ne kadar rahatlayacağımızı mizahi diliyle açıkladığını vurgulamak istiyorum.
Paradoks
“Biricik ve Mülkiyeti” (BvM, 1844) yayımlanır yayımlanmaz “Stirner'in saplantısı”ndan da söz edilmeye başlanır. Özellikle dönemin düşünürlerinden Franz Szeliga, Biricik’in “her yerde hayalet görme ilkesiyle karşılaştırılması halinde, tüm hayaletlerin hayaleti olduğunu” ileri sürmekle dikkat çekmişti. Stirner, Szeliga'ya gerekli yanıtı vermişti. (“Stirner'in Eleştirmenleri”, 1845). Lütkehaus'un iddiası ancak başka ve bana daha tutarlı, daha mantıklı geliyor.
Hiç'i düşünmek. Her sözcüğün bir içeriği olması gerektiğine göre Hiç'in de bir içeriği olmalıdır. Ancak Hiç nasıl düşünülebilir ki? Olmayan bir şeyi düşünmek neredeyse olanaksız. Bu kontekstte Tanrı kavramını da düşünebiliriz bir an. Olmayan bir şeyin kavramı: Tanrı. Ancak bu bir inanç. Dolayısıyla herkes her şey yükleyebilir Tanrı kavramına. Ancak Hiç kavramıyla böyle ilgilenemeyiz. Hiç, bir inanç kavramı değil, bir felsefe kavramıdır. (Fizikteki Hiç kavramını metin dışı dutuyorum). Böyle olunca da filozof, konuya başlar başlamaz temel bir sorunla yüzleşecektir. Ve içinden çıkamayacağını da bilir. Dolayısıyla her filozof kendi düşünsel ve psikolojik yapısına göre bir Hiç kavramı betimlemeye çalışır.
Stirner bir Hegel öğrencisi olup onun felsefesi üzerinden kendi felsefesini yarattığına göre ve ayrıca Lütkehaus'un sunduğu konstekste bağlı kalmayı anlamlı bulduğum için, Hegel ile başlamak yerinde olur.
Hegel Hiç'i düşünür, henüz içeriksiz bir Hiç, içerik yükleyeceği bir Hiç. Nedir bu Hiç? Hegel, okuru hayretlere düşürecek şekilde Hiç'ten yaratıcı bir güç elde etmeye çalışır. Yaratmak var olan bir şeyden türetilir, dolayısıyla kaçınılmaz olarak Varlık kavramı üzerinden bunu başarmaya çalışır. Hegel öncelikle bu iki kavramı eşdeğer bir biçimde ele alır. Bir tür Sokrat'ın Maiutik (doğurtuculuk) yöntemini kullanmak zorunda kalır: iki eşit kavramı birleştirerek, “evlendirerek” bir yaratımda bulunmak ister. Lütkehaus, ironik dilini kullanarak bu birleşmede kimin anne kimin baba olduğunu Hegel'in bize ifade edemediğini de iletmekten geri kalmaz.
Yalnızca düşüncede var olan Hiç'in (ens rationis), yaşamsal bir Hiç'e (ens reale) dönüşmesi için Varlık-Hiç çiftin doğurması gerekiyor. Evet, Hiç'in varlığı sadece düşüncede, tasavvurda, konuşmada vb. mevcuttur; varlığına bu “olgularda” sahiptir sadece. Bu nedenle de Varlık'tan farklıdır. Kendi-için Varlık değildir –Hiç.
Işığın yokluğu olarak karanlık, sıcaklığın yokluğu olarak soğukluk gibi Varlık'ın yokluğu olarak algılanırsa Hiç, o zaman Hiç'i Hiç olarak algılamış olamayız; ışığın, sıcaklığın, soğukluğun vb. yokluğu olarak algılamış olururuz sadece. Bunlar belirli olumsuzlamalardır ve olumsuzlamalarsa relatiftir. Hegel ama bizzat Hiç'i, Hiç'in kendisini düşünmek ister.
“Arı Varlık” kavramından yola çıkarak “arı Hiç”i tanımlamak ister. Kendiyle eşit: tamyetkin içeriksizlik, tamyetkin ilişkisizlik, tamyetkin belirlenimsizlik. Bu Hiç, daha sonra “değilleyen Hiç” olarak ifade bulmaya çalışan Heidegger'in Hiç'inden bağımsızdır; Hegel'in Hiç'i değillemez. O artık arı'dır. Işıksızlık ve sıcaksızlık gibi etiketlerden arındırılmıştır. Eksik'iği yoktur. Tam'dır; tamyetkin boşluktur. Hegel'in dinsel ve düşünsel soy bilimi açısından bunun Budizm'deki gibi bir “mutlak ilke” olduğunu söyleyebilsek de Hegel'in Hiç bilimi ontolojik bir yön alır. Hiç'e uyguladığı belirlenim ya da belirlenimsizlikle “arı Varlık”la eşdeğer kılar Hiç'i. “Arı Varlık ve arı Hiç demek ki aynıdır.”2 Bu tanımlama Gorgias'ın nihilist sofizmi anlamında arı Varlık'ın arı Hiç olarak ortaya çıkacağı yorumuna açık kapı bırakır. Hatta Hıristiyan “ışık metafiziğini” yeniden yorumlamayı gerektirir.
Arı ışık ile arı karanlık karşısında hiçbir şeyin görülemeyeceğini kaydetmek gerekir. Demek ki arı ışık ve arı karanlık bir ve aynı şeylerdir. Burada oluşan soru: Varlık ve Hiç iç içeleşirken ortaya çıkacak olan nedir? İkisinin “evliliğinden” doğacak olan nedir? Lütkehaus'a göre Hegel'in Hiç'i hiç de Hiç değildir; yani iddia edildiği kadar arı Hiç değildir; ona göre Hegel daha çok Hıristiyanlığın “Hiç'ten Hiç doğar” (ex nihilo nihil fit) ilkesine karşılık “Hiç'ten bir şey doğar” (ex nihilo aliquid fit) ilkesini ileri sürmek için bu soyutlamaları kullanır. Aksi takdirde ikisinin birleşmesinden “bir şey” nasıl oluşabilecekti ki? Demek ki, arı Varlık'ın arı Hiç'le birleşmesinden söz ederken alttan alta, sezdirmeden Varlık Hiç'i içine çekecek, ya da onun içine sızacak; onu bir araç olarak kullanacaktır. İki kavramı soyutlayarak yaratmak isteyen Hegel, neticede ikisini birbirinden ayırmak zorunda kalır. Ona göre Varlık var olacaksa, belirlenimli olmalı ve soyutluğunu geride bırakmalıdır. Hegel'e göre herşey herşeyden soyutlanabilir. Varlık soyutlanırsa, geriye “sadece Hiç kalır.” Hiç soyutlanırsa, geriye “Hiç kalmaz, Varlık kalır.” Lütkehaus haklı olarak Hegel'in bu analizlerinden yola çıkarak “daha fazla çelişkili olunamazdı” diyecek ve yadsıdığı Hıristiyanlığı kendine özgü diyalektik yöntemle kavramlaştırmış olduğunu vurgulayacaktır.
Causa Sui
Arı Varlık ile arı Hiç'in “yaratımı” üzerinden Stirner'in yaratıcı Hiç'ini analizlemeye ve Lütkehaus'un Stirner'de saptadığı “saplantıyı” incelemeye başlayabiliriz. Hiç, Stirner'in Biricik'i ve Kendi-olan'ıyla iç içedir. Lütkehaus, Stirner felsefesinin tanımını yaptıktan sonra hiç gecikmeden eleştirisini de kesin bir yargıyla ortaya koyar.
“Yaratıcı babanın oğullarından biri, Max Stirner”, “Hiç'in yaratıcı gizlerini” çekinmeden açığa vurur. “Kilisenin yeni nihilist şarkısıyla eserini açar ve kapatır: “Ben meselemi Hiç'e bıraktım.” Goethe'den aldığı bu tümceye “eklememiz gereken tek şey Gothe'nin sevinç” çığlığıdır: “yaşasın!” 3
Lütkehaus Stirner'den çeşitli alıntılar yaparken Hiç kavramı bağlamında Jacobi, Fichte, J. Paul, Schopenhauer, Bonaventura, Sartre, G. Benn'e yer yer göndermelerde bulunur; her birinin Hiç versiyonuna bu bölümde kısaca değinirken Stirner “yargısına” hazırlar kendini.
Tanrı'yla birlikte tüm nominaları öldüren “Stirner'in Ben'i” Tanrı'nın ve “eskimiş insanlığın” (G. Anders) “yerine geçer.”
Stirner, “Hiç ile Herşey'in mistik çaprazını [Verschränkung, dolanıklık] kafası üstüne öyle oturtur ki, 'Biricik', gizemcilik tarafından yadsınan 'Kendi-olma'nın 'Herşey'in Hiç'i' olabilsin; kendisi 'Herşey'de Herşey' olsun diye. Bu Hiç arı Hiç değildir, bizzat en belirli, relatif olan, evet, bir yıkıcı Hiç'tir. Bu nedenle ama boş değil; daha çok yeni bir Demiurg, kendinin yaratıcı 'Biricik'i olarak kendini içinden yaratan bir yaratıcı Hiç. Bunun için de sadece tüm 'kaçıklıklardan', geleneğin tüm fetişlerinden, tüm 'yüksek' varlık ve değerlerden kendini kurtarması gerekiyor. Ve oluşturduğu vakumu da kendisiyle dolduracaktır.”4
Bu nihilist yıkıcılığı Stirner ve Hegel'den önce anti-nihilist eleştirmenler de söz konusu etmişlerdi. Özellikle Fichte'nin Ben-idealizmine karşı Jacobi'nin alaylı bir üslupla dile getirdiği “imha ederek yaratmayı öğrendim” sözü meşhurdur. İdealizm adı altında gizlenen nihilist belirtiler Ben ve Hiç kavramları üzerinden biçimlendirildiği bu tartışmalardan anlaşılmaktadır. Benzeri şekilde nihilizm tartışmaları 20. yüzyılda da sürmüştür, özellikle varoluşçuluk kapsamında ileri sürülen “insanın sadece bir taslak oluşu” (Sartre) ve bu taslağı insanın biçimlendirebileceği düşünceleri nihilist öğelerden beslenir. “Biricik'in”, kendini bir “taslak” olarak hazırlaması için Kendine geri dönüş yapması gerekir, ya da başka ifadeyle; Kendini kazanabilmesi için relatif Hiç'ine dönüş yapacaktır. Lütkehaus: “Biricik bunun ücretini ödemeye de hazırdır.”5 Stirner: “Kendine-sahip-olan, Biricik'te yaratıcı Hiç'e, doğduğu yere geri döner. Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgarı karşısında sönüp gider. Meselemi Kendime, şu Biricik’e bırakırsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi tüketen geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesi olur ve diyebilirim ki: Ben meselemi Hiç’e bıraktım.”6
Lütkehaus, Stirner'in kitabının son paragrafını oluşturan bu tümcelerden yola çıkarak Stirner'in, her adlandırmanın Biricik'i herkesle aynı ölçekle ölçülebilen yapacağından dolayı Kendini belirleme ve adlandırmalardan sakındığını vurgular. “Zamanından önce bir varoluşçu” Stirner, aynı zamanda da “tekbenci yöntemlerle devam ettirilen negatif teoloji”nin temsilcisidir. “Nasıl ki Aristo'ya göre birey 'ineffabile', söylenemez ise, 'Biricik' de adlandırılamazdır: özelliksiz bir adam (dişil Biricik yok). Sadece 'her şeyi' yadsımada biçim kazanıyor Biricik.”7 Evet, hatta daha dikkatli incelersek, “Biricik'in korku saçan 'boşluk' gibi Hiç” olduğunu görürürüz, “kendini yaratarak bu boşluğu doldurduğunu ileri sürse de; çünkü boşluk sadece kendinden Hiç'e bir şey kazandırmaz. Ama tek bir belirlenim tüm koşullarda geriye kalıyor, o da yadsımadır, bir yadsımadır ki bizzat 'Biricik'e karşı koyar: o 'herşey gibi' kendini tüketecek olan 'ölümlü' bir Biricik'tir. Eğer Stirner meselesini Hiç'e yani Kendine bıraktıysa, 'her anlamda Hiç'e bırakmıştır', ama 'başlangıcın yaratıcı ateşi ile değil, bizzat sonun kesinliği ile.'” 8
“Ama Biricik'in bilincinin güneşi bu karanlık karşısında da sönmüyor. Meselesini Hiç'e bırakma istenci değişmiyor, 'yaşasın'! Bu onun bizzat kendi Hiç'idir, öyle inanıyor.” Ne var ki “hiç farkında olmadan, ansızın, yadsıdığı teolojik 'saplantılardan' biri ortaya çıkıyor: 'causa sui kavramı'.”9
“Kendinin nedeni”; “kafası üzerine duran Tanrı'yı [...] ayakları üzerine dikmek.” “Hiç'e, tüm dünyayı olmasa da (dünya Stirner'in umurunda değil), [...] Biricik'in dünyasını kazandırmak isteyen Ben'in monoteizmi.”10
Stirner böylelikle “Hegel'in Hiç'ini bireysel bir güce dönüştürmek” için bir “araç” olarak kullanıyor.
Sonuç olarak Stirner, “daha büyük risklere girmeksizin meselesini Hiç'e bırakabilir, eğer bu Hiç yaratım öyküsünün bir devamı ise ve kendinin tekil yaratıcısı olarak en eski atalarının mirası olduğunu kanıtlarsa.”11
Sonuç
Lütkehaus'un kitabının temel konusu, her filozofun Hiç'i aşmaya çalıştığı ama kendisinin Hiç'i aşmaya çalışmadan tamamladığı, tamyetkinleştirdiği iddiasıdır. Bu bağlamda “causa sui” kavramı üzerinden de Stirner'in Hiç'in üstesinden gelmeye çalıştığını ifade ediyor. Yukarda da söylediğim gibi Hiç'le cebelleşen her filozof, kendi psikolojik yapısına göre bir düşünsel Hiç “kuramı” çiziyor.
Stirner'in yaratıcı Hiç'i, Lütkehaus'un ileri sürdüğü gibi bir “saplantı" mı? Eğer Batı felsefesi geleneği içinde incelersek, üstelik buna Hıristiyanlığın yaratım öyküsünü de eklersek, o zaman Stirner'in Hiç'ini “atalardan” miras kalan bir düşüncenin, yaratım düşüncesinin” devamı olarak görebiliriz. Mainländer'in Hiç'i yaşamı ölüm olarak algılar, bu durumda yaşama “evet” demiyor; yaşamı ölümle (özkıyımla) sonlandırıyor. Peki, ama yaşama evet denildiğinde Hiç sorunu yukarda Hegel tanımlamasında gördüğümüz gibi bir paradoks olarak karşımıza çıkıyor ve başedilemiyor. Peki: Lütkehaus Hiç'i aşmadığına göre nasıl tamamlıyor? Lütkehaus eserini şöyle bitiriyor; konumuz gereği önemli olan kısmı aktarıyorum; “Hamlet, tamyetkin [tamamlayıcı] bir nihilisttir: Varlık ve Hiç'i umursamaz. Çünkü:
Hiç hiçtir.
Hiç'ten hiçbir şey kurtulmaz.
'Hiç'te' hiçbir şey yok olmaz.
Hiç hiçtir.
Tamamen hiçbir şey.
Hiçbir şey.”12
Hamlet'ten bağımsız olarak algıladığım bu Hiç tanımı, evet, bana bir Hiç tamamlaması olarak yansıyor. Aynı zamanda ikinci tümce, yani “Hiçbir şey Hiç'ten kurtulamaz” tümcesi Stirner'in Hiç'ini aşabilecek derecededir. Bence Lütkehaus bu tümceyle Stirner felsefesinden çarpıcı bir sonuç elde edebilirdi.
Başka ifadeyle: Stirner'in “Hiçbir şey Benden üstün değildir” tümcesini aşan tek şey: Hiç. Hiç, –en üst. Hiçbir şey Hiç'i aşamaz. Bu nedenle: Hiçbir şey Hiç'ten üstün değildir. Ama Stirner'in, kendisini yaratıcı bir Hiç'le özdeşleştirdiğini de unutmamak gerekir. Stirner'in yaratıcı Hiç'ini tarihsel olarak Lütkehaus gibi yaratım öyküsüne bağlıyorum ama sadece tarihsel anlamıyla. Felsefi anlamıyla durum farklı: “Kendine-sahip-olan, Biricik’te yaratıcı Hiç’e, doğduğu yere geri döner.” Stirner'in tümcesinde Ben ve Hiç'in eşdeğer olduğunu görmemek olanaksız. Bu durumda Ben, Biricik'e göre Hiç'i yaşayacaktır. Stirner'in tümcesi bunu içerir. Demek ki: Causa sui, yani Kendinin nedeni kavramını Stirner'in yaratıcı Hiç'ine uygularken, bu kavramı skolastik düşünürlerin ve Leibniz'in yorumlarından farklı ele almamız gerekiyor; Stirner'in Hiç'i ne ontolojik bir ifadeye yer verir ne de metafizik bir algıya.
Stirner, Batı felsefesiyle cebelleşirken doğal olarak onun tarihsel bir kalıntısı olarak devam edecektir ama onunla bütünleşmek için değil, onu yıkmak için. Ve yıktıktan sonra da Kendini, Biricik'ini Hiç'in belirlenimsizliğiyle doğuracaktır. Bunda bir saplantı göremiyorum ben. Swassjan'ın analizi oldukça yerinde: “Stirner, iki bin beş yüz yıllık değerlerin görkemli sarayının taşlarını bazen bir köstebek gibi, bazen bir koç gibi, özensiz oluşundan ve estetik gösterişsizliğinden rahatsız bile olmadan teker teker param parça ediyor.” 13 Kendini doğuran Biricik belirlenimsiz bir Hiç'te adsız olarak yaşayacaktır.
Son olarak Lütkehaus'un iki “yan değinisine” değineceğim. Lütkehaus'un “dişil Biricik yoktur” analizi bana yanlış geliyor. Öncelikle: Almancanın dil yapısı gereği Stirner’in Biricik’i erildir, felsefi yanıyla ne dişildir ne eril, hatta nötr bile değildir. Gramer-üstü ve dil-üstüdür. Lütkehaus da bunun farkında olduğuna göre, Stirner felsefesinin içeriğinden dolayı bu tümceyi kullandığını düşünüyorum (Lütkehaus tümcenin açılımını yapmıyor). Stirner'in Biricik'inin içeriği ise daha çok “eşeysiz” bir yapıya sahiptir. Bu “tanımlama” Stirnerin kendi eserlerinde mevcuttur. “Biricik ve Mülkiyeti” eril, dişil, nötr ve eşeysiz okunabilir. Hiçbir cinse, türe vb. öncelik tanımıyor Stirner. Bu bağlamda Stirner'in şu sözü yerindedir: “Ben Kendimin cinsiyim, normsuz, yasasız ve örneksizim.” (Norgunk, s. 164-165).
Lütkehaus'un Stirner analizinde değinmek istediğim ikinci “yan değini” zevksiz bir sorun içeriyor. Eserlerini değersediğim ve Stirner analizini güçlü bulduğum Lütkehaus, bir noktada diğer eleştirmenlerle aynı basit hatayı yapıyor. Stirner'den yer yer gelişigüzel “bireyci anarşist” diye söz eder. Bu görüşünü temellendirse, en azından temellendirmeye çalışsa, bir iddia olarak ciddiye alabilirdim, ama ne yazık ki eskiden beri gelişigüzel söylenen bu sözü gelişigüzel söylemesi Lütkehaus'un analitik yaklaşımına gölge düşürüyor.
(Tüm çeviriler: Hit)
1Karen Swassjan: Nietzsche – Versuch einer Gottwerdung. Am Goetheanum 1994, s. 175-176.
2G. W. F. Hegel: Ludger Lütkehaus: Nichts. Haffmans Verlag, 1999, s. 658.
3Lütkehaus, a. g. e., s. 661.
4Lütkehaus, a. g. e., s. 662.
5Lütkehaus, a. g. e., s. 663.
6Lütkehaus, a. g. e., s. 663. Norgunk, s. 334.
7Lütkehaus, a. g. e., s. 663.
8Lütkehaus, a. g. e., s. 663-664.
9Lütkehaus, a. g. e., s. 664.
10Lütkehaus, a. g. e., s. 664.
11Lütkehaus, a. g. e., s. 664.
12Lütkehaus, a. g. e., s. 758.
13Swassjan, a. g. e., s. 175.
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.11 08:32 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 2

5-KIZA ÇIKMA TEKLIFI AYAKLARI
Bu kadar bilgiyi almis olmaniz kızın sizinle çikmasi için yeterli değil.Çünkü daha kız sizin ondan hoslandiginizi bile bilmiyor.Bunu kıza bir şekilde sölemeniz lazim.Ama nasıl?Tabi ki bizden.Sunu sakin unutmayin çikma teklifi olayin en önemli kisimlearindan biridir.Siz kızı ne kadar tavlarsaniz tavlayin📷kızın üzernde ne kadar büyük bir imaj birakirsaniz birakin kıza dogru yerde📷dogru zamanda ve dogru şekilde çikma teklif edemezseniz olayiniz biter.O yüzden bu bölümü çok ama çok dikkatli okuyun.
Bir kere en basta bilmeniz gereken şey kızların daima sürü halinde dolasan yaratıklar olduklaridir.Ve en bastada söyledigimiz gibi kızların en büyük korkusu arkadaşlarının alay konusu olmaktir.O yüzden çikma teklif edeceginiz kızı mutlaka yanliz basina yakalamalisiniz.Ama bunlar tuvalete bile birlikte giderler.O yüzden bir şekilde kızı sürüden ayirmaniz lazim.Bunu nasıl yapacaginiza gelince:
Önce kızın yanina gidin📷her zamanki klasik muhabbetinizi yapin.Ve kıza "Seninle biraz konusmamiz lazim" diyin.Bu cümlenin Türkçeye tam çevirisi "Benimle çikarmisin?" dir.Bütün kızlar bunun ne anlama geldigini bilir ve kız eğer konusalim derse olay bitti.Çikiyorsunuz.Ama kız "Ne konuscaz?" diye bir soru sorarsa daha kızı tavlayamamissiniz demektir.Sakin o gün çikma teklif etmeyin.Biraz daha ugrasmaniz lazim. Kurallarimizi bastan okuyun.Ama kızla konusmaniz lazi.Hemen ikinci kuralimizi uygulamaya sok ve basla uydurmaya:"Ahmet'e bugünlerde noluyor anlamiyorum.Bana çok soguk davraniyo.Sence ne yapmaliyim" diye bir soru yöneltirseniz kız asla killanmayacaktir.Kız sizi dinlemek için suratiniza salak salak bakmaya baslamissa konuya baslayabilirsiniz demektir.Burada yeri gelmisken uyaralim:Kızı ikna etmeniz gerekebilir ve bu soruyu ayni kıza ikinciye sorma sansiniz yok.O yüzden özellikle liseli arkadaslar için söylüyoruz:Kıza çikma teklif edeceginiz zaman ikinizinde vakti genis olmali.Yani 5 dakkalik tenefüste olacak bir is değil.Liseli arkadaslar ögle tatilinde yada okul çikisi bu ise kalkissalar kendileri açisindan çok daha iyi olur.Neyse📷Kız sizden bir şeyler anlatmanizi bekliyor.Zaten kizda biliyor o sırada sizin ne söyleyeceginizi ama salakliklarindan kaynaklanan bir şey olsa gerek bunu mutlaka sizin sölemeniz gerektigini düsünürler.Bu esnada sakin panik yapmayin. Direk olarak "Benimle çikar misin?" demek aptallagina ise hiç ama hiç kalkismayin. Kızın çikacagi varsa da çikmaz.Simdi derin bir nefes alin ve kıza dönüp aynen sunlari söyleyin📷sakin degistirmeyin.Bugüne kadar bu durumdayken bu cümleleri sarfettigimiz hiçbir kız bize hayir demedi."Bak Ayse(tabiki Ayse ismi burda örnek bunu degistirceksiniz )) sana uzun zamandir söylemek istedigim çok önemli bir şey var.Ben aslinda çok uzun zamandir senden hoslaniyorum.Benim küçük dünyama renk getirdin.Inan hiçbir kız bugüne kadar beni bu kadar etkileyememisti.Benimle romantik📷çilgin📷ve bir o kadar da zevkli bir ilişki yasamaya ne dersin?Ikimizinde çok mutlu olacagindan eminim." Bunlari duyan kız size mutlaka ama mutlaka "Aaa📷inanamiyorum çok sasirdim yani hiç beklemiyordum" seklinde karsilik verecektir.Inanmayin kesin triptir.Basta da söyledigimiz gibi kız zaten sizin ona ne soracaginizi basindan beri biliyordu.Neyse📷simdi eğer bu kızın size hemen cevap vereceginizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Kız size burda kesinlikle "Biraz düsüniyim." diyecektir.Peki düsün diyin.Çünkü kızlar asla "hayir" diyecekleri erkeklere bu şekilde davranmazlar.Kızın eve gidince ne düsünecegi ise size kalmis.Yani kız burda "düsüniyim" dedi diye düsünecek sanmayin.Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak sizin göreviniz.Peki bunu nasıl yapacaksiniz?Onu da açikliyoruz.
Kızlar bu lafi dedigimiz gibi sadece çikmak istedikleri erkeklere söylerler.Ama kız "düsiniyim" dedikten sonra size gelip "Ben düşündümde arkadas olarak kalmamiz ikimiz içinde daha iyi olur" diyorsa bunun sebebi sizin kızı düsünürken yanliz birakmis olmanizdan başka bir şey olamaz.Öyleyse neymis?Kız bizimle çikip çikmayacagini düsündügü sırada yanliz birakmayacakmisiz.Kızın bu süreyi istedigi kadar uzatma hakki vardir.Ama bu süre genellikle 3 gün ile 1 hafta arasında degisir.Simdi gelelim sizin bu süre içerisinde yapmaniz gerekenlere.
Öncelikle kıza mutlak jestlerde bulunun.Bu salaklari en çok etkileyen jest ise 90'lik bir kasete en romantik aşk şarkilarini çekip "Bak bu kaset düsünmene yardimci olacak.Bunu hazirlamak için 8 saat ugrastim ama degdi.Yalniz bu kasetin bir özelligi var:gece hava karardiktan sonra📷yanliz basinayken dinlemen lazim.Yoksa kasetten hiçbirsey anlamazsin" diyerek kıza vermektir.Gerçekte kız bunlari ne şekilde dinlerse dinlesin anlayacak bir beyin kapasitesine sahip degildir.Ama kızın gecenin bir saati karanlik bir odada ve yanliz basina sizin verdiginiz bir kaseti dinlemesi bile çogu zaman size "Evet" demesi için yeterli.Evinizde yillardir binbir güçlükle biriktirilmis 1500 albümden olusan bir slow müzik arsivi yoksa bunu yapmaniz pek olasi değil tabiki.Peki kasete hangi sarkilari koyacaksin?Tabiki bunuda biliyoruz ama onu da kendi zevkinize göre yapin artık.Ama dur ya simdi gidip saçma sapan sarkilar koyarsin falan.
Sen en iyisimi kendini sakata atma ve bize bir mail atta sana bir liste yollayalim.Var ya kullanicisini bizim kadar düsünen bir başka site yoktur serefsizim.Varsa bize de söyleyin de hemen bookmarklayalim.Ama sakin büyük bir salaklik yapip bizden kasedin çekilmis halini istemeyin. Ugrasacak zamanimiz yok.Zamanimiz olsa biliyorsunuz hiç sorun değil.Biz sana listeyi veririz sende büyük bir müzik markete gidip kasedi çektiririrsiniz. Kızın eve gidince sizi düsünmesini saglamak için yapilacak bir diğer önemli şey ise kıza daha önceden yazmis oldugunuz ask mektupslarini vermektir.Simdi siz ask mektubuda yazmayip onuda bizden isterseniz dayak yersiniz.Yazin artık yaa.Neyse bu mektuplarin içeriginide söyleyelim bari.Bu mektuplarda kıza nasıl deliler gibi aşık oldugunuzdan 📷gözlerinin güzelliginden📷ne kadar sempatik oldugundan geceler boyu nasıl onu düsündügünüzden falan bahsedin. Mektuplarin altina tarih ve hangi saatte yazilmis olduğunu yazmayi ihmal etmeyin.Ama mektuplari saat kaçta yazarsaniz yazin mektubun altina 02:47 gibi ve her mektupta degisen saatler yazin.Bu kızın kafasinda "Ulan bu çocuk bana galiba harbiden aşık📷baksana gecenin ikisine kadar beni düsünmüs📷aslinda fena çocukta değil hee📷bir kere çiksam mi acaba?Çikiyim çikiyim!" seklinde bir düsüncenin olusmasina neden olur. Siz bizi dinleyin.
Bu is için uygulanabilecek bir diğer yöntemse sürekli kızın yaninda "Düsünen adam" tribi yapmaktir.Ama bunu kızla konusurken degilde kız sizin yaninizde degilken yapmalisiniz.Mesela siniftasiniz diyelim.Bu tribi yapmak için en uygun yerler cam kenarlaridir.Gidin cam kenarina📷ellerinizi cebinize sokun ve uzun uzun uzaklara bakin.En geç 5 dakika sonra kız sizin yaniniza gelip "Neyin var?" diye soracaktir.Sakin burda "Kare as📷 sende ne var?" demeyin📷tiksiniyolar."Biseyim yok" diyin📷bir önceki aksam sabaha kadar sizin mektuplarinizi okuyan ve sizin verdiginiz kasedi dinleyen bu kız tabiki sorunun kendisi olduğunu anlayacaktir.ama bunu kıza siz daha fazla belli etmelisiniz.Çünkü kızların en basta "Biraz düsüniyim " derken ilk amaçlari sizi biraz süründürüp iliskide her zaman söz sahibi olmak istemeleridir.Sizde trip yaparak kıza "Tamam yeter artık çektirdigin📷yeterince sürünüyorum iste" bilinçalti mesajini vermis olursunuz.Kız sizin yaninizdayken minumum konusun.Ve sonra uffflayip📷 puflayarak ve inanilmaz derecede sikkin görünerek "Naptin?Bir karar verbildin mi?" diye sorun.Bunu yaparken sakin tribi bozmayin ve uzaklara bakin.Kız muhtemelen" Cevabim kesinlesmeye basladi ama izin verde biraz daha düsiniyim" diyecektir."Bunu duyduktan sonra o kızın sizin çikma teklifinizi kabul etme ihtimali %1.000.000'dur.Eve gidince bunu kutlarsiniz. Ama kıza sadece "Peki biraz daha düsün ama düsündügün her saniyenin benim için ölümden beter olduğunu aklindan çikartma olurmu?" diyin.Ertesi gün kız yaniniza gelip "Ben düsündümde📷aslinda denemekte fayda var" seklinde bir şeyler zirvalayacaktir.Bunun öztürkçesi "Evet kabul ediyorum ama seni her an birakabilirim" demektir."Iyi 30 gün dene begenirsen register edersin📷begenmezsen de beni hayatindan uninstall edersin " tarzi bir espri güzel olmakla birlikte kızın zeka seviyesi için gayet anlasilmazdir.O yüzden yapmayin.
Çatlasin tüm düsmanlaArtık benimde bir sevgilim var
Evet iste basardiniz artık sizinde bir sevgiliniz var.Siz kıza dönüp elinizi uzatin ve "Küçük dünyama hosgeldin!" deyin.O da patisini (pati:Kedi yada köpeklerin ön ayaklarina verilen ad) uzatacaktir.Çünkü küçükken onlari bu şekilde egitmislerdir.) Ve "Hosbulduk" diyecektir."Pişman olmayacagindan emin ol. Ikimizde çok mutlu olacagiz" diye ekleyin ve artık geyige baslayin.Daha önce de anlattigimiz seyleri uygulayarak kızla sürekli konusun. Yani uydurun.Artık daha feci uydurabilirsiniz.Kız tam bu siralarda size daha önce "hiç beklemiyordum" dedigini unutarak "En basindan beri biliyordum diyecektir" inanmayin.Ve daha önce telefonuna📷mailina📷posta kutusuna ve Icq'suna mesaj birakanin siz olup olmadığınizi soracaktir."Başka kim olabilir ki?" diye cevap verin.Hemen oraçıkta bir kağit kalem bulup kıza mail adresinizi📷Icq numaranizi📷ev ve cep telefonlarinizi verin.ister istemez sizi arayacaktir.Iste bu etabida basariyla geçtiniz.Ama işiniz bitmedi.Daha o kız sizin sevgiliniz değil.Önce bir kere çikmaniz lazim. Hadi bakalım )
6-ILK ÇIKMA=SIRAT KÖPRÜSÜ .)
Bu ilk çikma olayi tamamen bir sirat köprüsü gibidir.Geçerseniz sizi kimse tutamaz📷düserseniz olayiniz biter.O yüzden çok dikkatli olmaniz gerekir.Burada dikkat edilecek noktalarida size söylüyorum.Ulan varya ne biliyorsam hepsini anlatiyorum serefsizim.Siz bu yaziyi bitirdikten sonra hala kız tavlayamadiysaniz gözüme gözükmeyin! Neyse ne demistik?Heh!Bakin bu ilk çikilan gün inanilmaz önemlidir.Öncelikle📷kıza''hadi yarin suraya gidelimmi?'' sorusunu yöneltmeden önce yapmaniz gereken çok önemli bir şey var.Kızla nereye gideceginize karar verin!Büyük ihtimalle kızla gidilecek çok fazla yer bilmiyosunuzdur.Olsun📷bilmemek değil ögrenmemek ayip.kızla gideceginiz yere karar verirken sunlara çok dikkat edin:
Sakin kızla ilk bulusmanizda yemege gitmeye kalkmayin.Bunun birsürü sebebi var! Birincisi zaten kızın yaninda hiç bir şey yiyemezsiniz.Agzima ketçep bulastimi?Ulan bu garson niye benim manitaya bakiyor?Niye bu restaurantta peçete yok?Bisey sölesem kızın istahi kaçarmi acaba?Ve bunun gibi binlerce soru yemek boyunca beyninizde yankilanir.Bunun çok dogal bir sonucu olarak panik yaparsiniz ve korktugunuz basiniza gelir.Yani agziniza ketçap bulasir📷üzerinize yemek dökersiniz📷içecek bardagini devirirsiniz ve bütün bunlarin sonucunda kız sizi (hakli olarak)daha ilk bulusmada terk eder.O yüzden bunu aklinizdan çikarin.Hatta benim tavsiyem sadece ilk bulusmada değil📷kız ''Hadi yemege gidelim'' demeden hiçbir zaman bir yere yemege gitmeyin.Gidecekseniz de fast food bir restauranta gitmek ve hamburgeri ketçapsiz ve mayonezsiz yemeniz sizin için en hayirlisi.
2)Kızların hepsi inanilmaz lüks yerleri severler. Ve hepsinde yabancilara(özellikle avrupa) hayranlik vardir.O yüzden ilk bulusmaniz için en ideal yer avrupai bir şekilde dizayn edilmis bir cafe'dir.Eğer Istanbul 📷Ankara yada izmir'de oturuyorsaniz böyle bir cafe bulmak çok kolaydir.Özellikle Istanbul'da Kadiköy ve Istiklal caddesinde adim basi böyle yerler vardir.Böyle bir cafe'de sizi en çok edecek 2 şey vardir.
1.Fiyat listesi!Cafe'de 2-3 saat oturup bütün bir haftaliginizi oraya birakmak sizin caninizi oldukça sikacak.2.ise etraftaki güzel kızlar!Böyle cefelre gelen kızlar o kadar güzeldirki kafayi yersiniz📷sakin ilk çikmanizda başka kizlari kesmeyin.Kızı delirtirsiniz.Kizda sizi terkeder.Bu arada belirtilmesi gereken bir diğer noktada bu gibi cafelerin %90'ina girebilmek için sevgilinizin(yada başka bir kız)olmasi gerektigidir. Burada nasıl davranacaginizi ise ''Cafe'de nasıl davranilir?'' bölümünde uzun uzun inceleyeceğiz.
Kızla bulusacaginiz yerle gideceginiz cafe arasında asla fazla mesafe olmasin!Yok yere bir de taksi parasi vermeyin.
Kıza sakin" Su cafe'ye gitcez "demeyin.Önce kıza ''Yarin bulusup gezelim mi?''diye sorun.O da size''Nereye gitcez?'' sorusunu yönelticektir.Sizde ''Sen bilirsin ya!'' Bana her şey uyar tribine girin.Kızlar bu tribe karsilik genelde''Sen karar ver'' der. Ama bazı kızların (nadir de olsa)"Suraya gidelim orasi çok güzel" dedigi de görülmüstür.Eğer kız "Sen karar ver"derse sizin zaten hazirda gitmeyi düsündügünüz bir cafe var!Ama kız" Şuraya gidelim!" derse📷 hemen dedigi yere gidin ve bir önarastirma yapin.Bunun neden gerektigi ise bir örnekle açiklayayim!Hadi diyelim ki siz oraya ilk defa gidiyorsunuz. Garson geldi"Ne alirdiniz" diye sordu.Sizde mesela kahve söylediniz.Kahve geldi ama fincanin yaninda seker yok. Ne yapacaksin simdi? Yaninda kız var o yüzden garsona"Abi bana seker getirirmisin?" de diyemezsin.O aci kahveyi içmek zorunda kalirsin.Zaten heyecanlisin!Ama bir gün önceden ayni cafe'ye gitmis olsaydin bu cafede sekerin masada bulundugunu biliyor olcaktin.Yaninda kız oldugu için heyecandan göremedin.Dedigim gibi📷benim sözümü dinle ve kız böyle bir şey derse git cafe'yi bir kontrol et
Kızla bulusacaginiz saati çok iyi seçin.Bu kızların hepsinin aksam ezani okunurken evde olma mecbureyeti vardir.O yüzden en geç öglen1'de bulusun.O gün ne giyeceginize çok önceden karar verin.Sonra bir eau toillete (bak parfüm diyil) alin.Bu size çok lazim olacak!Ben orjinal bürüt 'ü tavsiye ederim(hayir bay salak Brut bana reklam için para vermedi.Sadece kizlari çok feci azdiriyo!)Sakin eau toillete'i fazla sikmayin📷çünkü bunun tek özelligi kokusunun erkekler tarafindan alinamamasi.Ve fazla sikarsaniz kızı rahatsiz edersiniz.
Son olarak📷ilk bulusmaya giderken sakin yaninizda prezervatif götürmeyin.Nasıl olsa hiçbirsey yapamayacaksiniz Verdiginiz paraya yazik.Simdi artık kızla çikmaya hazirsiniz
7-CAFEDE NASIL DAVRANILIR?
Tüm bunlari uyguladiktan sonra olayin pis kismina gelmis bulunuyoruz.Cafe'ye gittiniz.Kapiyi açin önce kız geçsin!Sonra uygun bir yer bulup oturun. Kızla havadan sudan ilk muhabbeti yapin.Bu sırada garson çoktan gelmis olacak.Size büyük ihtimalle Anabritanika ansiklopedisi gibi birer menü verecekler.Bu tarz cafelerde en uyuz konu "ne alacam lan ben simdi?"sorusudur.Bunuda açikliyorum!Sakin kıza hava aticam diye bilmediginiz bir şey ismarlamayin!Mesela Guatemela Kahvesi diye bir şey gördün ve onu istedin diyelim.Direk babalara gelirsin!Çünkü bu kahve filtre kahvedir ve özel bir makinayla birlikte masaya gelir.O makinaya 5 dakika sonra basip kahveni fincana koyarsin.Ama eğer biraz fazla basarsan makina fiskirir.Buda kızın sizi terketmesi için yeterli bir neden.Neymis bilmedigimiz seyleri söylemiyormusuz.Ayrica erkekler tarafindan yapilan en büyük aptalliklardan biride kız bir şey istedikten sonra "Aynisindan" demektir.Sakin böyle bir seye kalkismayin.Siz en iyisi menüyü uzun uzun inceledikten sonra çay içmek istediginizi söyleyin!Garson "Ne çayi?" diye sorarsa "Rize çayi" diyin bu hem kızı güldürür hemde Rize çayi çok güzel bir çaydir.Niye içeceklerden bahsettigimizi de açikliyayim.Bu tarz cafe'ler inanilmaz pahalidir.Yani az önce söylediginiz çay bile sizi finalsal açidan göçertir.O yüzden başka bir seye özenmeyin. Efendi gibi için çayinizi!
Siparisinizi verdiniz📷sira geldi konusulacak konulara.Öncelikle konusurken sürekli gözlerinin içine bakin!Ve sakin masadaki bir seyle oynamayin.Ilk bir kaç dakika geyik yapin📷okuldan📷derslerden bahdedin! Sonra da o gün neden orada oldugunuzu kıza açiklayin.Yani ondan ne kadar çok hoslandiginizdan falan bahsedin. Ama sakin Bu sırada geyige vermeyin.Kız en geç bu dakikalarda sizin ondan önce kaç kızla çiktiginizi soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "15-16" diyin.Kız zaten bu eski iliskileri biziklamaz ama olaki sorarsa ikinci kuralimizi uygulayip uydurun.Diyoruz olum salak bunlar📷kesinlikle uydurdugunuzu düsünmeyeceklerdir.Ama mesela tutup ta kıza gerçegi söylerseniz📷yani ilk çiktiginiz kızın o olduğunu ögrenirse direk olarak sizi terkeder.Kızlar acemi erkekleri hiç sevmez.O yüzden siz beni dinleyin ve uydurun.
Kızla ilk bulusmanizda asagidakine benzer bir konusma yapin. "Inan her an📷seni düsünüyorum📷o güzel gözlerini düsünükçe tarifi imkansiz bir huzur doluyor içime📷hele gülüsün yok mu ; karanlik gecelerin soguk rüzgarlarinda donmaktan koruyabilecek tek ates misali isitiyor içimi.Birden hayatim degisti📷inan senden önce bu kadar fazla iliskim olmasina ragmen hiç kimseyi bu kadar sevmedim.Ne olur sen son ol.Diğerleri gibi ihanet etme bu büyük sevgime..." Bunu uydurabilme kabiliyetinize göre arttirin.Kızın gözlerinin içinin parladiginin ve gitgide size daha yakin davranmaya basladiginin farkina varacaksiniz.Bu konusma kızın sizi aklindan çikaramamasini saglayacak olan bir bilinçalti komutudur.Denenmis ve sonuçlarda herhangi bir aksakliga rastlanmamistir.Yalniz bu konusma kızın sizi en fazla iki gün düsünmesini saglar📷daha sonra kız bunlarin hepsini unutur (salaklarin beyin kapasitesi biz erkekler gibi yillar önce olan bir konusmayi bile hatirlayacak kadar genis degildir) Bu yüzden konusmanin 2 günde bir tekrarlanmasi iliskinin gelecegi açisindan çok önemlidir.
Baya bir konusup kızın eve gidince de sizi düsünmesini sagladiktan sonra artık cafeden ayrilma vakti gelmistir.Iste olayin en pis tarafi!Nasıl hesap istiyceksin?Garsonu masaya çagirip alçak sesle " Hesabi alabirmiyim?" diyin.Kız milleti hesap gelince hemen atlar "Ben veriyim " diye.Sakin bunu ciddiye almayin.Kesin trip yapiyordur.Kız milleti gittiginiz her yere hesabi sizin ödeyeceginizi düsünerek gider.Ama hesap geldiginde ezilmemek içinde "Ben veriyim" tribine girerler. Bunun her zaman trip için yapildigini sakin unutmayin.Hesabi özellikle ilk seferde mutlaka siz ödeyin.Kız kesinlikle itiraz edecektir📷bu durumda da 📷eğer kız çok israr ederse "Bir dahaki sefere sen ödersin" diyip konuyu kapatin
8-KIZA KUMPAS KURMA
Tamam kızı tavladiniz📷bir kere çiktiniz ama daha adam olamadiniz.Simdi sira geldi kıza kumpas kurma yöntemlerine! Zira siz bu kadar seyi gidip kızla cafede bir bardak çay içmek için yapmadiniz herhalde) Sizin amaciniz bastan beri belli.Simdi gelelim bu amacinizi gerçeklestirmeniz için gereken taktiklere.
Öncelikle bilmeniz gereken şey;sizin daha önceden BULVAR gazetesinin verdigi eklerde ve bilumum aaaaa dergilerin forum köselerinde okudugunuz fanaaailerin gerçek hayatla hiçbir alakasi olmadığıdir.Bunlar tamamen uydurma seylerdir.Kız asla ve asla size kumpas kurup sizi eve atmaz.Bunu sizin yapmaniz lazim.
Kızla sevismek istiyorsaniz kızların her zaman için "Millet görse ne der?" kaygisi sahibi olduklarini kesinlikle aklinizdan çikarmamalisiniz.Bu yüzden daha öncede söyledigimiz gibi sakin kızı topluma açik mekanlarda taciz etmeyin.Dahada önemlisi kızı sakin kendi arkadaslarinin yaninda taciz etmeyin.Zaten istesenizde yapamazsiniz.Bunu bilen kız milleti genellikle sizinle basbasa kalmamak için elinden geleni yapar ve bulusmalariniza genellikle kendisinden çok daha salak bir arkadasiyla beraber gelir.Kızı yalamak istiyorsaniz öncelikle bu ultra salak arkadasi(ki biz buna halk arasında kuyruk diyoruz) egale etmek gerekir.
Kız bulusmalariniza yaninda kuyrukla geliyorsa kisasa kisas deyin ve sizde bulusmalariniza kankanizla beraber gidin.Bu kankaniza gitmeden önce "oglum benim manitanin bir kız arkadasi var;ben onu sana ayarladim ama is artık tanismaniza kaliyor.Kız biraz salak gibi gözüküyor ama bakma sen📷benim hatun onun için inanilmaz azgin dedi.Bu kiyagimida unutma heee!"seklinde gaz verin.Tamam kabul ediyoruz bu biraz :-):-):-):-)lige girer ama naabalim artık.Bu kankanizla birlikte gittiginiz bulusmanizda kızı "Gel bakiyim sana ne anlaticam" seklinde bir hitap sekli kullanarak soteye çekin. Ondan sonra yavas yavas saçlarini oksayip kulagina onu ne kadar çok sevdiginizi fisildayin.Önemli not📷akin kızın kulagina tükürme gafletine düsmeyin. Sonra yavas yavas ellerinizle kızın boynunu oksayin.Bu sırada kızın kulagina onunla ne kadar mutlu oldugunuzu fisildayin.Bu sırada yillarin abazani bünyeniz daha bir azacak vücudunuzdaki bütün kan ayni yere toplandigindan dolayi beyninize kan gitmeyecek ve düsünemeyeceksiniz.O yüzden simdiden hatirlatiyoruz.Sakin ola bu esnada fazla ileri gitmeyin.Siz zaten az önce yaptiklarinizla kızı azdirdiniz.Kız eve gittiginde sürekli sizin dokunuslarinizi düsünecek ve kendinden geçecektir.Ama su an sizin dönmenizi bekleyen iki büyük soruna sahipsiniz: kankaniz ve ultra salak kuyruk)) Onlari daha fazla bekletirseniz killanir ve yaniniza gelirler.Bu da sizin açinizdan çok kötü olur.Siz nasıl olsa amaciza ulasip📷kıza "seninle yatmak istiyorum"bilinçalti mesajini verdiniz.Eğer bulusmalariniza kuyrukla geliyorsa bu problemide astiniz.
Kızlar genellikle ne kadar azgin olurlarsa olsunlar(ki hepsi zannettiginizden daha azgindir.) bunu size belli etmemek için ellerinden gelen her seyi yaparlar.Ama kızı bir şekilde tufaya getirip📷toplum içerisinden uzaklastirip basbasa kalmayi basarabilirseniz hayatinizin en büyük dumurunu yasarsiniz.Çünkü bu salak kız milleti etrafinizda başka birileri varken sürekli"ayy yapma📷lütfen!" tribine girmelerine ragmen bas basa kaldiginizda resmen üstümüze atlarlar!asiul is kızla gerçek manada basbasa kalabilmektedir.Bunu nasıl yapacaginizida açikliyoruz.Ulan varya size yaptigimiz kiyagin haddi hesabi yok serefsizim :)

Devam edecek...
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.02.25 02:37 blogmodu Evden Para Kazanma Yolları 2020 Türkçe

Evden para kazanma yolları özellikle son yıllarda, internetteki mecraların da giderek artmasıyla, internetin başında olan birçok kişi tarafından sıkça aratılan cümlelerden biridir. Günümüzde interneti sıkça kullanan herkes “İnternetten nasıl para kazanılır?” Sorusunu sorar hale geldi. Hâl böyle olunca birçok blog ve websitesi de bu konular üzerine yazılar yayınlayarak bu insanlar için rehber olmaya çalıştılar. Evden Çalışarak Para Kazanma
Ben de “Evden para kazanma yolları” adlı bu yazımda internet üzerinden para kazanma yollarından kendi tecrübelerimle edindiğim kısımları sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu yüzden sizler için bir liste hazırladım. Bu liste ile online para kazanma yollarının birçok farklı versiyonu ile sizleri tanıştıracağım.
Şimdi eğer hazırsanız, daha fazla lafı uzatmadan bu listeye birlikte bakalım:
  1. Anket doldurmak
  2. Domain ticareti
  3. Captcha çözmek
  4. Online ürün satışı
  5. Makale yazmak
  6. YouTube kanalı
  7. Udemy eğitimi satmak
  8. Blog açmak
  9. Stok fotoğraf satımı
  10. Affiliate marketing
  11. Yorum satışı
  12. Backlink satışı
  13. E-Kitap yazarlığı
  14. Dropshipping
  15. Mobil mining
Gördüğünüz gibi internet ortamında bizlere para kazandırabilecek birçok farklı yol bulunmakta. Ancak burada ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum: Bu yollardan size uygun olan birinde karar kılın ve ona odaklanın. Çünkü bu yolların 5-6 tanesini aynı anda yapmaya çalışırsanız, kuvvetle muhtemel başarısız olursunuz.
evden çalışarak para kazanma
“E liste güzel hoş ama bunlardan nasıl para kazanacağız?” diye düşünüyorsanız, endişelenmeyin… Şimdi her bir yöntemi tek tek resimlerle anlatarak sizlere nasıl para kazanabileceğinizi anlatacağım.
Hazırsanız hemen başlayalım…
Anket Doldurarak Para Kazanma İnternetten para kazanma denildiğinde birçok kişinin aklıma anket doldurma gelecektir. Bunun nedeni aslında bu yöntemin oldukça eski ancak hâlâ geçerli bir yöntem olmasından kaynaklanmaktadır.
Anket doldurarak kazanç elde etme, özellikle online ortamda, oldukça dikkatli yapılması gereken bir iştir. Burada dikkatten kastım, anket dolduracağınız platformu seçerken ki dikkattir. Çünkü internette birçok web sitesi anket ile kazanç sağlama adı altında ödeme yapmayabiliyor. Bu yüzden anket sitelerini seçerken ince eleyip sık dokumak gerekiyor.
Benim bildiğim ve gerçekten sağlam şekilde çalışan bazı anket siteleri var. Bunlar:
Anket doldurarak para kazanmak Wordapp görevler
Wordapp Wordapp sitesi hem anket doldurabileceğiniz hem de içerik üreterek yani makale yazarak para kazanabileceğiniz güvenli bir platformdur. Ancak bu sistem de maalesef kusursuz bir mecra değil…
Bunun en büyük nedeni anket sıklığının, verdiğiniz bilgilere göre, yetersiz olması. Genellikle 2-3 günde bir 1 anket gelmektedir. Bu anketlerin ücretleri ise minimum 0,10 euro ile 1 maksimum 1 euro arasındadır. Ama çoğunlukla anket ücretleri düşüktür.
Anket doldurarak kazanç sağlama Wordapp profil soruları
Sitede derecelendirme sistemi bulunur. Dereceniz yükseldikçe size makale yazma görevleri gelmeye başlar ve bunlardan euro olarak kazanç elde edersiniz.
Wordapp’in başka bir problemi ise anketlerin bazılarında anketin ortasında “Bu ankete devam edemiyorsunuz” yazısının çıkarak devam etmenize engel olmasıdır.
Anket doldurarak para kazanma Wrodapp Anketi Görüntülemiyorsunz
Bu durumu yetkililer, sisteme kayıt olurken verilen bilgilerle he anketin ilk kısmında sorulan kişisel bilgilerin uyuşmaması olarak açıklıyorlar. Bu nedenle sisteme tutarlı bilgiler girmek gerekmektedir.
Wordapp görevleri yaparak para kazanma Wordapp görevler
Son olarak Wordapp sitesi ödemelerini 50 euro eşiğine ulaştıktan sonra yapmaktadır. Ancak banka hesabına EFT yaptığı için %8’lik bir kesinti de yapılmaktadır.
MarketAgent Bir başka köklü ve çok sayıda üyesi olan sistem ise MarketAgent’tır. Bu sistemde siteye ilk üye olduğunuzda ilk makaleniz için 3 euro ödeme yapılmaktadır. Ancak daha sonra makale sıklığı oldukça düşük olarak seyrettiğinden dolayı bu siteden para kazanmak için referansınızla siteye yeni üyeler getirmelisiniz.
MarketAgent sitesi ödemelerini Skrill üzerinden yaptığından, sisteme üye olmadan önce mutlaka bir Skrill hesabı oluşturmayı unutmayın.
ClixSense ClixSense, dünyada adını duyurmayı başarmış olan güvenli anket doldurma sitelerinden bir diğeridir. Bu sitenin diğer anket sitelerinden en önemli farkı, ankete ek olarak farklı görevlerle de kullanıcıya para kazandırmasıdır.
Bu sitede, eğer anketlerin giriş kısmında birbiriyle çelişen yanıtlar verilmesi durumunda anketi iptal ediyor. Bu yüzden yaş, medeni durum, cinsiyet ve gelir durumunuzla ilgili ilk verdiğiniz cevapları bir yere not etmenizde fayda var.
ClixSense, ödemelerini Payoneer üzerinden yaptığından, hesabınızda en az 50 dolarlık bir meblağ olması gerekmektedir. Tabi bunun içine Payoneer’in yaptığı komisyon kesintisi dahil değildir.
Bu sistemde de diğer pek çok anket sitesinde olduğu gibi referans ile kazanç sistemi de mevcuttur. Eğer bir kişi sizin referans linkiniz ile bu siteye kayıt olursa, siz bu kişinin kazancıdan %20’lik bir paya sahip oluyorsunuz.
Benim bildiğim ve güvenli olduğuna inandığım anket doldurma siteleri bunlardı. Eğer yeni bir site öğrenirsem yazımın bu bölümüne eklerim. Şimdi diğer yönteme geçelim…
Domain (Alan Adı) Ticaretiyle Para Kazanma
Domain alım-satım yaparak para kazanma üzerine konuşmadan önce sizlere domainin ne olduğundan kısaca söz etmek istiyorum. İnternet üzerinde girdiğimiz her websitesi, forum, blog vs. mecraların bir alan adı vardır. Örnek vermem gerekirse www.ornekdomain.com bir domaindir. Yani domain, internette 7/24 açık olan sunucularda barındırılan tüm sitelere girerken kullandığımız adreslerdir.
Domaini, bir eve ait olan kapı numarası veya bir apartman adı gibi de düşünebiliriz.
İnternet alemindeki domainlerin büyük kısmı, subdomainler hariç, süreli olarak kişilere kiralanır. Bu süre genel olarak 1-10 arasında değişmektedir. Kullanıcı bu alan adını ne kadar süre kullanırsa, bu süre (yıl) için para öder.
Yukarıda domainlerin bir süresi olduğunu söylemiştim. İşte bu domainlerin süreleri sonlandığında GoDaddy gibi domain ve hosting şirketleri bu domainleri tekrardan satışa çıkarırlar.
Burada bir konuya açıklık getirmem gerekiyor. Bir domainin süresi dolduğunda hemen silinmez. Domaini satan şirket bu alan adını son kullanan sahibine 45-60 gün arasında bir sürede aynı domaini tekrar satın alma hakkı sunar. Bu süre zarfında domain expired olmuş olur. Yani bir anlamda 45-60 gün arası başkalarının satın alımına kapalı olarak beklemede kalır. Expired süresi dolduğunda ise domain deleted (silinmiş) pozisyona geçer.
Bir domain deleted (silinmiş) pozisyona geçtiyse, bu domain için herkes teklif verebilir ve satın alabilir.
Domain ticaretinde domainleri takip amaçlı en sık kullanılan sitelerden biri expireddomains.net adlı sitedir. Sitede expired ve deleted olarak domainlerin ikiye ayrıldığını görebilirsiniz.
Yine bir başka expired olmuş alan adlarını takip edebileceğimiz site de expired-domains.co websitesidir.
domain ticareti ile para kazanma expireddomains web sitesi
Yukarıda söz ettiğim expired domain ve deleted domain kavramları, domain alım-satımı için önemlidirler. Çünkü bir domain expired olduğunda takip süreci başlar. Domain alıp satan kişiler bu takibi kendileri yapabildikleri gibi, backordering hizmeti veren aracı şirketler vasıtasıyla da bu işlemleri yapabilirler. Böylece hem işlemin takip yükünden kurtulunmuş hem de alım kolaylaştırılmış olunur. Ancak dediğim gibi backordering hizmeti almak şart değildir. Tamamen tercihe bağlıdır.
Diyelim ki yukarıda söz ettiğim bu web sitesinden birinde hoşumuza giden bir domain bulduk. Ancak domain expired bir domain. Yani direkt satın alamayız. Süresinin dolmasını beklememiz gerekecek. Ancak bunu bizim yerimize bir backordering şirketi de yapabilir. Hem de süre sonunda istediğimiz domaini satın alamazsa da bizden para istemez.
Bu nedenle örnek olarak bir domain seçiyorum sizlere göstermek için.
domain ticareti ile para kazanma expired-domains.co web sitesi
Sarı ile vurguladığım bu alan adına bakmak için GoDaddy websitesine giriyorum ve bu alan adını aratıyorum.
GoDaddy ile backordering yapma GoDaddy backordering
İşaretli alanları tıklıyorum ve site beni yönlendiriyor.
GoDaddy backordering hizmeti GoDaddy ile Backordering
Expired süresi olan 45-60 gün arasında GoDaddy, istediğim domaini almaya çalışacaktır. Ancak alamazsa benden para istemeyecek.
Aklınıza şöyle bir soru gelebilir. Neden GoDaddy böyle bir işlem yapıyor? Cevap basit aslında: Komisyon almak için.
Bu arada GoDaddy’i rastgele seçtim. GoDaddy dışında pek çok backordering hizmeti veren domain şirketi de bulunmaktadır. Ben GoDaddy’i sektöründe güvenilir bir küresel marka olduğu için verdim.
Peki, diyelim ki bu alan adını satın aldık. Sonra ne olacak? Cevap yine basit: Domaini kaç yıl için aldıysak bu kadar süre satılmasını bekleyeceğiz. Tabi bize ait olan bir domain için istediğimiz fiyatı istememiz mümkün. Ancak fazla uçmamak da önemli.
Satın aldığımız bu domain veya domainleri de Flippa, Sedo ve yine GoDaddy üzerinden satışa çıkarabilir ve para kazanabiliriz.
Captcha Çözerek Para Kazanma
Captcha’nın ne olduğunu sanırım herkes biliyordur. Ben yine de kısaca açıklayayım. Captcha herhangi bir online platforma giriş yaparken sürekli olarak karşımıza çıkan ve istenilen resim veya rakamları, insan olduğumuzu kanıtlamak için, seçmemizi isteyen bir sistemdir.
Captcha’nın temel amacı, bir platformu ziyaret eden kişinin bir bot mu yoksa insan mı olduğunu anlayarak, muhtemel bir Ddos ya da siber saldırıya karşı korumaktır.
Bazı web siteleri ise özellikle çalışanları sisteme girerken Captcha ile uğraşmamaları için, Captcha sistemini tamamen kaldırmak yerine, dışarıdan üçüncü taraf sitelerle anlaşarak bu kodları inşalara çözdürürler.
Bir diğer nedeni de Captcha sitelerinin satacakları Captcha kodların doğruluğunu ancak belirli bir doğruluk yüzdesinin üzerinde olduğundan emin olduklarında kendi müşterilerine satabilmesidir.
İşte bu siteler sayesinde internetten Captcha çözerek para kazanma diye bir uğraşı ortaya çıkmıştır. İnternet ortamında Captcha çözdüren birçok site olsa da her site maalesef ödeme alabilmek için o kadar güvenli değildir. Ben de bildiğim bir Captcha platformunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
2Captcha.com
2Captcha.com sitesinden para kazanma 2Captcha.com sitesinden para kazanma
Bu siteye öncelikle bir mail adresi ile kayıt olun. Siteye girdikten sonra worker seçeneğini seçmeniz gerekiyor ki para kazanabilin.
2Captcha 2Captcha
Start butonuna bastığınızda karşınıza 42 soruluk bir eğitim çıkacak. Bu eğitimde size küçük detaylardan söz ediyor. Bu yüzden dikkatlice yapın. Eğitim bittiğinde yeniden start butonuna basarak Captcha çözmeye başlayabilirsiniz.
Bu sitenin en güzel yanı 0,5 dolara ulaştığınızda (2-3 bin Captcha çözmeniz gerekir) ödemenizi aşağıdaki ödeme yöntemlerinden herhangi birine yapmasıdır.
2Captcha ödeme kanıtı 2Captcha ödeme kanıtı
Eğer aşağıdaki ödeme yöntemlerinden birine sahip değilseniz, birine üye olmanızı tavsiye ederim.
Captcha Çözerek Para Kazanma 2Captcha.com ödeme yöntemleri
Captcha çözerken dikkat etmeniz gereken son nokta ise fazla hata yapmamaktır. Eğer çok fazla hatalı giriş yaparsanız site hesabınızı şüpheli hesap kategorisine alabilir.
Şimdi bir diğer evden para kazanma yoluna geçelim…
Online Ürün Satışı ile Para Kazanma
Günümüzde alış-veriş anlayışı geçmişe göre oldukça değişti. Artık milyonlarca insan hem fiyatların daha ucuz olması hem de daha rahat olduğu için internet üzerinden birçok ürünü satın almakta. Durum böyle olunca internetten ürün almak kadar ürün satmakta oldukça revaçta bir gelir yöntemi haline geldi.
Ortada devasa bir pasta var. Bu pastadan aslan payını büyük e-ticaret platformları alsa da bizim gibi ufak satıcılara da bu alanda ekmek var.
Örnek vermek gerekirse, Dropshipping yöntemi bunları şu an en popüleri. Amazon, eBay ve gittigidiyor benzeri büyük pazar yerlerinde bireysel olarak dahi satış yapmak mümkün. Dropshipping bu noktada stoksuz satış olanağı verdiği için satıcıların işini çok daha kolay hâle getiren bir sistem. Ancak benim size önerim bu satış yöntemiyle ilgili olarak Udemy gibi eğitim platformlarında ucuz bir eğitim bulun ve satın alın. Daha sonra konuya iyice hâkim olun ve online ürün satışına başlayın.
Buraya kadar anlattığım konu sadece Dropshipping ile ilgiliydi. Eğer “Ben Dropshipping falan anlamam. Daha kolay bir yolu yok mu?” derseniz de yazımı okumaya devam edin.
Online satışın bir başka boyutu da sadece emeğinizi koyarak para kazanmaktır. Nasıl mı olacak o? Yine bir örnek üzerinden gitmek istiyorum. Diyelim ki çiçeklere karşı ilginiz var ve az çok bir şeyler biliyorsunuz. O zaman balkonunuzda veya alanınız varsa evinizin bir odasında sukulent veya kaktüs üreterek bunları fiziken ya da instagram gibi sosyal medya alanlarından satabilirsiniz.
Bunun dışında eğer bir el işi sanatıyla uğraşıyorsanız, ahşap üzerine isim yazma veya maket ev yapımı gibi, bunları da sosyal medya üzerinden ya da ETSY gibi platformlardan satarak kazanç elde etmeniz mümkün. Yalnız şunu unutmayın ETSY, online mağaza için aylık bir ücret istemektedir.
Eğer bu bölümde anlattıklarım sizin için uygun değilse, aşağıdaki bölümlerde anlattıklarıma da bir bakın derim…
Makale Yazarak Evden Para Kazanmak
Son yıllarda giderek yaygınlaşan bir diğer online kazanç yöntemi de makale siteleri için evden makale yazarak para kazanmaktır. Eğer bu konuyla ilgili olarak daha önce herhangi bir şey duymadıysanız, daha detaylı bilgi almak için şu yazımı okuyabilirsiniz.
iyimakale ile para kazanma iyimakale ile para kazanma
Ben yine de kısaca sizlere işin mantığını anlatayım. Öncelikle bir makale alım-satım sitesine girerek üyelik oluşturmanız gerekiyor. Yazımda da belirttiğim gibi bu alanda en güvenilir sitelerden iki tanesi aşağıdadır:
➤iyimakale.com ➤icerik.net
makale yazarı olmak icerik.net ile para kazanma
Bu sitelerde üyelik oluşturduktan sonra yapmanız gereken ilk şey “SEO uyumlu makale nasıl yazılır?” şeklinde Google’da aratarak internetten bilgi edinmenizdir. Bunu öğrendikten sonra, istediğiniz bir konuda SEO uyumlu bir makale yazın ve bu iki siteye de yazarlık başvurusunda bulunun. Sonucu 1-2 gün içerisinde size e-mail yoluyla bildireceklerdir. Ancak bu ilk makalenizi yazarken dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar var.
Bunları şöyle sıralamak mümkün:
➤Öncelikle söylemeliyim ki bu iki web sitesine makale göndermeden önce en azından SEO uyumlu 3-4 makale yazarak alıştırma yapın.
➤Başvuru için göndereceğiniz makale 300-600 kelime uzunluğunda olsun.
➤Anahtar kelimelerinizi mutlaka bold yapın.
➤Makalenizde mutlaka, SEO açısından, uzun kuyruklu anahtar kelimeleri kullanın ve bold yapın.
➤Makalenizi yazdıktan sonra mutlaka 1-2 kez okuyun ve yazım-imlâ hatalarını düzeltin.
➤Makalenizde aşırı uzun cümleler kurmayın.
➤Mümkünse akıcı ve okuyucuyu yormayan bir dil ile makalenizi yazmaya çalışın.
Bu önerilerin size yardımcı olacağını düşünüyorum. Eğer aklınıza takılan bir soru olursa yorumlar veya iletişim bölümünden bana ulaşabilirsiniz.
Yazarlık başvurunuz kabul edildikten sonra hemen siparişlere başvurmayın. Çünkü ilk zamanlar usta olmadığınız için olumsuz yorumlar alabilirsiniz. Bu da hem makalelerinizin satılmamasına hem de moralinizin bozulmasına neden olabilir. Bu yüzden ilk 1 ay sadece sisteme konusunu kendinizin belirlediği hazır makaleler yüklemenizi tavsiye ederim. Bundan sonrası zaten kendiliğinden gelecektir. Bol kazançlar…
YouTube Kanalı Açarak Para Kazanma
YouTube ile para kazanmak birkaç yıl öncesine göre bir hayli zorlaşsa da hâlâ iyi paralar kazanmanın mümkün olduğu bir sistem.
Yapılan son güncellemelerle birlikte YouTube’dan para kazanma 1000 abone ve 4000 saatlik izlenme koşullarına bağlandı. Bu nedenle YouTube kanalı açarak gelir elde etmeyi daha uzun soluklu bir iş olarak düşünmek artık daha doğru.
Benim siz okurlara tavsiyem, mutlaka bir YouTube kanalı açmanız olacaktır. Bu kanala ilgi alanınıza göre video içerikler yüklemeye başlayın. Tabi bu konu söylendiği kadar basit değil maalesef. Bir video içeriğin üretim aşaması, konuya göre, oldukça zorlu olabilir. Fakat koşulları sağladığınız takdirde gerçekten güzel bir pasif gelir kapısı oluşturmuş olacaksınız.
Eğer YouTube kanalı açmak ile ilgili olarak hiç bilginiz yoksa, YouTube üzerinde bununla ilgili kanallar mevcut. Hatta öneri olarak YouTube Hocam kanalının içerikleri oldukça başarılı. Buradan faydalanabilirsiniz. Yok ben daha detaylı öğrenerek iyi bir YouTuber olmak istiyorum derseniz de yine Udemy üzerinden uygun fiyatlı bir eğitim alarak başlayabilirsiniz.
Benim bu konudaki tavsiyelerim ise şöyle olacaktır:
➤Eğer eğlence kategorisinde videolar üretmiyorsanız videolarınızın süresi çok uzun olmasın
➤Videolarınızı mutlaka YouTube için SEO kurallarına uygun şekilde yapın
➤Videolarınızda video yaptığınız yazılımın filigranı asla olmasın. Bu nedenle Shotcut gibi kaliteli ve açık kaynak yazılımları tercih edin.
➤Video thumbnaillerinize büyük önem verin. İlgi çekici, kaliteli ve renkli olması video tıklamalarınızı arttıracaktır. Bunun için ücretsiz bir site olan Snappa’yı kullanabilirsiniz.
➤Sadece PC veya mobil ekran görüntüsü kaydı alarak video üretecekseniz, yine yukarıda dediğim gibi filigransız bir yazılım kullanın.
➤Videolarınızda ses kaliteniz iyi olsun. Bunun için Google Play Store’dan Easy Voice Record uygulamasını kullanmanızı öneririm. Bir telefon kulaklığı işinizi görecektir…
➤Son olarak eğer mümkünse videolarınızı 2K ve 4K olarak yükleyin. Eğer olmuyorsa da 720p veya 1080p kalitede olmasına özen gösterin.
➤Ve tabi özgün olun!
Udemy ile Para Kazanma
Udemy, şu an için birçok kişiye göre dünyanın en büyük online eğitim platformu. Özellikle yazılım, web, kod bilgisi, yabancı dil gibi alanlarda eşi bulunmaz bir hazine. Çünkü alınan eğitim saati ve elde edilen verim, verilen eğitimin ücretiyle kıyaslanamayacak kadar fazla.
Hâl böyle olunca Udemy’nin Türkiye’de faaliyette olması, belli alanlarda yetkin olan insanlar için bir gelir kapısı oluşturdu. Birçok kişi eğitimi ve tecrübesiyle ilgili alanlarda Türkçe eğitim setleri oluşturarak platforma yükleyerek kazanç elde ettiler. Tabi, ben de Blogger alanındaki tecrübelerimi bu platforma aktararak, şu an için toplam 7,5 saatlik bir eğitim olan “A’dan Z’ye Blogger Eğitimi” adlı eğitim setimi hazırladım. Dileyenler göz atabilirler…
Gelelim sizlerin Udemy üzerinden nasıl para kazanabileceğine? Öncelikle spesifik bir iş üzerinde bir tecrübenizin olması şart. Örnek vermek gerekirse, ben 2011 yılından beri Google’a ait olan Blogger platformu üzerinde pek çok blog oluşturdum, tema düzenledim, yeni kodlar ekledim ve ciddi bir birikime ulaştım. Sizlerin de herhangi bir alanda eğitimi veya tecrübesi varsa, siz de kendi eğitimi videolarınızı kişisel bilgisayarınızda çekebilir ve Udemy’e yükleyerek bir eğitim seti oluşturabilirsiniz.
Son olarak şunu ifade etmek isterim: Udemy eğitmeni olmanız için illa üniversite mezunu veya yazılımcı olmanıza gerek yok. Sadece kendinizi gerçekten yeterli ve birikimli gördüğünüz bir alan olması yeterli. Ancak eğer herhangi bir alanda yetkin değilseniz, sadece para için eğitim oluşturmanızı önermem. Çünkü siz eğitiminizi Udemy’e yükledikten ve insanlar eğitiminizi satın alıp başladıktan sonra size bol miktarda soru soracaklardır. Eğer bu sorulara yeterince doyurucu ve çözüme ulaştırıcı yanıtlar verememeniz durumunda, öğrencileriniz size düşük puan verebilir veya 30 günlük iade haklarını kullanabilirler. Bu da eğitiminizin para kazanmasına ve Udemy tarafından yeterince ön plana çıkarılmasına engel olur. Bu nedenle, bir eğitim seti oluşturmadan önce üzerinde iyi düşünmenizi tavsiye ederim.
Blog Açarak Para Kazanma Blog açarak para kazanma, YouTube sonrasında, eski kadar olmasa da hâlâ para kazandıran bir online iş. Tabi eskiden daha az tıklanmayla daha fazla kazanmak mümkünken, şu an bu giderek daha da azaldı. Peki, blog yazarak nasıl para kazanabiliriz? Şimdi buna değinmek istiyorum.
Eğer daha önce bu konu üzerine bir şeyler yapmadıysanız, konuya yabancısınız demektir. Ben de öyle varsayıp konuyu en temelden anlatacağım.
Öncelikle blog açabileceğim hazır platformların neler olduğuna bakalım.
➤Blogger
➤Wordpress
➤Tumblr
➤Wix
➤Weebly
➤Medium
En çok bilinen blog ve web site servisleri bunlar. Ben bunlar arasından Blogger, Wordpress ve Tumblr’ı kullandım. Ancak diğerleri hakkında da az çok bilgim var.
Blogger ile başlamamız gerekirse, kimilerine göre lider Wordpress olsada, ben Blogger platformunun bazı özellikleriyle Wordpress’e göre daha önde olduğunu düşünüyorum. Bu özelliklerin başında ise, güvenlik ve platformu tam özellikleriyle kullanabilmek gelmekte.
Blogger’da ücretsiz bir blogspot alt alan adı olan bir blog açsanız bile, sistemin tüm özelliklerini kullanabilir ve ücretli bir tema satın alarak tema görünümü değiştirebilirsiniz. Bunun yanı sıra web trafiği ve server yükleme sınırı da yoktur. Ayrıca Google’a ait bir platform olduğu için onun güvenlik şemsiyesine altındadır. Yani ekstra bir güvenlik önlemi almamıza gerek kalmaz.
Wordpress ise bazı açılardan, doğal olarak, üstündür. Bunlara hız, eklenti desteği, SEO avantajı gibi özellikleri sıralamak mümkündür. Ancak eğer yeterli bütçeniz yoksa, Wordpress sistemi biraz külfetli olabilir. Çünkü SEO, güvenlik, server kurulumu, SSL sertifikası ve temalar için ücret ödemek gerekir. Tabii Wordpress’in de ücretsiz versiyonu olan Wordpress.com’da var. Ancak bu platformda Wordpress server depolaması sınırlıdır. Dolayısıyla ek ödeme yapmak gerekebilir.
Gördüğünüz gibi her iki platformunda kendine göre eksi ve artıları vardır. Eğer ilk kez blog açacaksanız ve bütçeniz kısıtlıysa ben Blogger ile başlamanızı tavsiye ederim.
Tumblr platformuna baktığımızda ise, blog ve sosyal medya karışımı bir yapı karşımıza çıkar. Bloğunu sosyal medya gibi kullanmak isteyenler için oldukça uygun olsa da benim için çok uygun bir yapıda olmadığı için çok tercih ettim bir mecra değil açıkçası. Ama yine de tercih sizin…
Gelelim Wix ve Weebly platformlarına. Açıkçası bu sistemlerin ikisini de kullanmadım. Ancak birçok blogger’dan okuduğum kadarıyla, bu platformların bazı eksilerinin çok baskın olduğunu biliyorum. Bu sistemlerin güzel tarafı, sürükle bırak yapıları sayesinde istenilen şekilde özelleştirilebilmeleri. Ancak bu sistemlerin büyük oranda ücretli olması ve üstüne yavaş olmaları, artılarını götürmektedir. Diyebileceklerim şimdilik bunlar.
Medium platformuna baktığımızda ise oldukça hoş bir görünüm ve hızlı bir sistem karşımıza çıkmakta. Ancak standart bir blogtan biraz farklı bir sistem Medium. Nasıl farklı? Derseniz şöyle söyleyeyim: Medium size standart bir alan adı sunmuyor. Bunun yerine medium.com/sayfaadınız gibi bir sistem bulunmakta. Bu da açıkçası ben kullanırken bana çok uymadığı için bir süre sonra Medium kullanmayı bıraktım açıkçası. Ayrıca Medium bloğuna reklam yerleştirmemiz de mümkün olmuyor. Bunlar da Medium’un artı ve eksileri. Tercihi yine size bırakıyorum.
Eğer bu bölüm sizler için yeterli olmadıysa “Blog Nasıl Açılır?” yazıma bakmanızı öneririm. Bu yazımda ve ikincisinde birçok teknik ayrıntıdan söz ettim.
Stok Fotoğraf Satarak Para Kazanma
Stok foto satarak para kazanmak için de son yıllarda giderek ilginin arttığı bir online kazanç şekli olduğunu söylemem mümkün.
Bu kazanç şeklinde yapılması gereken aslında oldukça basit. Fotoğraf makinesi veya kaliteli çekim yapabilen bir telefon ile çektiğimiz fotoğrafları Dreamstime, istockphoto ve Shutterstock gibi büyük stok foto sitelerinin mobil uygulamalarına yüklemek.
Tabi çektiğimiz fotoğrafların görüntü kalitesi her platform için farklı da olabilir. Genellikle bu sitelerin sıkça sorulan sorular bölümünde bu koşulun ne olduğu belirtilir.
Peki istenilen kalitede fotoğraflar çekeceğiz ama neyle ilgili? Her kategoride fotoğraf kabul eder bu siteler ancak en çok satılanlar özel durumlara ait fotoğraflardır. Örneğin ameliyat eldiveni giymiş bir el ya da dekupe edilmiş nesne fotoğrafları gibi fotoğraflar en çok satılan türlerdir.
Bu sitelerin her birinin GooglePlay Store’da katılımcı (contributor) uygulamaları vardır. Çektiğimiz fotoğrafları yükleyebilmek için bu uygulamaları indirmemiz gerekir. Eğer fotoğraflarımızdan satılan olursa zaten uygulama bize bildirim gönderecektir.
Bu sitelerin bazılarında çekim sınırı 50 dolar bazılarında ise 100 dolardır. Yani bu sınıra ulaşmadan siteler ödeme yapmazlar.
Kazandığımız parayı çekmek için ise Payoneer gibi ödeme platformlarını kullanmamız gerekir. Bilginize…
Affiliate Marketing ile Para Kazanma
Affiliate marketing en kısa tanımıyla satış ortaklığı ile gelir elde etmeye verilen isimdir. Biraz daha açmamız gerekirse, affiliate marketing internet üzerinden başkasının ürününü satarak para kazanabildiğimiz bir sistemdir. Kazancımız ise bize ait olan komisyon tutarıdır.
Örnek vermek gerekirse, diyelim ki ben bir e-kitap yazdım ve bu kitabın başkaları tarafından da pazarlanmasını istiyorum. Böylece daha fazla gelir elde edebilirim. Bunun için web sitem üzerinden ya da Clickbank gibi bir platform üzerinden satış ortaklığı açıyorum. %3-5 gibi bir rakamla satıcılar için komisyon oranı belirledikten sonra tek yapmam gereken satışların gerçekleşmesini beklemek.
Birçok affiliate marketing olarak çalışan blogger ve online yazarların benim adıma bu ürünü pazarlaması sayesinde, hem ürünü satan ürün başına komisyonunu alacak hem de ben e-kitabımdan kazanç elde etmiş olacağım. Kısaca affiliate marketing sistemi bu şekilde çalışmakta…
affiliate marketing Clickbank ile affiliate marketing yapmak
Affiliate marketing için dünyada en çok tercih edilen web platformu Clickbank’tır. Bunun dışında Admitad gibi oldukça sağlam satış ortaklığı platformları da vardır.
Bu bölümü bitirirken, şunu da ekleme istiyorum: Affiliate marketing sistemi kolaymış gibi görünse de aslında ustalık isteyen online bir meslektir. Bu nedenle eğer bu işle uğraşacaksanız kendinize zaman tanımalı ve online eğitimlerle kendinizi geliştirmelisiniz. Ancak bu şekilde iyi miktarlarda paralar kazanabilirsiniz.
Yorum Satışı ile Para Kazanma
Yorum satarak para kazanma son birkaç yıldır gittikçe popüler hale gelen bir online kazanç yöntemi. Özellikle yeni YouTube kanalları, web siteleri, Apple Store ve Google Play Store gibi online uygulama indirilebilen platformlarda tercih edilebilmektedir.
Yorum satışını her uygulama, web sitesi ve YouTube kanalı yaptırmasa da yapıldığı da bir gerçek. Yani birileri bu işi yaparak para kazanabiliyor. Dolayısıyla biz neden bu pastadan ufakta olsa bir pay almayalım.
Yorum satabilmek için Bionluk ve SadeceOn gibi çevrimiçi pazar yerlerini kullanabilirsiniz.
Bu arada tabi yorum satışının ne kadar etik olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Bu yüzden tercihi size bırakıyorum.
Yorum satışı yaparak para kazanmayla ilgili şu yazımda daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Backlink Satarak Para Kazanma Backlink Nedir?
Backlink Satarak Para Kazanma
Backlink satışından önce sizlere backlink’in ne olduğunu kısaca anlatmam gerekiyor. Backlink kavramı web siteleri için yapılan SEO çalışmalarına ait terimdir. Buna göre backlink’in en net tanımı, başka bir web sitesi ya da platformun, kendi sitesinde sizin web siteniz veya bloğunuza ait bir link vermesidir.
Backlink, esas itibarıyla arama motorlarının botları için yapılandırılmış bir referans sistemidir. Arama motoru botları bu linkleri referans olma olarak algılar ve pagerank’i yüksek olan sitenin düşük olan siteyi verdiği linki backlink olarak tanımlarlar. Bu sayede Google gibi arama motorlarının gözünde değerli backlink alabilen blog ve web siteleri değerlenirler. Tabi bu da SERP sonucunda yükseliş olarak backlink alan siteye yansır.
Her ne kadar çok kısa bir açıklama olmasa da uygun şekilde açıkladığımı düşünüyorum.
Peki, biz backlink satarak nasıl para kazanabiliriz?
Öncelikle en baştan şunu söyleyeyim: Backlink satışı, özellikle kaliteli backlink satışı, birkaç günde öğrenebileceğiniz bir şey değil maalesef. Bu konu SEO alanı içinde değerlendirildiğinden, SEO hakkında derinlemesine bilgiye sahip olmak gerekir.
Tabi, internette 20 TL gibi rakamlara backlink sağlayan freelancerlar da var. Ancak bu backlinklerin kalıcılıkları ve etkilerinin ne yönde olduğu tartışmaya açık bir mevzudur.
Eğer bu işten para kazanmak istiyorsanız, öncelikle kendinize bir blog açın ve kendi bloğunuz üzerinde SEO bilginizi elinizden geldiğince geliştirin. Site içi SEO ve site dışı SEO kavramlarına hâkim olun. Bunun ardından zaten backlink gibi terimler sizin için son derece anlaşılır hale gelecektir.
Ardından online pazar yerlerinde değerli backlink hizmeti vererek iyi miktarda gelir elde edebilirsiniz.
E-book yazarak para kazanma E-kitap yazarak kazanç
E-Kitap Yazarak Para Kazanma
E-kitaplar internet çağını son hız yaşadığımız şu günlerde, giderek artan bir ivmeyle kullanılan bilgi hazineleridir. Artık neredeyse internet aleminde birçok blogger ve web editörü e-kitap yazarak da gelir elde edebilmekte ve adını sanal dünyada daha duyulur kılmaktadır.
Peki, biz bu pastadan e-kitap yazarak nasıl pay alabiliriz?
E-kitap yazarak para kazanma konusu, aslında biraz da sahip olduğumuz bilgi ve donanımlarımız ve tabi bu bilgileri yazılı olarak aktarabilme becerimizle ilgili.
Örneğin bir bloggersanız, blog yazma, Blogger veya Wordpress ile ilgili bir e-kitap yazabilirsiniz.
Youtubersanız “Nasıl Youtuber Olunur?” gibi bir konuda e-kitap yazarak hem tanıtım hem de kazanç sağlayabilirsiniz.
Ya da örneğin tarih mezunuysanız, tarihle ilgili bir e-kitap yazabilirsiniz. Aslında e-kitap yazmak için herhangi bir sınır yok. Tamamen sizlerin beceri ve hayal gücüne kalıyor gerisi…
Şimdi bazı kişiler şöyle düşünebilirler: “İyi de benim herhangi bir yeteneğim yok. O zaman ne yapacağım?” Bu durumda yapılacak şey, internet üzerinden ücretli veya YouTube üzerinden ücretsiz sunulan eğitimlerle kendinizi geliştirmektir. Unutmayın, e-kitap ile sunulan şey bilgidir. Dolayısıyla ne kadar nitelikli bilgi sunarsanız, bunun size dönüşü de o kadar verimli olur.
Peki, diyelim ki e-kitabınızı yazdınız. Bunu nereden satacaksınız? Mutlaka aklınızda bu soru vardır.
Google Play Book Yazarlık Başvurusu Google Play Book Yazarlık Başvurusu
Bunun için Google Play Books’u kullanmanız gerekiyor.
Öncelikle şu bağlantıdan yayıncı olmak için Google Play Books’a başvurmanız gerekiyor. Başvurunuz kabul edilirse, mail adresinizle pdf dosyanızı yükleyerek satışa açabilirsiniz.
Bunun dışında Amazon, KOBO ve D&R gibi mağazalarda da başvurarak e-kitabınızı satışa çıkarmanız mümkün.
Dropshipping ile para kazanma Dropshipping ile Para Kazanma
Dropshipping Yaparak Para Kazanma
Dropshipping terimini daha önce duymadıysanız kısaca şöyle açıklayabilirim: Amazon, ETSY ve Ebay gibi büyük web siteleri üzerinden stoksuz olarak yapılan ve yaptığınız her satış için size önceden belirlenmiş bir komisyon ödeyen sistemdir diyebilirim.
Ben daha önce dropshipping sistemiyle pek fazla çalışmadığım için burada bu konunun uzmanıymışım gibi cümleler kurmayacağım. Yine bu nedenle de nasıl dropshipping yapmanız gerektiğini sizler internetten kendiniz araştırarak bulmalısınız.
Dropshipping’in özelliği dediğim gibi stoksuz bir ticaret yapısına sahip olması. Örneğin siz AliExpress’ten bir ürün seçersiniz. Bu ürünün rekabeti zor ve ender bulunan bir olmasına dikkat ettiğinizi varsayıyorum. Ardından ürünün dokümanlarını ve fotoğraflarını AliExpress’ten alarak, Türkiye’de ürünü satacağınız platforma koyarsınız.
Eğer bir sipariş gelirse, siz kendi paranızla ürünü AliExpress’ten satın alır ve teslim adresine ise size sipariş veren müşterinin Türkiye adresini girerek satışı gerçekleştirirsiniz. Böylece ürün sipariş veren kişiye gider, para ise sizin hesabınıza… Sistem kabaca bu şekilde işliyor.
Eğer ben tam anlamadım derseniz de Udemy gibi platformlarda dropshipping ile ilgili birçok Türkçe eğitim bulunmakta. Bu eğitimlerden de destek alabilirsiniz.
Mobil Mining (Madencilik) ile Para Kazanma
Evden para kazanma yolları arasında sizlere son söz edeceğim yöntem is mobil madencilik yapmaktır. Ancak mobil madencilik ile ilgili bilginiz olmadığını düşünerek öncelikle mobil madencilik nedir? Sorusunu cevaplayarak konuya başlamak istiyorum.
Hepimizin bildiği üzere bundan tam 10 yıl önce hayatımıza bitcoin denilen bir kripto para girdi. Bunun ardından da bu kripto paranın mining yani madenciliğini yapan kişiler çıktı ortaya. Çünkü bir kripto para, adından da anlaşılacağı gibi aslında şifreli bir para sistemidir. Bu şifreler çözüldükçe de para transferi gerçekleşir. İşte bitcoin gibi kripto para madencileri güçlü donanıma sahip cihazlarla tam olarak bu şifre çözme işlemini gerçekleştirerek bundan bitcoin olarak kazanç elde ederler.
Aradan geçen zamanla birçok kripto para birimi ortaya çıktı. Bunlara ise altcoin adı verildi. Tabi altcoinlerin de madenciliğini yaparak birileri şu anda bile kazanç elde etmeye devam ediyorlar.
Son birkaç yılda ise kripto para madenciliği teknolojisi öylesine ilerledi ki artık akıllı cep telefonlarından dahi madencilik yapılabilmeye başlandı. Bu altcoinlerden en bilineni ve binlerce madencisi olan Electroneum adlı kripto paradır.
ELECTRONEUM Electroneum madenciliği yapabilmeniz için tek ihtiyacımız olan şey ise İOS veya Android işletim sistemine sahip bir telefon. Şu an için kripto para borsalarının bir kısmında yer alan bu para birimi oldukça düşük madencilik kazancı verse de (1 etn = 0,025 TL) gidişatı umut verici olduğu ve ileride değerlenme ihtimalinden dolayı kazım yapmaya değer bir altcoin.
Her 100 ETN kazdığınızda uygulamada yer alan cüzdanınıza otomatik olarak kazancınız aktarılır. Tek yapmanız gereken şey ise haftada 1 kez uygulamaya girerek madencilik sürenizi uzatmak. Hepsi bu! Ödeme kanıtı için kendi hesabımdan bir görüntüyü aşağıya ekliyorum.
Electroneum ödeme kanıtı Electroneum ödeme kanıtı
Eğer daha fazla ETN kazanmak isterseniz de benim referans kodum olan E6B43B kodunu girebilirsiniz.
Şimdi bir diğer kripto paramıza geçelim…
Pi ile para kazanma Pi coin
PI Pi, şu an için hâlâ test aşamasında olan ve 2020 yılın içerisinde borsalara girmesi beklenen bir başka kripto paradır. Şu an borsalarda olmadığı için herhangi bir değere sahip olmayan Pi, testnet sürecini başarılı olarak tamamlarsa mainnet aşamasına geçecek. Bundan sonra borsalara girmesi söz konusu olabilecektir.
Her ne kadar şu an için bir değeri olmasa da geleceğe yönelik bir yatırım olarak telefon üzerinden madenciliği yapılabilecek bir altcoin olduğunu düşünüyorum.
Google Play Store üzerinden pinetwork yazarak bulup indirebileceğiniz kripto para biriminde, uygulamayı ilk açtığınızda mail adresi ve şifre oluşturmanızı isteyecek.
Uygulamaya girdikten sonra ise ayarlardan telefon numarası veya facebook ile doğrulama yapmanız gerekiyor. Hepsi bu kadar!
Pi uygulamasına 24 saatte bir girerek şimşek butonuna basmanız gerekiyor. Bu sayede kazım periyodu devam edecektir.
Son olarak şunu da eklemek istiyorum: Hem Electroneum hem de Pi telefonunuzun işlemcisi üzerinden kazım yapmazlar. Bu nedenle telefonunuzun donanımına herhangi bir zarar vermezler.
Kullanımlarından gördüğüm kadarıyla batarya üzerinde de olması gerekenden fazla bir etkisi yok. Bu açıdan bu 2 uygulamayı sizlere tavsiye edebilirim.
Bu arada Pi ağına referansınız olmadan girebilmeniz mümkün değil. Yani uygulama izin vermiyor. Eğer isterseniz “ozansen” yazarak benim referans kodumla da uygulamayı kullanabilirsiniz.
Evet, evden para kazanma yolları adlı yazımın burada sonuna geldim arkadaşlar.
Son olarak eklemek istediğim şey, internet üzerinden para kazanmanın da tıpkı normal bir işte çalışır gibi emek ve zaman istediğini unutmamanız gerektiğidir.
İnternette gördüğünüz ve evde oturarak 3000 TL kazanın gibi yalanlara asla inanmayın. Bunlar gerçek dışı.
Eğer yazıyı buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Umarım işinize yarayan bilgiler verebilmişimdir. Herhangi bir sorunuz olursa yorum bölümünden bana iletebilirsiniz.
Herkese saygılar, sevgiler…
submitted by blogmodu to u/blogmodu [link] [comments]


2019.12.13 18:00 peachey__ krema the sequel

Selam Berkcan abi şu an sana bir şey söylemek istiyorum çok önemli biliyorum tabii ki de seni şu an bu etiketlemem sevmiyorsun ama seni şu an farklı bir konu için çağırıyorum Seni abi Seni kaç kere etiketlediği mi Kabul edebilirim ama şu an direkt senden bu kadar fazla etiketlediğim için senin özür dilemek istiyorum Gerçekten çok mantıksız konuların üstünde seni etiketlediğim Seni en son etiketlemenin sebebi insanlardan falan şikayetçi olmak değildi Sen geçen kere bana internet sana göre değil dediğinde benim kalbimi kırdın Ben de tabii ki de artık acımı çıkartmak istedim Sen tabii ki de belki anlamamışsındır Ama bunun direk tek sebebi buydu şimdi Abi bak seni buraya kadar ne kadar fazla gereksiz yere etiketlediğim sen Senden özür dilerim Umarım beni gerçeği Afedersin ama tabii ki de sen de benim kalbimi Kırdığın için benden özür dile Böylelikle ikimizin de artık içindeki dertler sönebilir bak abi Gerçekten senin en son bana karşı yazdıklarını aklımdan geçirdiğim diye gerçekten senin haklı olabileceğini gördüm Bu Tabii ki de artık beni buradan tekrar tekrar üst üste atmam an için demiyorum bunların hepsini ve bunun üstünde oldukça ciddiyim bak abi Eğer benim üzülme kabul ediyorsan o zaman beni affettiğini bu yazdığım General yaz Daha sonra artık Raiden Beni buradan çıkart mamasını söyle eğer Kabul etmiyorsan sabaha beni buradan hemen atma Öncelikle sonsuz ceza ver Daha sonra bu Generale şartımı kabul etmediğini yaz Ve tabii ki de sana da dediğim gibi benden af dileği dileme lan kalbimi Kırdığın için özür dilemek senin kararın Çünkü burada bu sefer ciddilik istiyorum Neyse umarım seni Sıkma almışımdır seni bu etiketleme mi bir mesaj olarak algıla seni hala seviyoruz Umarım bu sefer Bu yazdığımı kabul edebilirsin ve seni bu etiketlemeyi bir ceza vermezsin uzun olduğunu biliyorum ama bunları demem gerekiyor sana birkaç tane mail attın ama onlara hala bir mesaj gelmedi neyse umarım seni yine rahatsız etmiyorumdur ve tekrar söylüyorum Umarım bu sefer seni bu etiketleme sorun olmaz abi eyer beni af edersen bidaha burada asla sorun cikartmam. buna emin ola bilirsin Abi bide azeri game team adlı birinden mesaj göreceksin o mesajkarın sadece ilk atdın mail e bak oyun önerisi olana kalanlarını boşver çünke hepsi bununla ilgili
submitted by peachey__ to kopyamakarna [link] [comments]


2019.10.23 15:26 Myshkinz ARCHADES'İN GÜNLÜĞÜ

21.12.2468

Bulunduğumuz yıl itibarı ile 2300'lerin sonuna doğru 16 milyarı geçen dünya nüfusu 100 milyonun altına düştü. 2413 yılında başlayan ve 6 yıl süren büyük savaşın sonucunda 8 milyarın üzerinde insan öldü, savaş sonrasında birçok ülkenin nüfusu büyük ölçüde azaldı ve bazıları ise tamamen yok oldu. Savaş öncesinde neredeyse engellenen küresel ısınma ve iklim değişikliği süreci tekrar başladı ve hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde, birkaç yıl içinde geri dönülemez bir noktaya geldi, artık Dünya'nın büyük bir bölümü yaşanılabilir değil, tüm insanlar tek bir şehirde toplandı, temiz su ve yiyecek kaynakları tükenmek üzere. Bu Gezegen artık kurtarılamaz durumda, insanlığın tek bir umudu kaldı...

25.12.2468

NASA'nın 350 yıl önce geliştirmeye başladığı 'Yıldızlararası Göç' planını uygulama kararını vermemizin ardından 15 yıl geçti ve bu planın sonuna gelmek üzereyiz, bu 15 yılda hurdaya dönmüş olan modülleri geliştirerek tekrardan yaptık, başlangıçta tek bir gemi ile gitmeyi planlıyorduk ancak 5 modülün birden tek bir gemiye sığmasının imkansız olduğunu fark ettik ve 4 tane daha gemi inşa edildi. Warp motoruna sahip bu gemiler ile gideceğimiz gezegene henüz karar verebilmiş değiliz ama bu 15 yılda seçenekleri en aza indirdik ve son durumda 6 adet yaşanılabilir olduğunu tahmin ettiğimiz gezegen bulunmakta bunlardan ikisi birbirine oldukça yakın ancak diğerleri birbirlerinden çok uzak. Yakın zamanda bunlardan birini seçip yola çıkacağımızı düşünüyorum. Tabii beni dinlerlerse.

03.01.2469

Aptallar! Bir grup aptalla birlikte çalışıyorum, defalarca kez, belirlediğimiz 6 gezegenden birbirine yakın olan ikiliye gitmemiz gerektiğini söyledim ama kendi eşim de dahil hepsi Franklin'in yanında durup bana karşı çıkıyor. Onların planına göre 5 gemi de farklı gezegenlere gidecek, yaşanılabilir bir gezegen bulan gemi diğerlerine sinyal gönderecek ve diğerleri de gelecek tabi o gemilerdeki insanlar hala ölmemiş olursa. Bu ayın sonuna kadar bir karara varılacak, umarım onları ikna etmeyi başarırım.

27.01.2469

Günler süren tartışmaların ardından sadece 4 kişinin fikrini değiştirebildim, eşim de dahil olmak üzere geriye kalan herkes Franklin'in haklı olduğunu savunuyor. Bugün oylama yapıldı ve 23 Nisan'da 5 gemi 5 farklı hedefe doğru yola çıkacak. Bu 5 gemi de hedeflerine ulaştığında aralarında milyonlarca ışık yılı mesafe olacak. Bu, warp motoruna rağmen çok uzak bir mesafe ve eğer gittiği yerde yaşanılabilir bir gezegen bulamayan gemiler olursa o gemilerdeki insanlar için pek de umut kalmamış olacak. Bundan da önemlisi yaşanılabilir bir gezegen bulmamız durumunda 5 modülün de bir arada olması çok önemli ama bunu onlara anlatamadım. Her neyse doğru olduğuna inandıkları şeyi yapsınlar, bakalım ne olacak.

08.02.2469

60 yıl öncesine kadar herhangi bir dine mensup kişilerin sayısı yok denecek kadar azdı ama daha sonrasında yaşanan felaketlerin ve ölüm korkusunun bir sonucu olacak ki dindar insanların sayısında büyük bir artış oldu. Uzun bir süre bu konuyla ilgili bir sorun yaşanmadı ancak şu an geldiğimiz noktada, Tanrı'nın bizim için verdiği hükme karşı çıktığımız için bizi kafir ilan edecek ve bize saldıracak kadar radikal gruplar ortaya çıktı. Dünya'da kalıp ölmemiz gerektiğini savunuyorlar ve bu konuyla ilgili insanlarla konuşup onları ikna etmeye çalışıyorlar. Bazı günler evimizin önünde dolaşan beyaz elbiseli adamlar görüyorum, belki de Franklin'in teklifini kabul edip daha güvenli bir yere geçmeliyiz.

24.02.2469

Dün, kızım Judith'i yüksek ateşinden dolayı hastaneye götürdük başta basit bir hastalık gibi görünüyordu, doktor bi ilaç yazıp gönderecekti ancak tam çıkış yapmamıza yakın Judith bayıldı ve bu sırada kulaklarından biraz kan aktı hemen yoğun bakıma kaldırıldı, kontroller, tahliller yapıldı ancak doktorlar daha önce böyle bir hastalık görmediklerini belirttiler daha sonra danıştıkları bir profesör bunun çok eski zamanlarda bazı krallarda görülmüş bir hastalık olduğunu söyledi. Anlattığına göre hastalığın; halsizlik, yüksek ateş, baş dönmesi, unutkanlık, kulaklarda kanama, gözlerde kızarıklık gibi belirtileri var. Bu hastalıkla ilgili çok eski de olsa bulunan kaynaklara göre çocuklarda görülmeyen bir hastalık olduğu yazıyor ancak kesin de konuşamıyorlar. Ama ben yine de iyimser düşünmek istiyorum.

03.03.2469

Zoe günlerdir hiç uyumadan Judith'in başında bekliyor, durumu stabil. Geçen 1 haftada 2 kişi daha aynı şikayetten hastaneye geldi, doktorlar bir salgın ihtimalini araştırıyor. Umarım bu cehennemden kurtulmamıza 1 ay kalmışken böyle bir durum yaşanmaz.

08.03.2469

Bu sabah Judith'in durumu ağırlaştı, uykusundan bir anda uyandı ve vücudu şiddetli bir şekilde titremeye başladı, durduğunda kulağı yine kanadı, bunu düşünmek istemiyorum ama bu hastalık 7 yaşında bir çocuğun dayanabileceği türden bir hastalık gibi değil. Bu sırada diğer 2 hasta da aynı anda aynı şeyleri yaşamış. Ama bunun dışında yeni bir gelişme yok.

10.03.2469

Bu kayıtları tutmaya başladığımda özel hayatımdan bir şeyler aktarmak gibi bir niyetim yoktu. Ama şu an bir yere içimi dökme ihtiyacı hissediyorum, bu kadar neşeli bir çocuğun şimdi bu soğuk masada hareketsiz yatması çok canımı yakıyor. Zoe tek bir damla gözyaşı dökmedi, saatlerdir dalgın dalgın o neşeli çocuğa bakıyor. Onun ağlamaması nasıl olduysa benim ağlamamı da engelledi, sanırım ikimiz de eve gittiğimizde dökeceğiz içimizdeki acıyı.

15.03.2469

Bugün tekrar çalışmalara başladık, Zoe'nin ve benim yokluğumdan dolayı biraz yavaşlama olmuş ancak yolculuk tarihinde bir gecikme olmayacaktır. Modüller yakında tamamlanacaktır, daha sonra da gemilere yerleştirilecekler.

22.03.2469

Judith'den sonra evde oluşan sessizlik çok da uzun sürmedi, bu sabah radikal dinci bir grup evimizi taşladı. Bugün Franklin'in bahsettiği 'güvenli bölge'ye taşınacağız

28.03.2469

Zoe, Judith'i klonlama modülüyle geri getirmekten bahsedip duruyor, ona Judith'i klonlamanın onu geri getirmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum ama dinlemiyor. Böyle düşüncelere kapılması gayet normal tabii ama eğer böyle bir şey yapmaya kalkarsa onu affedemem sanırım.

11.04.2469

Modüller bugün tamamlandı kısa süre içerisinde gemilere yerleştirilecekler. Columbia'ya toprak modülü, Challenger'a klonlama modülü, Discovery'e atmosfer modülü, Atlantis'e su modülü ve Endeavour'a savaş modülü.

18.04.2469

Bunu gerçekten de yaptığına inanamıyorum, Zoe bugün gizlice klonlama modülünü kullanarak Judith'i klonlamayı denedi. Anladığımız kadarıyla modül arızalıymış, ortaya çıkan şey Zoe'ye saldırmış, neyse ki sesleri duyup yardıma yetiştik ama orada gördüğüm şey çok korkunçtu. Bu kötü deneyim sayesinde klonlama modülünün arızalı olduğunu fark ettik. Bu sorun yüzünden yolculuk tarihini biraz ileri almak zorunda kalabiliriz. Ama artık önümüzdeki tek engel bu.

13.05.2469

Geçen 1 aylık sürede arızanın ne olduğunu ve nasıl tamir edeceğimizi çözdük. Tamiri biraz uzun sürecek gibi. Yine de olabildiğince hızlı olup bir an önce yola çıkmamız iyi olur.

14.07.2469

Klonlama modülünün tamiri henüz 2 gün önce bitti ve modül gemiye yerleştirildi. Şimdi insanları toparlamaya başlayacağız. Büyük güne çok az kaldı.

19.07.2469

Tüm her şey hazır, bazıları gelmeyi reddetti ve bizim büyük bir günah işlediğimizi söyledi. Onlara gelmeleri için ısrar ettik ama eğer ölmek istiyorlarsa engel olamayız. Zoe ile farklı gemilere binmeye karar verdik, klonlama olayından sonra birbirimizden ayrı kalmamız ikimiz için de daha iyi olacaktır. Yarın yola çıkıyoruz

20.07.2469

Sonunda o gün geldi, 5 ayrı gemi 5 ayrı rota, Columbia, Challenger, Discovery, Atlantis, Endeavour. İnsanlık, bugün tarihinin en büyük adımını atıyor.

TARİH:BİLİNMİYOR

Yola çıkmamızın üzerinden veya bu deftere en son not düşmemin üzerinden ne kadar zaman geçti emin değilim,az önce defteri açtığımda defterin arasından onun bıraktığı bir not düştü, bu cümleleri okurken fark ettim ki onu gerçekten de... Her neyse, gittiğimiz gezegen sanırım bir zamanlar yaşanılabilir durumdaymış ama artık değil. Gemide hayatını kaybeden iki kişi oldu, bunun yanında gemideki bazı sistemler bozuldu ama yine de 3 saat önce gelen sinyali tespit edebildik ve sinyale gidebilecek durumdayız. Ve yanılmıyorsam bu Zoe'nin gemisinin sinyali.
-Rudolph ARCHADES




Bu yazdıklarımı ne zaman okursun bilmiyorum ancak muhtemelen sen bunları okurken birbirimizden çok, çok uzakta olacağız (biraz klişe olduğunun farkındayım). Ayrı gemilere binmemiz iyi bir fikir mi bilmiyorum, yine de seni özleyeceğime eminim. Ve sana söz veriyorum; Elbet bir gün buluşacağız.
-Zoe ARCHADES





Not:Sonlara doğru inanılmaz uykum olduğu için Mart'tan Temmuz'a atlamış olabilirim ve yine aynı sebepten saçmalamış da olabilirim.
Not2: uykusuzluğum haricinde de berbat yazıyor olabilirim emin değilim buna siz karar verin. Ama bence yer yer berbat yazsam da iyi yazdığım yerler de vardır diye düşünüyorum. Sevgiler.
Not3: biraz düzenlemeler yaptım, daha iyi oldu gibi.
submitted by Myshkinz to Solitaria [link] [comments]


2019.08.14 10:50 Haberfutbol24 14 Ağustos 2019 Çarşamba Spor Haberleri

14 Ağustos 2019 Çarşamba Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'ta forvette Borja ve Bas Dost sesleri
Babacar ve Kamil Wilczek pazarlıklarından beklediği sonuçları alamayan siyah-beyazlılar, rotasını Güney Amerika ve Portekiz’e çevirdi. Siyah beyazlılar, Borja ve Bas Dost'u listeye aldı.
ransferde bir numaralı gündem maddesi forvet olan Beşiktaş, Güney Amerika ve Portekiz pazarına yöneldi. Siyahbeyazlılar Khouma Babacar'ı kiralama teklifine Sassuolo'dan yanıt alamazken Brondby, Kamil Wilczek'i iyi bir bonservis bedeli kazanmadan bırakmaya niyetli değil. Yönetim, anlaşmaya varılan Hoffenheim'ın golcüsü Adam Szalai ise fark yaratamayacağı düşüncesiyle bekletiyor.
Bu üç isimde aradığını bulamayan Kartal'da listeye birinci sıradan giren golcü Miguel Borja oldu. Beşiktaş'ın, geçen yıl ve yeni sezon öncesi gündemine iki kez gelen Kolombiyalı forvetle ilgilendiği öğrenildi. 26 yaşındaki futbolcuyu satın alma opsiyonu ile kiralamak isteyen siyah-beyazlıların, oyuncunun kulübü Palmeiras ile pazarlıklarını sürdürdüğü belirtildi.
Beşiktaş'ın gündeminde olan bir başka isim ise Portekiz'de yer alıyor. Sporting Lizbon'un tecrübeli golcüsü Bas Dost için nabız yoklamaya başlandı. 30 yaşındaki Hollandalı forvet de Miguel Borja gibi daha önce siyahbeyazlıların ilgi alanındaydı.
MIGUEL BORJA
Libertadores Kupası'nda 5 maçta 315 dakika forma giyen Borja; 2 gol, 1 asist kaydetti. Kariyerinde 10 kez Kolombiya Milli Takımı forması giyen golcü oyuncu, iki sezon önce 10 milyon Euro bonservisle Atletico Nacional'den Palmeiras'a transfer olmuştu.
BAS DOST
2016 yılında 12 milyon Euro bonservis bedeliyle Werder Bremen'den Sporting Lizbon'a transfer oldu. 30 yaşındaki santrfor, kariyeri boyunca 407 resmi maça çıktı ve 218 gol, 47 asiste imzasını attı.
KAMİL WILCZEK
Üç sezondur formasını giydiği Brondby ile birlikte 147 resmi maça çıkan 31 yaşındaki futbolcu, bu maçlarda 81 gol, 22 asist kaydetti.
Beşiktaş'tan Aboubakar için yeni teklif!
Beşiktaş, Kamerunlu yıldız golcü için Portekiz ekibine yeni teklif sunacak. Siyah-Beyazlı Yönetimin önümüzdeki günlerde Porto'nun kapısını çalacağı ve yeni teklifi ileteceği öğrenildi.
Beşiktaş'ta adı forvet adayları arasında geçen Vincent Aboubakar için yeni bir teklif daha yapılacak.
Siyah-Beyazlı Yönetimin önümüzdeki günlerde Porto'nun kapısını çalacağı ve yeni teklifi ileteceği öğrenildi.
Öte yandan Kartal, forvet transferinde Aboubakar'ın yanı sıra Sassuolo'nun tecrübeli golcüsü Khouma Babacar'ı da listesine dahil etti.
Beşiktaş, son maçından 3-0 galip ayrıldı
Beşiktaş Kadın Futbol Takımı, UEFA Şampiyonlar Ligi Elemeleri’nde 9. Grup’taki üçüncü ve son maçında Ermenistan temsilcisi Alashkert’i 3-0 yendi.
Beşiktaş Kadın Futbol Takımı, Hollanda’nın Enschede kentinin ev sahipliği yaptığı 9. Grup’taki üçüncü ve son mücadelesinde Alashkert ile karşı karşıya geldi.
Müsabakanın ilk yarısını Kader Hançar’ın golüyle 1-0 önde tamamlayan Beşiktaş, ikinci yarıda da üstün oyununu sürdürdü. Rakip takımdan O’Rourke’nin kendi kalesine attığı golle farkı 2’ye çıkaran siyah-beyazlılar, Sevgi Çınar’ın golüyle sahadan 3-0 galip ayrıldı.
Grubundaki 3 maçta 1 galibiyet ve 2 beraberlikle 5 puan toplayan Beşiktaş, Twente’nin ardından 2. sırada yer alarak üst tura adını yazdıramadı.
Mirin’i ikna turları...
Fransız ekiplerinden Amiens, Beşiktaşlı Isimat Mirin’i kadrosuna katmaya çalışıyor.
Siyah-Beyazlılar’la Amiens, tecrübeli stoperin 2 yıllık kiralık olarak transferi konusunda anlaşma sağladı. Ancak Fransız savunma oyuncusu, henüz Amiens ile el sıkışmadı. Amiens’in Mirin’i ikna etmesi durumunda transfer resmiyet kazanacak. Isimat Mirin, geçen sezon Beşiktaş formasıyla Süper Lig’de 14 maça çıkmıştı. 27 yaşındaki stoper, Beşiktaş’ın dün sabah yapılan antrenmanında da yer aldı.
Beşiktaş Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Fenerbahçe Haberleri

Sakatlar açık kapatıyor

Serdar Aziz ve Garry Rodrigues, sakatlıkları nedeniyle bir süredir takımdan ayrı kalmıştı.
2 futbolcu, yeni transfer Zanka ile birlikte kendileri için hazırlanan özel programı uyguluyor. Bu 3 oyuncu, takımla yaptıkları çalışmaların ardından bireysel antrenmanlarına da devam ediyor. Serdar, Rodrigues ve Zanka, Gazişehir maçına kadar hazır hale gelmeyi hedefliyor.

Andre Ayew ilk maçında iki gol attı!

Swansea, Andre Ayew’e takım bulamadı ancak Ganalı oyuncu da ilk maçında iki gol attı.
Ali Koç’un, kişiliğine övgüler yağdırıp, “Keşke bonservisini alabilsek” dediği Ganalı oyuncu, bedelsiz olarak yeniden kiralanması için önerilse de Fenerbahçe bunu geri çevirdi. Eski takımı Marsilya’nın istemediği Ayew için Swansea Menaceri Steve Cooper, “Aramıza hazır bir şekilde katıldı. Eğer gitmezse, Ayew’i forvette kullanabilirim” dedi.

İlk maçında 2 gol attı

Öte yandan Ganalı oyuncu Swansea'nın Nottingham Forest'la oynadığı Lig Kupası maçında takımının iki golünü attı. Ayew ilk çıktığı maçta iki gol atmış oldu. Swansea maçı 3-1 kazandı.

Ersun Yanal'ı sıkıntı bastı

Transferler yetişmedi, sakatlık kabusu bitmedi. bitmedi. Ersun Yanal, pazartesi günkü Gazişehir maçında sahaya süreceği 11’i belirlemekte zorlanıyor.
Fenerbahçe'nin ligdeki ilk sınavı olan Gazişehir mücadelesine 5 gün kaldı. Ancak hem transfer çalışmalarının gecikmesi, hem de hazırlık sürecinde peş peşe yaşanan sakatlıklar nedeniyle ideal kadro bir türlü kurulamadı. Ersun Yanal, hazırlık maçlarında sürekli farklı futbolcularla sahaya çıktı. Ligin başlamasına bu kadar kısa bir süre kalmasına rağmen, tecrübeli teknik adam sahaya süreceği ilk 11’i belirlemekte zorlanıyor.
Sakatlığı devam eden Hasan Ali Kaldırım’ın alternatifi yok. Bu nedenle yine Dirar’ın sol bekte oynaması bekleniyor. Yeni transfer Zanka, takımla çok az sayıda idmana çıkmasına rağmen 11’de olacak gibi görünüyor. Sakatlığını yeni atlatan Rodrigues ve Serdar Aziz’in durumuna ilerleyen günlerde karar verilecek. Moses, Mehmet Ekici, Kruse gibi ismlerin formsuz olması da Ersun Yanal’ı düşündürüyor.

Zanka: Şampiyonluk için geri adım atmak yok

Yeni transfer Zanka, FB TV’ye konuştu. Danimarkalı savunmacı iddialı açıklamalar yaptı: Ben ve takım arkadaşlarım bu büyük kulübün başarısı için sahada savaşacağız. Geri adım atmadan, şampiyonluk için oynayacağız.
“Mücadele etmeden başarı kazanamazsınız, Türkiye’nin en büyük kulübünün başarısı için sahada geri adım atmayacağım. Bu büyük kulübe geldiğim için oldukça mutluyum. Fenerbahçe’nin tarihine geçen Danimarkalı oyunculardan biri olmak istiyorum. Çubuklu formayla Henrik Nielsen, Brian Steen Nielsen, Högh, Kjaer ve Pingel gibi başarılar elde etmek için savaşacağım. Benden sonra gelenler de Zanka gibi taşıyacağız bu formayı diyecekler.”

‘Sevmezler, saygı duyarlar’

“Savaşmadan, mücadele etmeden başarı elde etmek zor. Kariyerim boyunca savaşçı kişiliğim nedeniyle rakiplerim tarafından sevilmeyen bir isim oldum. Fakat onlar da zamanla bana saygı duymaları gerektiğini öğrendiler. Bundan sonra ben ve takım arkadaşlarım bu büyük kulübün başarısı için sahada savaşacağız. Bir an olsun geri adım atmadan, şampiyonluk için oynayacağız.”

‘Taraftarı mutlu edeceğim’

“Şu an takıma uyum aşamasındayım. Bir an önce bu dönemi atlatıp forma giymeyi hedefliyorum. Büyük Fenerbahçe taraftarının karşısına çıkmak ve onları mutlu etmek istiyorum. Taraftarlarımızın desteğiyle bu sezon mutlu sona ulaşacağız ve şampiyonluk hasretine son vereceğiz. Bizler sahada onlar da tribünde son ana kadar savaşacağız.”

Fenerbahçe'de izin bitti, Gazişehir hazırlıkları başladı

Süper Lig’in ilk haftasında 19 Ağustos Pazartesi günü Gazişehir Gaziantep’i ağırlayacak Fenerbahçe, 2 günlük iznin ardından hazırlıklarına başladı.
Pazartesi günü Gazişehir Gaziantep’i ağırlayacak Fenerbahçe, 2 günlük iznin ardından hazırlıklarına başladı. Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri’nde teknik direktör Ersun Yanal yönetiminde gerçekleştirilen antrenmanın, koşu, ısınma ve koordinasyon hareketleriyle başladığı belirtildi.
Pas idmanı ve çift kale maçlarla devam eden antrenmanın, taktiksel ve bireysel çalışmalarla sona erdiği aktarıldı.
Fenerbahçe, hazırlıklarına yarın yapacağı antrenmanla devam edecek.
Fenerbahçe Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Galatasaray Haberleri

Galatasaray'da baskın seçim sesleri!

Mahkemeden ‘Denetleme Kurulu’nun seçimi yönünde karar çıkması üzerine yönetim, bütün kurulları seçime götürmek için çalışma başlattı. 2 Eylül’e kadar Mustafa Cengiz yönetimi ‘Olaganüstü seçim’ kararı açıklayabilir.
GENEL Kurul’un aldığı ‘İbrasızlık’ kararına yönetimin mahkeme tarafından tedbir koydurmasıyla, seçim gündemden çıktı. Ancak mahkeme Denetleme Kurulu’nun seçime gitmesine de hükmetti. Dernekler Masası, seçime gidilmesi konusundaki yazı 2 Ağustos’ta Galatasaray yönetimine ulaştırdı. Yasaya göre; 2 Eylül’e kadar Sarı-Kırmızılı yönetimin Denetleme Kurulu seçimleri için tarih açıklaması gerekiyor. Ancak yönetim bu kuruldaki ağırlığını kaybetmemek için, seçimi genele taşıma niyetinde. Yani önümüzdeki günlerde Galatasaray’ın yönetiminin gündeminde ‘Olağanüstü seçim’ kararı ciddi şekilde masaya yatırılacak.
KARAR SÖZLÜ OLARAK ALINDI
Yönetim kulislerinden sızan bilgilere göre, şifahen seçim kararı alındı. Ancak 2 Eylül’e kadar yönetim konuyu net şekilde bir zemine oturtmak için çalışmaları sürdürüyor. Yönetim bu tarihe kadar yaşanacak gelişmeleri değerlendirecek ve bu konudaki net kararını verecek. Eğer 2 Eylül’e kadar seçim kararı alınırsa, bu tarihten sonra 45 gün içinde seçimin yapılması gerekiyor. Bu da Ekim ayının ortasına denk geliyor. Başkan Mustafa Cengiz’in yapılacak olası seçimde yönetimde bazı değişikliklere gitmesi de bekleniyor. Abdurrahim Albayrak, Yusuf Günay, Mahmut Recevik, Kaan Kançal’ın olağanüstü seçim projesinde önemli bir rol oynayacağı da belirtiliyor.

ALi DÜRÜST SICAK BAKMIYOR

Muhalefet, Mustafa Cengiz yönetiminin baskın seçim ihtimaline karşı yoğun bir çalışma içinde. Hatta bu konuda ilk başkanlık teklifi, TFF’deki görevinden ayrılan Ali Dürüst’e götürüldü. Ancak Dürüst, mevcut yönetimin karşısına aday olarak çıkmayı düşünmediğini nazik şekilde iletti. Muhalefetin bir diğer adayı Dursun Özbek’in ise kulüple olan alacak-verecek ilişkisi nedeniyle durumu net değil. Özbek’in bu süreçte mevcut yönetim tarafından aday çıkma ihtimaline karşılık bilinçli şekilde yıpratıldığı iddia ediliyor. Muhalefetin yıpranmamış, genç ve dinamik bir isim bulduğu ancak bunu sır gibi sakladığı da iddia ediliyor.

Galatasaray'a müjdeli haber! Monaco resmen açıkladı!

Fransa Lig 1 ekiplerinden Monaco, Sevilla'da forma giyen forvet oyuncusu Ben Yedder'i transfer ettiğini açıkladı. Bu gelişme sonrası Falcao'nun Galatasaray'a transferinin önü açıldı.Galatasaray'da hareketli saatler yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde menajer Ahmet Bulut ile Galatasaray 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak, Fransa'ya giderek golcü futbolcu Radamel Falcao ile bir görüşme gerçekleştirmişti.
Bu gelişmenin ardından sarı kırmızılılara Monaco'dan müjdeli haber geldi. Fransız ekibi, Sevilla'dan forvet oyuncusu Ben Yedder'i 5 yıllığına kadroya kattığını açıkladı.

Başakşehir, Basel, Dinamo Kiev elendi, Galatasaray'ın kasasına büyük meblağ girdi!

Şampiyonlar Ligi gruplarına direkt olarak katılacak Galatasaray ön elemelerdeki sonuçlara göre kasasını ciddi şekilde doldurmayı garantiledi.Birçok Türk kulübü gibi finansal anlamda ciddi zorluklar yaşayan Galatasaray son iki sezonda Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılarak nefes almıştı.
Cim Bom bu sene de büyük bir meblağı kasasına koymayı garantiledi. Başakşehir'in Olympiakos'a elenmesiyle birlikte Sarı Kırmızılılar, Şampiyonlar Ligi'nin Türkiye payının yüzde 90'ını eline geçirdi. Aynı senaryo geçen sene de yaşanmış ve Galatasaray kasasına 8,5 milyon euro koymuştu. Bu para bu sezon biraz daha artacak.

Ekstradan 3 milyon euro daha!

UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Galatasaray'ın katsayı sıralamasında üzerinde bulunan Dinamo kiev, Basel ve Porto elendi. Krasnodar'ın Porto'yu, Club Brugge'ün Dinamo Kiev'i, LASK Linz'in de Basel'i elemesinin ardından, Sarı Kırmızılı takım elde edeceği gelire 3 milyon 324 bin euro ekledi. Galatasaray'ın üzerinde olan PSV'yi de dün gece elenen Basel kupa dışına itmişti.

Galatasaray Steven Nzonzi transferini bitirdi

Galatasaray, aradığı orta sahayı İtalya’da buldu. Cim Bom, ezeli rakibi Fenerbahçe’nin de istediği Steven Nzonzi ile prensipte anlaştı. Kulübü Roma da 1 milyon Euro’luk kiralama teklifine ‘tamam’ dedi.
Ve Galatasaray forvet transferinin ardından orta sahadaki kize de son verdi. Listesinde pek çok isim olan Sarı- Kırmızılılar, Roma forması giyen Nzonzi’de karar kıldı. Seri’nin yanına defansif özelliği ön planda olan bir isim isteyen Fatih Terim, 30 yaşındaki yıldız için ‘Mutlaka alalım’ derken, yönetim görüşmelerde mutlu sona ulaştı. 1.96 boyundaki Fransız yıldız, Roma’dan 1 seneliğine kiralanacak. İtalyan ekibine 1 milyon Euro bedel ödenecek.1.96 boyundaki Nzonzi, Fransa Milli Takımı’nda da 14 maça çıktı.
Oyuncu da Galatasaray’a ‘evet’ derken, arada sadece çok ufak pürüzler kaldı. Fenerbahçe’nin de yakından ilgilendiği Nzonzi Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle Aslan’a yeşil ışık yakarken, kısa zamanda bu transferin sonuçlanması bekleniyor. Nzonzi geçen sezon Roma’da toplam 39 maça çıkarken, 1 gol, 2 asistlik katkı sağladı.
Galatasaray Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

14 Ağustos 2019 Çarşamba Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor 1467 gün sonra taraftarı önünde Avrupa maçına çıkıyor

UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde yarın sahasında Çekya'nın Sparta Prag takımıyla 2-2'nin rövanşında karşılaşacak olan Trabzonspor, 1467 gün sonra taraftarı önünde Avrupa maçına çıkacak. Bordo-mavililer ayrıca ilk kez yeni stadyumunda bir Avrupa maçı oynayacak.
Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu rövanş maçında yarın sahasında Çekya'nın Sparta Prag ekibiyle mücadele edecek. En son Avrupa kupalarında 6 Ağustos 2015'de Makedonya'nın Rabotnicki takımıyla Hüseyin Avni Aker Stadyumu'nda karşılaşan bordo-mavililer, deplasmanda 1-0 kaybettiği maçın rövanşında sahasında 1-1 berabere kalmasıyla erken veda etmişti. Söz konusu dönemden sonra Avrupa kupalarında yer alamayan Trabzonspor, 1467 gün sonra taraftarı önünde bir Avrupa kupası maçında mücadele edecek.

Akyazı'da ilk Avrupa maçı

18 Aralık 2016'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla açılan Şenol Güneş Spor Kompleksi içinde bulunan Medical Park Stadyumu'nda ilk kez Avrupa kupası maçı oynayacak olan bordo-mavililer, 41 Bin 461 kapasiteli yeni stadında Avrupa'lı rakiplerini ağırlayacak.
Trabzonspor Avrupa'da 127 randevuya çıkıyor
Çekya'nın Sparta Praf takımıyla 2-2'nin rövanşında karşılaşacak olan Trabzonspor, bu maçla birlikte Avrupa'da 127. kez sahne alacak. Bordo-mavililer, Avrupa arenasında bugüne kadar oynadığı 126 maçta 48 galibiyet ve 33 beraberlik aldı. 45 müsabakada ise mağlubiyetle ayrıldı. Söz konusu karşılaşmalarda rakip fileleri 164 kez havalandıran Karadeniz ekibi, kalesinde de 168 gol gördü.
Trabzonspor, ilk olarak 1976-1977 sezonunda başladığı Avrupa serüveninde Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 28, 2009-2010 sezonundan itibaren UEFA Avrupa Ligi adıyla düzenlenmeye başlanan eski adıyla UEFA Kupası'nda 78, Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda 12 ve UEFA Intertoto Kupası'nda 8 maç oynadı.

UEFA Avrupa Ligi'nde 79 maç

Trabzonspor, Sparta Prag takımıyla eski adı UEFA Kupası yeni adıyla UEFA Avrupa Ligi'nde 79. maçını oynayacak. Kupada ilk olarak 1982-1983 sezonunda Almanya'nın Kaiserslautern takımı ile eşleşen bordo-mavililer, bugüne dek oynadığı 78 maçın 31'inde sahadan galibiyetle ayrıldı. 21 maçta berabere kalan bordo-mavililer, 26 maçta mağlup oldu. Söz konusu maçlarda rakip fileleri 108 kez havalandıran Karadeniz ekibi, kalesinde ise 104 gole engel olamadı.

Devlere karşı zaferler

Trabzonspor, bugüne kadar Avrupa'da oynadığı maçlarda büyük takımlara karşı önemli galibiyetler elde etti. Avrupa sınavlarında güçlü takımlara karşı başarılı sonuçlar alan bordo-mavililer, 1976-1977 sezonunda İngiltere'nin Liverpool, 1983-1984 sezonunda İtalya'nın Inter, 1990-1991 sezonunda İspanya'nın Barcelona ve 1994-1995 sezonunda ise İngiltere'nin Aston Villa takımını Hüseyin Avni Aker Stadı'nda 1-0'lık sonuçlarla yenmeyi başardı. Trabzonspor, 1983-1984 sezonunda yendiği Inter'i 14 Eylül 2011'de oynanan Şampiyonlar Ligi grup maçında da 1-0 mağlup ederek Avrupa'da adından söz ettirmişti.

En farklı galibiyetini Arnavutluk takımı karşısında aldı

Karadeniz ekibi, Avrupa kupalarında en farklı galibiyetini Arnavutluk'un Vllaznia takımı karşısında aldı. Karadeniz ekibi, 2007-2008 sezonunda UEFA Intertoto Kupası'nda Arnavutluk temsilcisini sahasında 6-0'lık sonuçla mağlup ederek, Avrupa'da oynadığı 126 maçtaki en farklı galibiyetine imza attı.

En farklı yenilgi Barcelona'ya karşı

Karadeniz ekibi, Avrupa kupalarında en farklı yenilgisini İspanya'nın Barcelona takımı karşısında gördü. Trabzonspor, Avrupa Kupa Galipleri Kupası 1. Tur rövanş maçında deplasmanda Barcelona'ya 7-2'lik sonuçla mağlup olmuştu.

Trabzonspor, Edgar Le'yi Feyenoord'a kiraladı

Trabzonspor'un Yusuf Yazıcı transferi karşılığında Lille'den kadrosuna kattığı Edgar Miguel Le, 1 yıllığına Feyenoord'a kiralandı.
Trabzonspor, Portekizli savunma oyuncusu Edgar Le ile anlaşmaya varıldığını duyurdu. Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ’den Borsa İstanbul’a gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) da yer alan açıklamada, profesyonel futbolcu Edgar Miguel Le ile opsiyon hakkı kulübe ait olmak üzere 3 1 yıllık anlaşma sağlandığı belirtildi.
Oyuncuya 2019-20 futbol sezonu için 650 bin avro, 2020-21 futbol sezonu için 750 bin avro, 2021-22 futbol sezonu için 750 bin avro olmak üzere 3 yıllığına 2 milyon 150 bin avro garanti ücret ödeneceği kaydedildi. Opsiyon hakkının kullanılması durumunda ise oyuncuya 2022-23 sezonu için 800 bin avro garanti ücret verileceği aktarıldı.

İmzayı attı, Feyenoord'a kiralandı

Transfer döneminde Gaston Campi ve Ivanildo Fernandes’i kadrosuna katarak stoper hattını güçlendiren Bordo-Mavililer, Edgar’ı kiralamaya karar verdi. Bu doğrultuda da en ciddi aday olan Hollanda devi Feyenoord, Portekizli’yi kiralık olarak kadrosuna kattı. 25 yaşındaki futbolcunun sözleşme detayları hakkında ise bilgi verilmedi.

Trabzonspor, Sparta Prag'da forma giyen Guelor Kanga'nın peşinde!

Trabzonspor, Sparta Prag ile Avrupa Ligi’nde oynanan ilk maçta beğendikleri yıldız oyuncu Guelor Kanga için Çekya temsilcisinin kapısını çalmaya hazırlanyor.
Trabzonspor bir yandan forvet transferine yoğunlaşırken bir yandan da 10 numara transferi için bastırıyor. Bordo- Mavililer, UEFA Avrupa Ligi'nde karşılaştıkları Sparta Prag'da forma giyen 28 yaşındaki 10 numara Guelor Kanga'nın peşinde... Fırtına, onun için resmi teklif yapacak.

​27 KEZ MİLLİ FORMAYI GİYDİ

Prag'da oynanan ilk maçta 1 gol atan yıldız oyuncunun kulübüyle olan sözleşmesi gelecek yıl sona eriyor. Tecrübeli futbolcu, 27 kez Gabon Milli Takımı formasını giydi ve 1 gol attı.

KARAMAN DA ONAY VERDİ

Yusuf Yazıcı'nın ayrılmasından sonra o bölgeye dinamik bir 10 numara bakan Trabzon'da Ünal Karaman da bu transfere onay verdi. Görüşmeler birkaç gün içinde sonuçlanacak.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.08 11:48 Haberfutbol24 8 Ağustos 2019 Perşembe Spor Haberleri

8 Ağustos 2019 Perşembe Beşiktaş Haberleri
Victor Ruiz Sivas maçında sahada
Abdullah Avcı dün 3 yıllık imza atan Victor Ruiz’i hemen takıma monte edecek.Önceki gün İstanbul'a gelen İspanyol stoper Victor Ruiz 3 yıllık resmi sözleşmeyi imzaladı.
Beşiktaş'tan yapılan açıklamada, "Önemli hizmetlerde bulunacağına inandığımız Victor Ruiz Torre'ye Beşiktaş ailesine hoş geldin der, başarılar dileriz" ifadesi kullanıldı. Alınan bilgilere göre Abdullah Avcı, Victor Ruiz'i hemen takıma monte edecek. Tecrübeli hoca, Vida'yla kısa sürede uyum sağlamasını istediği İspanyol stoperi, ligin ilk maçı olan Sivas karşılaşmasında ilk 11'de sahaya sürecek.
Burak Yılmaz'a Rumen alternatif
Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrasında forvet mevkisine transfer yapmak için çalışmalarını hızlandıran Beşiktaş, Romanya’nın Cluj takımında forma giyen George Tucudean’ı da değerlendirmeye aldı.
2020 yılına kadar Rumen ekibiyle sözleşmesi bulunan 28 yaşındaki santrfor için pazarlıkların başladığı öğrenildi. Transferi ise futbol direktörü Ali Naibi’nin yürüttüğü de gelen bilgiler arasında.
Beşiktaş'ta hedef Fernando Llorente
Burak Yılmaz’ın sakatlanmasından sonra elinde santrfor olarak sadece Umut Nayir kalan Beşiktaş; İngiltere, İspanya ve Fransa’dan golcü arayışına girdi. Siyah beyazlılar ilk olarak, Premier Lig ekibi Tottenham ile olan sözleşmesi sona eren ve şu an bonservisi elinde bulunan Llorente’nin menajerine teklif sundu.
BURAK Yılmaz’ın kamp döneminde sakatlanması Beşiktaş’ta hesapları alt üst ederken yönetim forvet transferi için çalışmalara başladı. Udinese ile oynanan hazırlık maçında ayak tarak kemiğinde çatlak oluşan Burak’ın 1 ay kadar sahalardan uzak kalması beklenirken Kartal’ın elinde santrfor olarak yalnızca Umut Nayir kaldı. Lige iyi bir başlangıç yapmak isteyen yönetim de Burak’ın yokluğunu doldurmak ve kadroyu da güçlendirme adına temaslara başladı. Asbaşkan Umut Güner yönetimindeki transfer komitesi İngiltere, İspanya ve Fransa’dan golcü arayışına girdi. Siyah beyazlıların gündemindeki isimse Fernando Llorente...
‘Sisteme uyanı alacağız’
Siyah beyazlıların iki sezon önce de talip olduğu ancak o dönem alamadığı 34 yaşındaki forvet için yönetim, Tottenham ile olan sözleşmesi biten İspanyol golcünün menajeriyle temasa geçti. Geçen sezon İngiliz ekibinde sadece 11 maçta ilk 11’de şans bulabilen 1.95’lik dev forvetin, hem Avrupa kupalarına katılan hem de düzenli forma giyebileceği bir takım istediği bu nedenle siyah beyazlıların şansının yüksek olduğu kaydedildi. Kulübün içinde bulunduğu ekonomik krize rağmen B planlarının bulunduğunu belirten Yönetici Ahmet Kavalcı hedeflerinin büyük olduğunu vurgulayarak “Şu anda scout ekibimizin uzun süredir izlediği 4 forveti yakın takibe aldık. Abdullah hocamızın sistemine uyan golcüyü kadromuza katacağız” dedi.
Ruiz'e bir Vida lazım
Victor Ruiz, fizik kapasitesi üst düzey olmayan, temiz müdahalelerle kesicilik özelliğini kullanan bir savunmacı. Valencia’da Adil Rami, Villarreal’de Gonzalez gibi sert stoperlerle sahada yer alan İspanyol oyuncunun Kartal’daki ideal partneri ise Domagoj Vida olacak.
Beşiktaş’ın Villarreal’den kadrosuna kattığı Victor Ruiz yetenekli ancak son dönemde düşüşte olan bir oyuncu. İspanya’nın en önemli futbolcu fabrikalarından Espanyol’un altyapısından yetişen Ruiz, o dönemki teknik direktör Mauricio Pocchettino tarafından A takıma terfi ettirildi.
Kariyeri boyunca önemli teknik adamlarla çalışan İspanyol stoper, Unai Emery ve Walter Mazzari gibi isimlerin futbol anlayışlarından hep bir şeyler öğrendi. Dörtlü savunmaya alışık olsa da Napoli’de Mazzari’nin üçlü savunmasında sol stoper olarak yer aldı. Valverde’nin başında olduğu dönem Valencia’da bir süre ön libero oynadı. Taktik şemaya çok önem veren bu isimlerle çalışmış olması, benzer bir anlayışa sahip Abdullah Avcı’nın isteklerine kolay uyum sağlayacağına işaret ediyor.
Cannavaro da var
İspanya genç milli takımlarında forma giyerken, ülke futbolunun gelecekteki önemli stoperlerinden biri olması beklenen Victor Ruiz’in sonrasında gelişiminin durduğu değerlendirmesi yapılıyor. Futbolcunun bireysel çalışma konusundaki eksikliğinin bunun temel nedeni olduğu belirtiliyor.
Victor Ruiz, fizik gücü üst düzey olmayan, temiz müdahalelerle kesicilik özelliğini kullanan ve çok agresif oynamayan bir savunma oyuncusu. Sol ayağı ve tekniğinin iyi olmasıyla geriden isabetli pas dağıtabiliyor. Kısa paslarda olduğu kadar uzun mesafeli paslarda da oyun kurmaya katkıda bulunabiliyor.
Oyunu iyi okuyan Victor Ruiz’in sertlik konusundaki eksikliği, fiziksel açıdan güçlü defans oyuncularıyla partner yapılmasıyla dengelenme yoluna gidildi.
Valencia’da Adil Rami, Villarreal’de Alvaro Gonzalez ve Napoli’de Paolo Cannavaro gibi… Beşiktaş’ta kendisine göre daha çok fizik gücüyle öne çıkan Domagoj Vida ve Gary Medel gibi isimlerin yeni transfer için savunmadaki ideal partnerler olabileceğine dikkat çekiliyor.
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle

8 Ağustos 2019 Perşembe Fenerbahçe Haberleri

Barcelona, Napoli'yi devirdi! Eljif Elmas üzüldü...

Barcelona ile Napoli hazırlık maçında Amerika'da karşı karşıya geldi. Eljif Elmas'ın 57 dakika sahada kaldığı mücadeleyi Barcelona 2-1 kazanmayı bildi.
Fenerbahçe'den Napoli'ye 16 milyon Euro'ya transfer olan Eljif Elmas takımının Amerika'da Barcelona ile karşılaştığı hazırlık maçında forma giydi.
Barcelona ile Napoli Miami'de Hard Rock Stadı'nda karşı karşıya geldi. Mücadeleyi Katalan ekibi 2-1 kazanmayı bildi.
Barcelona'nın gollerini 38. dakikada Sergio Musquets ve 79'da Ivan Rakitic kaydetti. Napoli'nin golünü ise 42. dakikada Samuel Umtiti kendi kalesine attı.
Napoli formasıyla ilk maçına çıkan Eljif Elmas ise 57 dakika sahada kalırken gol ya da asist üretemedi. Makedon yıldız 57. dakikada yerini Gaetano'ya bıraktı. Eljif oyundan çıktığı sırada maç 1-1 devam ediyordu.

Ali Koç'tan transfer müjdesi!

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, futbolda transferleri yaparken finansal durumları göz önünde bulundurarak adım attıklarını söyledi. Koç ayrıca kadrolarını tam olarak ve eksiksiz duruma getirmek için Teknik Direktör Ersun Yanal'ın istediği isimler üzerinden görüşmelerin son bulma aşamasına geldiğini belirtti.
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, sarı-lacivertlilerin resmi yayın organlarından olan Fenerbahçe Dergisi'nin ağustos sayısında açıklamalarda bulundu. Yeni sezona dair gelişmeleri ve planları paylaşmaktan dolayı mutluluğunu dile getiren Koç, "Geçtiğimiz ayı kulübümüz adına önemli gelişmeler ve detaylı çalışmalar sonucunda attığımız yeni sezon adımlarıyla tamamladık. Fenerbahçemiz de 29-31 Temmuz tarihlerinde Bayern Münih, Real Madrid, Tottenham gibi büyük kulüplerin katıldığı Audi Cup turnuvasında yer aldı. Bayern Münih maçında hem futbol hem skor olarak beklentimizin çok uzağında bir performans sergiledik. Ertesi akşam oynadığımız Real Madrid maçında ise yenilmemize rağmen arzuladığımız Fenerbahçe’ye bir adım daha yakındık. Bu iki karşılaşma sayesinde eksik olduğunu bildiğimiz pozisyonlardaki ihtiyaçlarımızı daha net görmüş olduk. Sonuçlardan bağımsız olarak Audi Cup turnuvasında yer almamızın her anlamda çok faydalı olduğuna inanıyorum" diye konuştu.

"Futbolda finansal durumları göz önünde bulundurarak adım atıyoruz"

Bu sezon yönetim olarak futbol özelinde finansal durumlarını göz önünde bulundurarak adımlarını gerçekleştirdiklerini söyleyen Başkan Koç, "Kadromuza kattığımız genç isimlere ek olarak direkt ilk 11 oyuncusu olan, liderlik vasfına sahip isimlerle bu sezon ayakları yere basan, hedefine yürüyen, sezona hazır ve güçlü başlangıç yapma noktasında taraftarlarını mutlu eden bir Fenerbahçe izleyeceğiz. Bu doğrultuda; futbol takımımıza dahil olan Max Kruse, Emre Belözoğlu, Vedat Muriqi, Allahyar Sayyadmanesh, Altay Bayındır, Murat Sağlam, Garry Rodrigues ve son olarak da Deniz Türüç gibi ailemizin yeni üyelerinin deneyimleri ve becerileriyle takımımıza önemli katkılar vereceğine inanıyor, kendilerine bir kez daha hoş geldin diyoruz" şeklinde konuştu.

"Ersun Yanal'ın istediği isimler üzerinden görüşmeler son bulma aşamasına geldi"

Kadrolarını tam olarak ve eksiksiz duruma getirmek için Teknik Direktör Ersun Yanal'ın istediği isimler üzerinden görüşmelerin son bulma aşamasına geldiğini açıklayan Ali Koç, "Görüşmelerin tam olarak sonuçlanmasının ardından camiamıza gerekli bilgilendirmeleri art arda yapıyor olacağız. Bu kapsamda camiamıza şunu iletmem gerekir ki, transfer sürecimiz ilk günden beri tasarlanmış olan planlamalarımız ile devam etmekte olup, birçok farklı finansal etken ve kısıtlamalara bağlı olarak titizlikle ilerletilmektedir. Kulübümüz için en efektif adımları atmaya çalıştığımız bu alanda, transferin son gününe kadar, en başta planladığımız şekilde, alınacak sonuçlardan bağımsız olarak çalışmalarımız devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Teknik Direktör Ersun Yanal ve teknik heyet önderliğinde 1 Temmuz’da başladıkları çalışmalarla zirve yarışında iddialı bir durumda olmak için gerekli tüm gayreti sarf ettiklerini belirten Koç, "Şampiyonluk hedefiyle yola çıktığımız yeni futbol sezonunun başlamasına kısa bir süre kala tüm camiamıza, teknik direktörümüz Ersun Yanal ve teknik heyetimize, sporcularımıza ve değerli çalışanlarımıza hedeflerimizle birlikte yürekten başarılar diliyorum" dedi.

"TFF'nin eşit, tarafsız ve etik yönetimle her anlamda adil bir süreç geçireceğimize inanıyoruz"

Yeni sezon için dileklerini de ifade eden Başkan Koç, "Futbolda sezonun başlamasına sayılı günler kala, Türkiye Futbol Federasyonu’nun başkan, yönetim kurulu ve tüm kadrosunun, ortaya koyacağına inandığımız eşit, tarafsız ve etik yönetimle her anlamda adil bir süreç geçireceğimize inanıyor; yeni sezonun Türk futboluna hayırlı olmasını temenni ediyorum" açıklamasında bulundu.
"Basketbol takımımızın yeni sezona daha güçlü girmesi için önemli transfer yapılmıştır"
Erkek basketbol takımındaki gelişmeleri de aktaran Koç, "2018-19 sezonunu, yaşadığı birçok sakatlık sorunu nedeniyle istediği gibi tamamlayamayan Fenerbahçe Beko Erkek Basketbol Takımımızın yeni sezona daha güçlü şekilde girmesi için birçok önemli transfer yapılmıştır. Avrupa basketbolunun son beş sezonuna damga vurmuş yıldız guard Nando De Colo’nun yanı sıra, 2011 NBA Draftı’nda ikinci sıradan seçilen ve Euroleague’de ilk yılını geçtiğimiz sezon Bayern Münih ile başarıyla geçiren uzun forvet Derrick Williams, takımımızın yeni oyuncusu oldu. Kendi jenerasyonunda Fransa basketbolunun en önemli oyun kurucularından biri olan Leo Westermann ile altyapımızdan yetişmiş olan ve yuvaya dönüş yapan Berkay Candan da ekibimize katıldılar. Kariyerlerine, dünya basketbolunun zirvesi olan NBA’de devam etme kararı alan Nicolo Melli ve Marko Guduric ise Fenerbahçe ismini NBA’de temsil eden sporcular arasına katılarak bizleri gururlandırdılar" şeklinde konuştu.

"Hedefimiz uzun vadeli bir yapılanmayla camianın gurur duyacağı bir Fenerbahçe yapmak"

Göreve başladıkları ilk günden bugüne en büyük hedeflerinin; uzun vadeli bir yapılanmayla camianın gurur duyacağı bir Fenerbahçe yapmak olduğunu vurgulayan Koç, "Bizler sorumluluğumuzun bilincinde olarak büyük emekler ve fedakarlıklarla çalışmalarımızı yürütürken sosyal medyada, basında sundukları bilinçli olumsuzluk ve umutsuzluk mesajları ile Fenerbahçe’yi kaos ortamına çekmek isteyenlerin farkında olduğumuzu daha evvel de ifade etmiştim. Fenerbahçe camiası, bilinçli bir şekilde ortaya konan bu algı manipülasyonlarını fark edip bunun parçası olmayacak kadar farkındalığı yüksek ve her şeyden önemlisi aidiyet duygusuna sahip bir topluluktur" diye konuştu.
Sarı-lacivertli kulüp için çok önem arz eden bir konuyu da değinen Ali Koç, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan kulübümüze üyeliğinin 25. yılını doldurarak Yüksek Divan Kurulu üyeliği hakkını kazanıyor. Kendisini tebrik ediyor, nice 25 yıllar diliyoruz" dedi.

"Avrupa'ya gitmek için ilk sene men edilme riskimiz şimdilik bertaraf edilmiştir."

Kulübün içerisinde bulunduğu mali tablolar sebebiyle Finansal Fair Play (FFP) yaptırımları ile karşı karşıya kaldıkları bir dönem olduğunu belirten Başkan Koç, "Bu doğrultuda 2015/16 sezonunda başlayan detaylı finansal incelemeler bu sezona kadar devam etti. Bu incelemeler sonucunda 3 yıllık dönemde denk hesap açığı taahhüdünü yerine getiremememiz sebebiyle Avrupa kupalarından men cezası alma tehlikesi ile karşı karşıya idik. Avrupa kupalarına gitmeye hak kazandığımız ilk sene men edilme riskimiz şimdilik bertaraf edilmiştir. Ancak, transfer harcamalarımıza ve UEFA müsabakalarında oynayabilecek oyuncularımız için 2020/21 ve 2021/22 sezonları boyunca bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Kulübümüz açısından olabilecek en iyi şekilde gelişen bu süreçler, finansal anlamda yaptığımız çalışmaların yanı sıra UEFA ile sezon içerisinde yaptığımız olumlu görüşmelerin sonucunda neticelenmiştir. Bu gelişme ve kararı kulübümüz adına oldukça olumlu ve sevindirici buluyoruz" ifadelerini kullandı.
"Hukuksal olarak da çalışmalar sürüyor"
Finansal alandaki adımlarının yanında hukuksal olarak da çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Başkan Koç, "3 Temmuz, kumpas davası ve takım otobüsümüzün kurşunlanma dosyası ile ilgili yöneticilerimiz gerekli hukuki girişimleri gerçekleştiriyorlar. 3 Temmuz davası, bir soruşturmanın hukuksuz yürütülmesinin hukuki hesabının sorulması anlamında önemli bir davadır. Süreç, Fenerbahçe’ye kumpasa ilişkin 3 Temmuz sürecinin hukuk dışı saiklerle ortaya çıktığını her geçen gün daha açık göstermektedir. 3 Temmuz sürecine ait Yargıtay’da bekleyen davada, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararının Yargıtay’da da onanarak camiamızın aklanmasının artık neticelendirilmesini bekliyoruz. Kurşunlanma davası kapsamında ise hukuk işlerinden sorumlu yöneticilerimiz Fethi Pekin ve Alper Pirşen Trabzon başsavcılığını ziyaret ederek takım otobüsümüzün kurşunlanması olayının dosyası ile ilgili bilgiler aldılar. Bu dosya üzerinde de yıl sonuna kadar bazı gelişmelerin yaşanmasını bekliyoruz" dedi.

Başkan Koç'tan Kurban Bayramı mesajı

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç son olarak ise, "Türk spor ailesi olarak, ülkemiz sporunun, gelişimi ve başarısını tüm dünyaya gösterebileceğimize inanıyor; Olimpiyatlarda ülkemizi temsil edecek Fenerbahçeli sporcularımıza ve tüm sporculara başarılar diliyoruz. Yazıma son verirken; Kurban Bayramı’nızı kutluyor, sağlık ve huzur içinde nice güzel ve coşkulu bayramlar yaşamayı temenni ediyor, Türk sporu adına centilmenlik ve başarı dolu olmasını da diliyorum" ifadelerini kullandı.

Marcos Rojo Fenerbahçe'ye!

Bu sezon Manchester United’ın planlarında yer almayan Rojo, F.Bahçe’ye önerildi. Hatta Rojo’nun salı gününe kadar İstanbul’a geleceği belirtildi. Rojo da Kolarov gibi stoper ve sol bek oynuyor. İkisi de Fenerbahçe’de olabilir!
Uzun süredir Roma’dan Kolarov’u bekleyen Sarı-Lacivertliler, bayramda Manchester United’dan Rojo ile mutluluğu katlayabilir. Manchester United, Fenerbahçe’nin daha önce de ilgilendiği Arjantinli savunmacısını önerdi. İngiliz kaynaklar, 29 yaşındaki Arjantinli savunmacının 1 yıl Fenerbahçe’de kiralık oynayacağını aktardı! Arjantin Milli Takımı’nın da tecrübeli ismi Rojo, hem sol bekte hem de stoperde üst düzey maçlar oynadı. Tam Fenerbahçe’nin aradığı tipte bir oyuncu!

ROTASYONDA BiLE YERi YOK

Rojo’daki kiralama bedeli ya da satın alma opsiyonuyla ilgili ulaşılmış net bir detay yok. Bu gelişme henüz çok sıcak. ManU’da son olarak 87 milyon euroya Maguire transferi gerçekleşti. Bir savunma oyuncusu için ödenmiş en yüksek bedeldi bu. Rojo’nun da artık Solskjaer’in planlarında yer almadığı, rotasyonda dahi düşünülmediği, hatta Arjantinli’nin salı gününe kadar İstanbul’a gelebileceği belirtildi. Kadıköy’deki Gazişehir maçında sahada olabilir!

GEÇEN YILDAN BiLETi KESiLDi

M.United’da kesin olarak düşünülmeyen Rojo, geçen sezon İngiliz ekibinde toplam 7 karşılaşmada şans buldu. Bilindiği gibi Arjantinli savunmacı geride bıraktığımız sezonun hem yaz hem de kış transfer döneminde F.Bahçe ile görüşmüştü, ancak birtakım sorunlar sebebiyle gelememişti. 29 yaşındaki oyuncunun ‘Çubuklu’yu giyme ihtimali şimdi çok kuvvetli. Kolarov’a nazaran maliyeti de düşük gözüküyor. Salıya kadar her şey netleşecek.

Fenerbahçe Ahmed Musa'yı gözüne kestirdi

Fenerbahçe, sürpriz bir hamleyle Al Nassr forması giyen Nijeryalı yıldız Ahmed Musa’ya kanca attı... Fenerbahçe Yönetimi, Suudi Arabistan ekibinde forma giyen oyuncuyu kiralık olarak kadrosuna katmayı planlıyor...
enerbahçe süpriz bir atak yaptı. Sarı-Lacivertliler, Suudi Arabistan ekibi Al Nassr forması giyen 26 yaşındaki forvet Ahmed Musa'nın peşine düştü. Arabistan'da mutsuz olan yıldız oyuncuyla ilk teması kuran Sarı- Lacivertliler transferi bitirmek için bastırıyor.

O DA GELMEYİ ÇOK İSTİYOR

F.Bahçe'nin eski oyuncusu Giuliano'nun takım arkadaşı Ahmed Musa'nın da Süper Lig'de oynamaya sıcak baktığı bildirildi. Yönetim, yıldız oyuncuyla pazarlık halinde...

AVRUPA'DA İLK TAKIMI VENLO

​Avrupa kariyerine Hollanda'da Venlo takımında başlayan Musa, daha sonra CSKA Moskova'da forma giydi. Burada gösterdiği performansla Leicester City'nin kapıları açıldı.

19 MİLYON EURO'YA ALDILAR

Leicester onun için 19 milyon Euro bonservis ücreti ödedi. Geçen sezon ise İngiliz ekibi onu 16.5 milyon Euro bedelle Al Nassr'a sattı.

14 GOLE KATKI VERDİ

Ahmed Musa, geçen sezon 24 maçta forma giydi. Tecrübeli oyuncu bu karşılaşmalarda 7 gol atarken 7 de asist yaptı. Musa, hızlı ve bitirici bir santrfor..
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Justin TV İzle

8 Ağustos 2019 Perşembe Galatasaray Haberleri

Daniel Sturridge bombası! Beşiktaş ve Galatasaray...

Trabzonspor'dan gelen transfer teklifini reddettiği açıklanan Daniel Sturridge ile ilgili Ada basınından gündeme bomba gibi düşen bir transfer iddiası geldi. Golcü arayışında olan Beşiktaş ve Galatasaray'ın 29 yaşındaki santrforla yakından ilgilendiği öne sürüldü.
Trabzonspor Kulübü Genel Sekreteri Ömer Sağıroğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Liverpool'la sözleşmesi sona eren ve kendisine hâlâ kulüp bulamayan Daniel Sturridge'e yaptıkları transfer teklifinden olumsuz yanıt aldıklarını söylemişti. Bonservisi elinde olan İngiliz golcüyle ilgili Ada basınından gelen son haberse gündeme bomba gibi düştü.
Turkish Football adlı internet sitesinin okuyucularıyla paylaştığı özel habere göre Burak Yılmaz'ın sakatlığı sonrası golcü arayışına geçen Beşiktaş ve yeni sezon öncesi kadrosunu bir santrforla güçlendirmek isteyen Galatasaray 29 yaşındaki santrforla yakından ilgileniyor. Haberde Trabzon'u yeterince tanımayan yıldız isim için İstanbul'un cezbedici bir faktör olabileceği ifade edildi.
Premier Lig'de yaz transfer dönemi bugün kapanıyor olsa da bonservisi elinde olan Sturridge, ilerleyen tarihlerde de herhangi bir İngiliz kulübüyle sözleşme imzalama hakkına sahip.

Mbwana Samatta için 10 milyon euroluk transfer teklifi!

Yaz transfer döneminde Galatasaray'ın da gündemini meşgul eden Mbwana Samatta ile ilgili Fransız basınından çok konuşulacak bir transfer iddiası geldi. 26 yaşındaki Tanzanyalı golcü için Genk'e 10 milyon euroluk teklif yapıldığı öne sürüldü.
Yeni sezon öncesi kadrosunu bir golcüyle daha güçlendirmek isteyen Galatasaray'ın Belçika ekibi Genk'te forma giyen Mbwana Samatta'yla ilgilendiği öne sürülmüştü. Sarı Kırmızılılar'ın gündemindeki 26 yaşındaki Tanzanyalı golcüyle ilgili Fransız basınından gelen son haberse gündem yarattı.
Ülkenin saygın spor gazetesi L'Equipe, Rusya Premier Ligi ekiplerinden Dinamo Moskova'nın golcü futbolcu için Genk'e 10 milyon euroluk bir teklifte bulunduğunu yazdı. Geride kalan sezonda 51 maçta 32 kez fileleri sarsan ve kulübüyle 2021 yazına dek sözleşmesi bulunan yıldız ismin bu teklif sonrası nasıl bir karar alacağı ise büyük merak konusu.

Galatasaray'dan Roman Yaremchuk için transfer teklifi!

Radamel Falcao transferi için yoğun mesai harcayan Galatasaray, bir taraftan da Kolombiyalı golcünün alternatifleri üzerinde çalışıyor. Sarı Kırmızılılar'ın Gent'in Ukraynalı santrforu Roman Yaremchuk için teklifte bulunduğu öğrenildi.
Monaco'da forma giyen Radamel Falcao'nun transferi için yoğu mesai harcayan Galatasaray, bir taraftan da Kolombiyalı golcünün alternatifleri üzerinde çalışıyor. Sarı Kırmızılı yöneticilerin son olarak Gent'in santrforu Roman Yaremchuk için resmi teklifte bulunduğu öne sürüldü.
Ukraynalı gazeteci Igor Tsyganyk, Football Hub adlı YouTube kanalında konuyla ilgili yaptığı açıklamada "Galatasaray, Yaremchuk'u çok istiyor. Türk kulübü, teklifini sundu ve şu anda görüşmeler devam ediyor. Geçtiğimiz sezonun devre arasında da oyuncu için bazı girişimler olmuştu." ifadelerini kullandı.
Güncel piyasa değeri 3,8 milyon euro olarak gösterilen 23 yaşındaki forvetin Gent ile 2021 yazına dek sözleşmesi bulunuyor. Genç futbolcu, yeni sezonda çıktığı 4 maçta 4 kez fileleri havalandırırken 2 de asist kaydetti.

Ömer Toprak Galatasaray yolunda!

Ahmet Çalık’ı gönderecek olan Galatasaray, gurbetçi futbolcuyu kadrosuna katacak. Aslan, başarılı stoperi bonservisiyle almayı planlıyor.
Forvet transferi için dört koldan çalışan Galatasaray, bir yandan da defansa alternatif isim arayışında... Sarı-kırmızılılar, bir süredir adı listede olan Ömer Toprak için çalışmaya başladı. İtalyan ekibi Sassuolo'nun da peşinde olduğu 30 yaşındaki stoper için nabız yoklayan yönetim, uygun şartların oluşması halinde Ömer'i kadrosuna katacak. Bayer Leverkusen'den 2017 yılında 12 milyon Euro'ya Dortmund'a giden Ömer'in kulübüyle 2021 yazına kadar sözleşmesi bulunuyor. Borussia Dortmund'un geçtiğimiz cumartesi Bayern Münih ile oynadığı ve 2-0 kazandığı Almanya Süper Kupa maçında 90 dakika sahada kalan tecrübeli futbolcu, geçen sezon 14 maçta forma giydi. Ahmet Çalık'ı gözden çıkaran Galatasaray, Ömer'i bonservisiyle almayı planlıyor.

BİR BAKIŞTA ÖMER TOPRAK

Almanya'da dört sezon Freiburg (68 maç), altı sezon Bayer Leverkusen (203 maç) forması giyen Ömer Toprak, son olarak üç sezondur Borussia Dortmund'da görev yapıyor (51 maç). 30 yaşındaki deneyimli stoper bu süreçte Bundesliga'da 227, Şampiyonlar Ligi'nde ise 41 maça çıktı. A Milli Takım formasını 27 kez sırtına geçiren Ömer'in Haziran 2021'e kadar sözleşmesi bulunuyor. 1.86'lık boyuyla dikkat çeken Ömer, pas ve hava topu performansıyla öne çıkıyor.

Galatasaray'da sıcak saatler! Falcao evini boşalttı İstanbul'a gelecek

Önceki akşam Ahmet Bulut ve eşi Ayşe Bulut, Monaco’daki evlerinde Kolombiyalı yıldız ve eşi Lorelei Taron’u konuk etti. Bütün pürüzlerin giderilmesi sonrası Monte Carlo’da 6 yıldır yaşadığı evi boşaltarak otele yerleşen Falcao, Monaco forvet alır almaz ilk uçakla İstanbul’a gelecek.
Cimbom adeta Falcao ile yatıp, Falcao ile kalkıyor... Transferde gelinen son durumu açıklanıyor... Menajer Ahmet Bulut önceki gece eşi Ayşe Bulut ile birlikte Kolombiyalı yıldız ve eşi Lorelei Taron'u Monaco'daki evlerinde konuk edip baş başa yemek yedi.

FLAŞ BİR HAMLE GELDİ

Bu görüşmede aradaki bütün pürüzlerin giderilmesi sonrasında Falcao'dan çok flaş bir hamle geldi. Yıldız futbolcu, Monte Carlo'da 6 yıl önce taşındığı evi boşalarak bir otele yerleşti.

3 YILLIK İMZA ATACAK

Yaşanan gelişmeleri takip eden Falcao, Monaco forvet transferi yapar yapmaz ilk uçakla İstanbul'a gelecek. Ardından da kendisini 3 yıllığına G.Saraylı yapacak imzayı atacak.

MONACO 2 FORVETLE TEMASTA

Fransız basınına göre Monaco, Ben Yedder ve Mitchy Batshuayi'nin transferi için uğraşıyor. Hem Galatasaray hem Falcao, Monaco'nun bir an önce forvet almasını bekliyor.

JARDİM: KALMASINI İSTİTİYORUM AMA...

Monaco Teknik Direktörü Leonardo Jardim, Falcao'nun takımda kalmasını istediğini söyledi. Ancak Jardim, "Falcao neler düşündüğünü açıkladı. Bu konuyu yönetime bıraktım, karışmıyorum" diye konuştu.
Galatasaray Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

8 Ağustos 2019 Perşembe Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor'da varsa yoksa Niasse

Daniel Sturridge defterini kapatan Karadeniz devinde gözler artık Oumar Niasse’ye çevrildi. everton ile yapılan pazarlıklarda büyük aşama kaydedildiği öğrenildi.
İngiliz ekibi Crystal Palace’dan Alexander Sörloth’u kadrosuna katan ancak bir golcü daha arayan Trabzonspor’da, Daniel Sturridge defteri kapandı. Amerika’da tatilini sürdüren İngiliz futbolcu ile uzun zamandır temas halinde olan Bordo-Mavili yönetim, transferi sonuçlandıramadı.
Genel Sekreter Ömer Sağıroğlu da “Sturridge teklifimize olumsuz yanıt verdi” sözleri ile bu gelişmeyi duyurdu. Bunun üzerine Fırtına’da gözler Oumar Niasse’ye çevrildi.

Adebayor da masada

Senegalli santrfor için Everton ile pazarlıklarını sürdüren Karadeniz devi, görüşmelerde büyük aşama kaydetti. 2013-14 yılları arasında ülkemizde Akhisar forması giyen 29 yaşındaki forvetin de Türkiye’ye dönmek için İngiliz ekibine baskı yaptığı öğrenildi. Niasse için dört koldan çalışmalarını sürdüren Fırtına, Başakşehir’den ayrılan Emmanuel Adebayor’la da temas halinde.

Trabzonspor'u yoğun maç trafiği bekliyor

Yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Bordo-Mavililer’i önümüzdeki günlerde oldukça yoğun bir maç programı bekliyor.
Yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Bordo-Mavililer’i önümüzdeki günlerde oldukça yoğun bir maç programı bekliyor.
4 sene sonra UEFA Avrupa Ligi arenasına çıkacak olan Trabzonspor 11 günde tam 3 karşılaşma oynayacak.
8 Ağustos’ta Çek temsilcisi ile mücadele edecek olan Karadeniz devi, bu maçın rövanşına 15 Ağustos’ta Trabzon’da çıkacak. Fırtına 3 gün sonra yani 18 Ağustos Pazar günü de lig serüvenine Kasımpaşa karşılaşmasıyla başlayacak.

Sörloth: Hedefim 20 gol atmak

Trabzonspor’un İngiltere Premier Lig ekibi Crystal Palace’tan satın alma opsiyonuyla kiraladığı Norveçli forvet Alexander Sörloth, gol hedefini yüksek tuttu.
rabzonspor’un İngiltere Premier Lig ekibi Crystal Palace’tan satın alma opsiyonuyla kiraladığı Norveçli forvet Alexander Sörloth, gol hedefini yüksek tuttu.
23 yaşındaki futbolcunun, menaceri Mathieu Markaroglu’nun da hazır bulunduğu toplantıda Başkan Ahmet Ağaoğlu’na, “Trabzonspor formasıyla yeni bir maceraya başlıyorum. Benden beklentilerin yüksek olduğunu biliyorum. Süper Lig’de atacağım gollerle Trabzonspor’a elimden geldiği kadar katkı sağlamak istiyorum. Hedefim 20 gol” dediği öğrenildi.

Edgar’a talip var

Sol bek için eski oyuncusu Rick Karsdorp’u Roma’dan kiralamaya hazırlanan Feyenoord’un stoper için de arayışta olduğu öğrenildi.
Sol bek için eski oyuncusu Rick Karsdorp’u Roma’dan kiralamaya hazırlanan Feyenoord’un stoper için de arayışta olduğu öğrenildi.
Hollanda temsilcisinin bu doğrultuda Yusuf Yazıcı transferinde takas olarak kullanılan Edgar'ı da istediği öne sürüldü. Kırmızı-Beyazlılar’ın, Portekizli stoperin bonservisi için Trabzonspor yönetimi ile temas kurduğu iddia edildi.
Gaston Campi ve İvanildo Fernandes transferi ile stoper rotasyonunu artıran Fırtına, Edgar için gelen teklifleri değerlendirecek.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.06.15 22:45 AxeEngineer Fikre ve yardıma ihtiyacım var değerli redditörler...

Potansiyel olarak uzun bir post olabilir, bilginiz olsun, bunun için şimdiden kusura bakmayın.
 
Merhabalar herkese,
 
22 Yaşında, Türkiye'nin en güzel sayılabilecek üniversitelerinden birinde Jeoloji Mühendisliği okuyan bir öğrenciyim, ve hepimizin az çok bileceği üzere son dönemlerde (özellikle son birkaç sene) gelişmekte olan üzücü olaylardan, ülkenin gidişatından, genel olarak buradaki yaşam koşulları ve geleceğimden endişe duymaktayım. Klasik bir yakınma post u gibi görünebilir bu yazacaklarım, ama gerçekten tünelin ucunda bir ışık göremiyorum ve bir şeyler patlak vermeden doğru kararları verip, doğru adımları atarak hayatımı (ve yapabilirsem ailemi) güvence altına almak, geleceğimi "boş, belirsiz bir zemine" kurmak yerine nispeten belirli bir temel üzerine kurmak/kurabilmek, işin belki daha kabaca ama daha realistik olanı, "insan gibi yaşayabilmek ve hayatımı kurtarabilmek" istiyorum. Bu dediklerim ağır gelebilir, ama ülkesini gerçekten çok seven bir insan olarak ben bu noktaya gelmekten üzüntü duyuyor olsam da bu noktaya ne yazık ki belirli gözlemler sonucunda geldim. Bazılarının bu düşüncelerime sert çıkacağına eminim, ama benim umudum, gerçekçi olmak gerekirse yok gibi birşey. Şu ana kadar bahsettiklerim biraz ucu açık ve direkt olmayabilir, bunlardan, bu düşüncelerim ve dayanaklarından genel olarak bahsetmek istiyorum.
 
Öncelikle bir kez daha belirtmek istiyorum: ülkemi seviyorum, ülkeme karşı kesinlikle ek bir garezim yok. Sadece ülkemdeki yaşam koşulları ve ülkemin geldiği, daha doğrusu getirildiği nokta neticesinde, bu noktanın hayatıma izdüşümünde bir çıkış yolu bulamıyorum, bir şeyleri değiştirmek için savaşmak istesem dahi bir çözüm göremiyorum/üretemiyorum ve bir şeylerin değişebileceği bir zeminin artık olmadığını, ortadan kalktığını ve bu zemini kurmanın büyük reformlar neticesinde olabileceğini düşünüyorum. Dikkat ederseniz bir şeyleri değiştirmekten bahsetmiyorum, bunları gerçekleştirebileceğimiz bir zeminin bile olmamasından, yok olmasından bahsediyorum. Değerlerim bana savaşmayı söylese de ben artık savaşılacak koşulların olmadığını düşünüyorum (zaman ve teknolojinin de etkisi fazla burada), savaşsam bile buna değip değmeyeceği apayrı bir muamma olduğu gibi hayatım da burada söz konusu olduğu için, ayriyeten bazı son dönemdeki yaşanmışlıklar neticesinde bu kararı mantıklı bulmuyorum, mantığı geçtim uygulanabilirliği açısından bile şüpheliyim. İşini yapan jeoloji mühendislerinin işten çıkarıldığı (çıkarılabildiği) bir ülkede, insan hayatının zerre değeri olmadığı bir ülkede, parayı bastıranın hak ve hukuku rahatlıkla reddedebildiği bir ülkede, işimi en iyi şekilde yapmaya çalışarak veya sistemi değiştirmek için savaş vererek ne elde edebileceğim ki? Bu sadece bir örnek, bunun gibi belki de yığınla örnek var, yığınla duruma uyan. Özetle ben belli başlı konularda geriye dönüş olmadığını düşünüyorum, olsa bile bunun yıllar süreceğini düşünüyorum. Ekonomik duruma girmek bile istemiyorum, ama ben gerçekten son dönemde öğrenciliğimi, yaşantımı fazlasıyla sorguluyorum ve zaten ailesel sorunlarım varken (toparlanma aşamasında olsa bile), ruhsal bazı sorunlar varken ortada, ben diğer ülkelere kıyasla öğrenci olarak yaşadığımı değil, "hayatta kaldığımı" düşünüyorum ve bir kere geldiğim bu hayatta bu şekilde devam etmekte hiçbir mantık göremiyorum. Buna bir örnek de verebilirim; zirvelerden zirve beğenen kur neticesinde aklıma sene başında bir fikir geldi: oynadığım online oyunda yabancılara koçluk yapmak. Saatini 10 dolardan (daha doğrusu 10 "birim para (her ülkenin kendi para birimi, rahat olması açısından)) verdiğim koçluk çok uzun süremese de başarılı oldu ve ortaya koyduğum hesap bana ağır geldi: Aylık bu işi full time yaptığım taktirde, mühendis olarak belki senelerce çalışıp yükselerek ulaşabileceğim aylık maaşa, hiçbir vasfım olmadan, hiçbir şekilde yorulmadan ulaşabileceğimi fark ettim. Kendime, ülkemin haline acıdım. Bunca şeyi yapmanın neredeyse anlamsız olduğunu hissettim. Yıllarını ülkesine ve işine veren insanların belki de asla göremeyeceği maaşın bu kadar değersiz olması ağır geldi bana. Hala da gelmeye devam ediyor. Miktarı buraya yazmayacağım, kendiniz dilerseniz hesaplayabilirsiniz. Özetle bu kadar anlatmamın sebebi, gerçekten bir umudum olmaması ve içgüdüsel olarak bir an önce kendimi kurtarma isteğimin olması, ve bunu artık öğrenciyken yapmak istiyorum. Fikirlerinize tam olarak bu noktada ihtiyacım olacak.
 
İngilizcesi, övünmek gibi olmasın yanlış anlamayın, oldukça iyi biriyim, ve SAT sınavına hazırlanmayı düşünüyorum (lisede bunu yapmadığım, bunun yeni farkına vardığım için kendime kızsam da bilemezdim pek, hayallerim başkaydı, yolun sonundaki hayallerim aynı noktaya çıksa bile). Şu an okuduğum üniversite gerçekten iyi bir üniversite olsa bile ben bu güzel, hayalini kurduğum üniversitemin de bir nevi çöküşünü izliyorum ve ayriyeten henüz bir başarı da gösteremedim; hazırlığı atlamış olsam bile çeşitli sorunlar yüzünden 3 senedir 1. sınıftayım, bu sorunları aşıyor olsam bile ülkenin durumu bana fazla zamanım olmadığını söylüyor ve üniversiteyi bitirene kadar zamanım olup olmadığından emin değilim. Sizce bu ülke, 4 sene daha dayanabilir mi? Bu soruyu çok ciddi soruyorum çünkü ben bundan bile emin değilim artık. Sizce üniversiteyi bitirmeye çalışmak ve yurtdışında iş aramak daha mı iyi olur, yoksa düşündüğüm ve hissettiğim gibi yurtdışında bir üniversiteden (Amerika'ya gitmek istiyorum) burs kazanıp oraya geçmek daha mı mantıklıdır? H1B Vizelerine sponsorluğun azaldığını duydum (Ayrıca buradan Trump'a teşekkürler) ama yurtdışına çıkmanın, burada kalmaktan daha fazla kapı açacağını düşünüyorum. Sizce bir olay patlak vermeden, tam olarak dibe vurmadan, ülke batmadan, özetle herhangi bir durum olmadan önce ne kadar zaman var? En en son çare olarak asylum u bile düşündüm ama oraya gelene kadar daha çok şey var, bana paranoyak diyebilirsiniz ama ben gerçekten önümü göremiyorum şu an ve gelecek hakkında yorum yapamıyorum. Özellikle yurtdışında yaşayan, göç edebilmiş ve/veya iş bulabilmiş insanlar varsa onların fikirlerine de çok ihtiyacım var. Şimdiden fikirleriniz için teşekkür ediyorum. Post u hoş karşılamayabilirsiniz ancak ben de bir nevi içimi dökmek ve fikir almak istedim, sizin fikirlerinize de saygı duyuyorum. Tahminen downvote un dibini göreceğimi de düşünüyorum, ama önemli değil: sadece fikir belirtilirken saygı çerçevesinde belirtilirse çok sevinirim.
 
Teşekkür ederim,
 
Axe Engineer
submitted by AxeEngineer to Turkey [link] [comments]


2018.09.02 21:59 PeiceOfGarbage Yönetmenlik Konusunda Yardım !

Beyler, bayanlar ben yönetmen olmak istiyorum ama kafamda o kadar çok soru var ki.
  1. Sizce ne okumalıyım;
İzmir'de 9 Eylül üniversitesinde Film Tasarım ve Yönetmenliği bölümü var Başarı Sıralaması 45,758 Taban Puanı 392 ama bu okuldan daha iyi bir sürü Sinema Televizyon bölümü var.
  1. Ne öğretilecek hiçbir fikrim yok:
Ne Film Tasarım ve Yönetmenliği bölümünde ne de Sinema Televizyon bölümünde derslerin nasıl işleneceği ya da müfredat konularının ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok.

  1. Hiçbir tanıdığım yok.
Hani derler ya eğer bir tanıdığın yoksa işe başlayamazsın falan diye o kesin doğru zaten onda hiçbir şüphem yok ama eğer yurt dışında da eğitim alırsam birazcık yardımı olur diye düşünüyorum İngilizce düzeyim oldukça iyi başka biriyle uzunca muhabbet edebilirim hatta birkaç arkadaş bile yapmıştım Birleşik Krallıktan, yabancı film/dizileri altyazısız izleyebiliyorum ve şu anda kendi kendime Fransızca okulda da Almanca çalışıyorum. Yani yurt dışında okuyabilirim. Belki yurt dışında okuduktan sonra orada birkaç reklam filmi yönetir kazandığım parayla Türkiye'de film çekerim diye düşünüyordum ama burada da 4. soru ortaya çıkıyor.
4.Yurt dışında nasıl okunur.
Yurt dışında nasıl okunacağına dair de fikrim yok, girmek istediğim üniversiteyle nasıl bağlantıya geçeceğim, bu Türkiye'de girdiğim sınavla mı gireceğim yoksa okula kadar gidip bizzat mı başvuracağım hiçbir fikrim yok olsa bile yurt dışında bildiğim yönetmenlikle alakalı hiçbir üniversite yok ama yabancı ülke subredditlerine ülkelerindeki okulları sordum inşallah oralardan yanıt alacağım
Buraya sorularıma cevap alıp konularla ilgili az buz bir şey bilgi sahibi olmaya geldim bana yardımcı olacak biri varsa çok hoş olur.
submitted by PeiceOfGarbage to Turkey [link] [comments]


2018.05.08 07:43 Sohbetinadi Sohbet odası ve sohbet sitesi

SOHBET ODASI SOHBET SITESI
Sohbet Sitesi sohbet odası dediğimizde elbette aklımıza insanların girip sohbet ettiği yerler geliyordur. Günümüzde bu kadar basit olmasa da evet sohbeti amaçlayan sohbet siteleri vardır. Genel bir bakış atarsak bu sohbet sitesi ve sohbet odalarına, amaçlarından kopmuş olduklarını görebiliriz. Tamamen değişen amaçlarından kopan, amaçları değişmiş olan bu siteler, neyi amaçlamış olabilir? bu sohbet odaları kurucusu? Beklentileri nedir sorgulamak gerekir. Amaçları sohbet imkânı sağlamak mı? İnsanların bu odalara girişini sağlayıp güzel zaman geçirip eğlenmeleri mi hedeflemişlerdir? Bir kısım sohbet odası bunu hedefliyor elbette. Peki, geri kalan o büyük sohbet siteleri aynı düşüncedeler mi sizce? Şu dönemde bakacak olursak sohbet siteleri bu düşünceleri taşımamaktadırlar, amaçları değişmiş, bakış acılarından sapmış, durumdadırlar bence. Sohbet etmek kadar güzel rahatlatıcı bir başka şey var mıdır acaba? İnsanların yeni insanlarla tanışması, onlarla seviyeli arkadaşlıklar kurması, bu ne kadarda güzel bir durum değilimdir. Aşk sevgi özlem, dostluk arkadaşlık hasbihal söyleşi yapmaları, farklılıklarını tanımaları, bu farklılıkları zenginlik olarak görüp, faydalanmaları kadar güzel bir şey yoktur zannedersem. sohbet odası ve sohbet sitesi
sohbet odası ve sohbet sitesi Sohbet Yapmak İsteyenler
Ben sohbet yapmak istiyorum, insanlarla tanışmak kaynaşmak arkadaş olmak istiyorum. Evet, seni onu diğerlerini tanımak istiyorum, zamanımı güzel ve hoş geçirmek istemekteyim. Günün yorgunluğunu dostlarımla sohbet ederek atmak en doğal hakkımdır diyorsanız. Sizde sohbet sitelerimize gelmelisiniz, sohbet kavramından uzak kalmış kar amacı güden çıkarcılık peşindeki saçma sapan sitelerden uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Gerçek dostlukları arkadaşlıkları yaşamak paylaşmak isterseniz sizleri de sohbet sitelerimize bekliyoruz. Arkadaşlık adına yaşanacak, seviyeli sohbet adına paylaşılacak, oldukça fazla şey olan bu sohbet sitelerimizde güzel vakitler geçirebileceksiniz. www.sohbetinadi.net sohbet odaları, diğer bir deyişle sohbet odası, adını sizler belirleyin, arkadaş arayanlar, arkadaş odası desinler. Dostluklar peşinde kosanlar, dost sohbet odası desinler, aşk arayanlar aşk sohbet odası diyebilirler. Sizleri de seviyeli sohbet sitelerimizde görmekten büyük mutluluk duyarız. www.sohbetinadi.net sohbet odası sohbet siteleri kesintisiz sohbet Chat yapmanızı sağlayan bir internet adresidir. sohbet yapmak isteyenler ve sohbet chat siteleri
sohbet yapmak isteyenler Sohbet Odaları Ve Eğlenmek
Sohbet odalarında eğlenmek, günümüzde mobil ara yüz çıkmasıyla daha fazla popüler olmuştur. Akıllı telefonlarında hayatımıza girmesiyle dünyanın her yerinden istediğiniz zaman bu sohbet odalarına bağlanıp eğlenceli sohbet edebiliyorsunuz. Sohbet ihtiyacı duyan herkesin rahatlıkla bağlanıp istedi gibi sohbet etmesine olanak sağlayan bu odalar, farklılıklarıyla da oldukça ilgi uyandırıyor. Bu sohbet odaları insanların bir araya gelip hasbihal söyleşi yapmasına olanak sağlayan bir partaldır. Dünyanın her yerinden insanları bir araya toplayıp sohbet tanışma arkadaş olma ve hatta sevgili olma olanağı sağlayan bu sohbet odaları, içerisinde barındırdığı değişik odalarla da tercihlere göre hizmet vermektedir. Sohbet odaları kategorisi, evet öncelikli ve en güncel popüler olan sohbet odaları, genel sohbet amaçlı odalardır. Bu genel sohbet amaçlı odalarda, yeni insanlara tanışıp arkadaş olabilirsiniz. Bir anınızı paylaşabilir, birilerinin yasadığı bir olaya tanık olup onun hakkında karşılıklı sohbet edebilirsiniz. Güncel genel konulardan bahsedip toplu sohbetin keyfini çıkartabilirsiniz, tanışıp farklılıklarını tartabilir, farklı duygular yasayabilirsiniz. Burada çok derin arkadaşlıklara şahit olacağınıza eminim. Bu sohbet odalarının öyle farklı bir yanı vardır ki, insanı adeta bağlıyor, kopamıyorsunuz. Boş kaldığınızda, işten eve döndüğünüzde hatta işyerindeyken, çalışırken bile bu sohbet odalarına girip, yeni insanlarla tanışmak istiyorsunuz, tanıştığınız arkadaşlarınızla vakit geçirip, sohbet etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Eğlenceli olan bu odalardan kısaca bahsetmekte fayda var. Bu oyun odaları çeşitli sistem botları üzerinden, bulunduğunuz odaya çeşitli sorular göndermektedir. Ekranınızda görünen sorulara cevap vererek puan, oda içerisinde yetki kazanabiliyorsunuz. Bu oyun odalarında İngilizce soru cevap oyunlarından tutun matematik soru cevap oyununa kadar, her türlü oyun bulunmaktadır. Konuşmak istemediğinizde, sohbet etmek istemediğinizde, bu oyun odalarında oyun oynayarak zaman geçirebilirsiniz. Genel kültür oyunlarıyla kendinizi geliştirebilir, hızlı yanıt oyunlarıyla klavyeye hâkimiyetinizi artırabilirsiniz. Birde radyo kanalı var tabii, bir sohbet sitesinde olmazsa olmaz olan odadır. Radyo odası online yayıncıların 7/24 canlı yayın yaptığı, internet web sayfası üzerinden rahatlıkla dinleyebildiğiniz yayınlarla, sizleri eğlendiren, hüzünlendiren, mutlu eden, hislerinizi yasamanıza olanak sağlayan, bir radyo odasıdır. Bu radyo odalarında bay bayan spikerlerden istek şarkılar isteyebilir, sohbet odasındaki arkadaşlarınıza şarkılar armağan edebilirsiniz. Sevdiğiniz şarkıları online hızlı bir şekilde dinlemenize olanak sağlayan bu radyo odası, sohbet odalarının adeta kalbi konumundadırlar. İstediğiniz şarkıyı radyo odasında yazarak yayıncılara ulaştırıp, sevdiğiniz şarkıyı dinleyip, o anın keyfini çıkartmanızı sağlayan radyo odalarında, yayın ve programlara göre değişik, farklı aktiviteler programlarda yapılmaktadır. Radyo yayınına konuk olabilme imkânınız da söz konusudur, kısaca değindiğimiz sohbet odaları anlatımı bu kadardır. Sizlerde bu sohbet odalarında zaman geçirip, arkadaş edinip sohbet etmek isterseniz, sohbet odasıza bekleriz. sohbet odaları ve sohbet odası
sohbet odaları ve sohbet odası Online Sohbet Sitesi
Online sohbet sitesine, Türkiye`nin her yerinden Sohbet Sitemize giren kullanıcılarla Sohbet ve tanışma fırsatı sunuyoruz. Sadece Türkiye ile sınır değil elbette, Dünyanın her yerinden Sohbet odamıza giriş yapılmaktadır, Her ülkeden rahatlıkla sohbet sitemize giriş yapabilirsiniz. Sohbet odalarımızda bulunan, sizler gibi sohbet, tanışma, arkadaş edinme, güzel vakit geçirmek, yeni insanlarla tanışıp arkadaş olmak isteyenlerin, tercih ettiği ve bulunduğu bir sohbet odasıyız. Sadece sohbet değil tabii ki, müzik yarışma, eğlence ve sınırsız doyumsuz mutluluk, hiç bir ücret ödemeden kayıt yapmadan, bedava ücretsiz sohbet imkânı bulacağınız sohbet ve arkadaşlık sitemiz sizlerin hizmetindedir. 7/24 kesintisiz bağlantı, müzik eğlence yarışma doyasıya sohbet, sizleri bekliyor. Kolay anlaşılır ara yüzü, basit ve sade, bir o kadar şık ekran görüntüsüyle, sizlere keyifli zaman geçirmeniz için hazırlanmış sohbet sitemiz, kaliteli hizmet sunmaktadır. Mobil sohbet imkânıyla ön planda olan sohbet odamıza kolayca erişebilir, basit bir şekilde bağlanıp, eğlenceli zaman geçirebilirsiniz. Sohbet etmek isteyenlerle sohbet, aşk isteyenlerle aşk yaşayacağınız, yeni dostlukların temelini atacağınız sohbet odasıdır.
submitted by Sohbetinadi to chat [link] [comments]


2017.02.06 23:04 BloodForTheSkyGod Fon Hikayesinin Basit Çözümü, by Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel

Aşağıdaki makale hiçbir harfine dokunulmadan, emekli Prof. Dr. Yahya Sezai TEZEL'in facebook sayfasından alınmıştır. Kendisi hakkında geniş bilgi almak için basit bir google araması yeterli olur diye zannediyorum, olmadıysa, oldukça saygıdeğer, Türkiye'deki sayılı gerçek aydınlardan biridir. Mülkiyede yıllarca hocalık yapmıştır. Cambridge University'de doktora yapmış ve (sanırım) misafir öğretim elemanı olarak da çalışmıştır. Bir zaman CHP'de danışmanlık da yapmıştır, sanırım 70'lerin sonu.
 
"Fon hikayesinin basit çözümü.
 
  1. Sayın CB'miz RTE'nin Abdullah Gül, Bülent Arıncç başta olmak üzere kendisine biat ettiremeyeceği eski arkadaşlarını tasfiyesinden sonra, AKP lider kadrosu dış politikada ve uluslararası ilişkilerde ABD ve AB siyasi kadrolarının güvenini ciddi olarak kaybetti.
 
  1. Sayın CB RTE'nin AKP iktidarının tek seçicisi ve oyun kurucusu olarak iktidarını pekiştirmesi ve AKP iktidarının Türkiye ekonomisine uluslararası iktisadi sistemin oyun kurallarını ani ve keyfi olarak ihlal ederek müdahale edeceğini dair bir küresel algı yarattı.
 
  1. Türkiye ekonomisinin, Hazinenin, yerli bankalar ve büyük özel şirket kuruluşlarının satacağı tahvil ve hisse senetleri ile düşük ülke riski primli makul faizlerle ekonomik büyüme için bağımlı hale gelinmiş olan cari açığı finanse etmesi şansı ciddi olarak azaldı. Üstelik ülkenin siyasi, güvenlik ve iktisadi riskinin artması turizm gelirlerini azalttı ve azaltmağa devam edecek görünüyor.
 
  1. Türkiye'deki mal ve hizmet arzına yönelik yurt dışı talepteki daralmanın, resesyon hatta depresyona yol açması tehlikesi bugünlerde sayın CB'miz RTE'nin ve AKP yönetiminin önüne dikildi.
 
  1. AKP'nin resesyonun depresyona dönüşmesini önlemek için 20 yıllık bir dönemde sabit tutabileceğini varsaydığı bir iç piyasa faiz ortamında mesken alanlara, otomobil ve beyaz eşya alanlara faiz sübvansiyonları vereceğini ilan etmesi, sonunda ciddi bir bankacılık krizini tahrik edebilecek kumar benzeri ve günü kurtarma psikolojisini yansıtan bir karar oldu. Bankalar belirli bir kurdan belirli bir dolar değeri ima eden bir krediyi, kurlar ya da faiz hadleri arttığında kendilerini kurtarmak için yeniden ayarlarlarsa, ödeme imkanını yitirmiş borçluların ipotek altındaki yüz binlerce dairesinin, ofisinin, arabasının bankaların kapısına ölü varlık olarak bırakılması riski bir hayli yüksektir.
 
  1. Sayın CB'miz RTE, 2023 ve sonrasına kadarki iktidarını bir ekonomik depresyonla sürdüremeyeceğini biliyor. Bunu Tanrı'nın Türk ulusuna armağanı büyük iktisatçı Yiğit Bulut gibi yardımcıların da ona söylüyorlar. Böyle bir depresyonu önlemek için büyük kamu inşaat projeleri vbg ile ekonomise ilave talep enjekte edilmesi gerekiyor. Bunun para basmadan ve döviz kurlarını fırlatmadan yapılabilmesi için 10 milyarlarca dolarlık yeni yabancı sermayenin Türkiye'ye akmasını sağlamaya çalışıyorlar.
 
  1. Türkiye'de THY ve Ziraat Bankası ve bir sürü başka yerleşik büyük ve başarılı kamu iktisadi teşebbüsü var. Bunların özellikle Körfez ve Suudi zenginlerine, kral ve emir ailelerine satılması hedefleniyor. Bu satışların perde arkasında pazarlıklarla yapılması Orta Doğu kültürünün doğal bir sonucu olmalı. Öyle bir mekanizma ile satılmalı ki bu büyük kuruluşlar, satan memnun, alan memnun, piyasa pazarlığı içinde satıldı. Sattım sa sattım, ne olmuş yani ticaret günah mı denilebilmeli.
 
  1. Siyasetin patronları karşısında direnmeleri imkansız emir kulu kişilerle oluşturulacak bir güya milli çıkarları gözetecet fon yönetimi kadrosu, hukuken Sayıştayın denetiminin dışına çıkarılmış bir özel sektör kuruluşu gibi varlığı sürdürecek bu büyük iktisadi teşebbüslerin mahremiyetinin emanet edileceği bir kadro olacak. Üstelik, bu kuruluşların Sayıştayın denetimine tabi oldukları yıllardaki hesapları, olan bitenleri de, artık hukuki denetimin dışına çıkarılacak.
 
  1. AKP'li vekiller bunu yerler mi? Yiyebilirler? Türkiye siyasi toplumunu oluşturan çıkar çevreleri ve seçmen blokları bunu yerler mi? Ne yemediler ki diye düşünmeden geçemiyor insan.
 
  1. Ben AKP vekilleri ve bakanlarına şapka çıkarmak istiyorum. İyi cesaret gerçekten. Ben bu kadar gözü kara bir siyasi cesaret örneği görmüyorum Türkiye'nin tarihinde. Başka ülkelerde var mı/ Var. Adlarını söylemeyeyim ülkelerin ve dönemlerin. Siz biraz bilmece çözün.
 
THE END: U T A N I Y O R U M."
submitted by BloodForTheSkyGod to Turkey [link] [comments]


SİMİT İSTİYORUM BEN. ايمن أفضل سلسلة قصص تربوية وأخلاقية ... PUBG MOBİLE BULDUĞUN İLK SİLAHLA OYNA CHALLANGE(KOMİK ... Adopt Me Oyunundaki Envanterim //Roblox Türkçe - YouTube Ben oyuncu olmak istiyorum - YouTube GÜVENİLİR BİRİ İLE ORTAK KANAL AÇIP ADMİN OLMAK İSTİYORUM ... Ben 700 olmak istiyorum ühü - YouTube Real Ben - Olmak istediğim - YouTube Ama ben güzel bir kız olmak istiyorum (Gacha life) Türkçe ...

Küba'da Yaşamak İstiyorum. Küba’ya Nasıl Yerleşilir ...

  1. SİMİT İSTİYORUM BEN. ايمن أفضل سلسلة قصص تربوية وأخلاقية ...
  2. PUBG MOBİLE BULDUĞUN İLK SİLAHLA OYNA CHALLANGE(KOMİK ...
  3. Adopt Me Oyunundaki Envanterim //Roblox Türkçe - YouTube
  4. Ben oyuncu olmak istiyorum - YouTube
  5. GÜVENİLİR BİRİ İLE ORTAK KANAL AÇIP ADMİN OLMAK İSTİYORUM ...
  6. Ben 700 olmak istiyorum ühü - YouTube
  7. Real Ben - Olmak istediğim - YouTube
  8. Ama ben güzel bir kız olmak istiyorum (Gacha life) Türkçe ...

arkadaşlar bu kanalada video atacağım ama ortak bir kanalda olsun istiyorum boş bir hesap açıp iki admin olacak kanalda bir ben birde seçeceğim kişi gerekli ... merhaba arkadaşlar ben ๛Ömerツ youtube kanalimi yeni actim youtube de gelismek ünlü olmak istiyorum beni youtubede takip edebilirsiniz instagram: https://www.... Ben oyuncu olmak istiyorum ايمن أفضل سلسلة قصص تربوية وأخلاقية للأطفال Kalımıza abone olmak için https://www.youtube.com/channel/UCDAFv1Bs4kol2Jz3QBPVl3A ... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Hepinize merhaba arkadaşlar ben youtubeye başladım zaten video izlemişşindir eminim.Youtubeda büyük kanal olmak istiyorum bana destek ol ve dev gibi kanal ol... Çok mu şey istiyorum kakül... Ben 700 olmak istiyorum ühü